A. Baki KARACA


KCK, BELİRSİZLİK VE FELÇ OLAN BİR KENT

KCK, BELİRSİZLİK VE FELÇ OLAN BİR KENT


KCK, BELİRSİZLİK VE FELÇ OLAN BİR KENT
 
Bir sabah kalktığınızda bir kentin nasıl eritildiğini görmek isterseniz ya da burası neresi diye merak ederseniz, buranın Van’dan başka bir yer olmadığını görmek mümkün. Deprem kaynaklı yaralarını henüz yeni sarmaya çalışan, deprem öncesi ve sonrası birçok sorunu olan ilimizin, hem ekonomik hem de siyasal olarak gelişmemesi için birileri yoğun çaba gösteriyor sanki. Bir il ve insanı ancak bu kadar huzursuz edilebilir. Girin halkın içine, her kesimden insanlar, şehrin bu hale getirilmesine tepki gösteriyor. ‘Zamansız ve gereksiz bir operasyon’ diyor, ‘bir oyun var bu işin içinde’ diyor Van halkı. Van’da yapılan operasyonda 14 kişi gözaltına alındı. Bunlardan 6’sı belediye başkanı. Van’da neredeyse belediye başkanı kalmadı. Bu da şunu gösteriyor ki, gerilimi yüksek bir süreç daha bizi bekliyor. Yapılan eylemler, yapılmayan hizmetler, işi tamamen çığırından çıkarmışa benziyor. KCK operasyonunu yapanlar, Van’ın imajından memnun mu, ‘ne güzel korkutuyoruz’ diye seviniyorlar mı acaba?
Eğer memnunlarsa ve ‘korkutma’ konusunda bir düşünceleri varsa, böyle bir durum çok da bir şey kazandırmaz kimseye, hele saygıyı hiç kazandırmaz. Çünkü bununla Van’a zarar veriyorlar.
Kanaatimce en uygunu, bu operasyonu yaptıranlara yakışan şey; onların da bu kötü imajdan rahatsızlık duyması ve vatandaşa güven veren bir hukuk ortaya koymalarıdır.
Peki, bu KCK operasyonları nereden kaynaklanıyor? Mahkemeye, tutuklanan insanlara neden tutuklandıklarını söylememe hakkını veren bir yasa mı var. Varsa bu yasa, ne tür yetkiler veriyor, istedikleri insanı, istedikleri zaman korkunç baskınlar yaparak evlerinden alma gücünü kim veriyor? Hukukçu değilim ama, eğer düzenlenen bir hukuk bir ülkenin yaşayanlarına siyaset hakkı vermiyorsa, insanlığın ihtiyaçlarına göre uyarlanmıyorsa, çıkarılan yasalar insanların sorgusuz sualsiz yıllarca hapishanelerde çürümesine sebep oluyorsa, insanlar niçin alındığını bile bilmiyorsa, orada ‘hukuk’tan değil sadece ‘yasalar’dan, katı ve acımasız yasalardan başka bir şey bulmak mümkün değildir.
Çünkü bu yasalar, bir şehri üç günde alt üst ediyor. Hayat durma noktasına geliyor. Düşünün bir şehir ve yaşayanları hizmet alamıyor, her taraf leş gibi kokuyor. Evler, aileler susuzluktan kavruluyor, kir pas için de kalıyor. Karşılıklı bir inat pratiği üzerine kurulan ve ‘sen böyle yaparsan ben de bunu yaparım’ şeklindeki bir yaklaşımla bir yere varılmayacağını görmek lazım.
Bu operasyonu gerçekleştirenler birçok açıdan Van’a ne kadar zarar verdiklerini biliyorlar mı? Diyecekler ki, ‘yasalar neyi gerektiriyorsa onu uyguluyoruz bizi gerisi ilgilendirmez.’ Evet, yıllardır aynı senaryolarla bir yol alamayan bir ülke konumundayız, ama hala ders almadığımız her haliyle ortada. Yasaları koyanlar da uygulayanlar da ‘benden geriye tufan olsun’ mantığını ve bunun politik pratiğini sürdürürlerse bu ülkeye çok kötülük yaptıklarını unutmasınlar. Yasa koyucular ve uygulayıcılar da bu ülkenin huzuru için mesul olduklarını unutmamalıdırlar. Toplumsal dengeleri ve bir şehrin geleceğini göz önünde tutarak kararları vermelidirler.
Seçilen insanlar, neden seçildiklerini bilen insanlardan oluşur, bilinçli bir meclis şekillenirse; ihaleyi değil de çıkarılacak yasalarla yaşam standartlarını daha ‘nasıl geliştirebiliriz’i kovalarsa, bu tabloyla karşılaşmayız sanırım. Hele bu alınanlar yüz binlerce insanın seçimle başa getirdiği kimselerse, varın siz düşünün bir kentin halini. 
Adamları tutuklayacak, yıllarca yargılamadan içeride tutacak ama niye tutukladığınızı söylemeyeceksiniz! Kamuoyu yıllardır yapılan KCK operasyonlarının ne anlama geldiğini hala kavrayabilmiş değil. Resmi ağızlar örgütün şehir yapılanması olduğunu söylüyor, ama nedir şehir yapılanması, insanları mı öldürüyor, faili meçhuller mi işliyor, rüşvet mi alıyorlar, yolsuzluk yapıp dağa para mı gönderiyorlar ya da örgütün dağ kadrosuna adam mı kazandırıyorlar. Bu konuda doğru ve net bilgilerle kamuoyunu bilgilendirmek de yetkililerin asıl görevi olduğu unutulmamalıdır.
Ülkeyi yönetenler, mevcut yasalarla bu ülkenin hala yönetilemediğini, utanılacak duruma geldiğimizi kavrayıp bu ayıplardan bir an önce kurtulacak yasalar çıkarmalıdırlar.
Van’da bu birkaç günlük edindiğim izlenimde, sadece partizanlarda değil bunların dışındaki kesimlerde de artık gizli bir isyan duygusunun hâkim olduğunu gördüm. Siz de unutmayın. Ayrıca evlerinden alınan başkanların alınış şekilleri de usulen çok uygun olmasa gerek. Gözaltına alınanların hepsi belediye başkanı ve BDP yöneticisi. Yerleri belli, makamları ortada. Sabahın erken saatlerinde evlere yapılan baskınlarla gözaltına alınmaları çok çirkin ve yakışıksız. STK’ların da çıkıp bir açıklama yapması gerek. Bu operasyonun Van’ı her haliyle geriye götürdüğünü ifade etmeleri STK’ların boynunun borcu olsa gerek. Ve hangi suçtan dolayı gözaltına alındıklarını bu halkın öğrenmesi gerektiğini kitlelerinin temsilcileri olarak dile getirmeleri lazım. Korkarak, saklanarak, çözümsüzlüğe çözüm katamazlar. Korku, sahibini de yer, bunu hiç unutmasınlar.
Ayrıca ülkenin birçok yerinden Van’a gelerek gözaltıları protesto eden BDP’lilerin kullandığı tehdit dili de gerilimi tırmandıran bir rol oynuyor ve hiç de şık durmuyor. Sorunlar savaş dilliyle çözülmez. En önemlisi; barış isteyenler, savaş dilini kullanmamalıdırlar. Kullandıkları dil ve söylemlerin Van’ın zararına olduğunu bilmeli ve konuşmalarına ayar vermeliler. Bir kitleyi yönetenler, sorumluluklarını iyi bilmeli, çünkü küçücük bir kıvılcım birçok yeni ve yakıcı acılara neden olabilir.
 
Doğrusu şu ana kadarki KCK tutuklamalarını ve bu tutuklamaların gerçek nedenlerini daha kimse anlamış değil.
 
Niye tutuklandı bu insanlar…
 
Ergenekon operasyonlarını sonuna kadar desteklemek her vicdan sahibinin görevi olsa gerek. Ülkeyi kanlı bir kaos yaratarak darbeye götürmeyi planlayanların yakalanmasını çoğunluk olarak destekledik. Hakimiyet kurmak için şehirlerde şiddet yaratmayı planladığı söylenen KCK eylemlerinin engellenmesini de destekliyoruz. Şiddet, nereden ve kimden gelirse gelsin karşısında olmak, tepki göstermek, insanların hayatını tehlikeye atan her eyleme sonuna kadar karşı olmak durumundayız.
 
Şiddete karşıyız ama, şiddeti haksız kılacak şeyin ‘özgürlük, eşitlik ve güven ortamı’ olduğunu da çok iyi biliyoruz. Bir örgütün şiddetini kırmak için, o örgütün şiddetinden daha büyük bir şiddeti kullanan, insanları haksız biçimde tutuklayıp cezalandıran devlet şiddetine de karşı olmak, insani görevdir.
 
Bu insanlar KCK ile ilgililerse ve şiddete bulaşmışlarsa, yasal olmayan işlerle uğraşmışlarsa, neden yılardır dokunulmadı ve niye şimdiye kadar bundan haberdar olunmadı? Olunduysa neden engellenmediler. Suç varsa; tek suçlu gözaltına alınanlar mıdır yoksa bugüne kadar seyirci kalanlarda mı suçlu. Şu ana kadar KCK tutukluları ile ilgili ortada net bir şey, yani ‘suç unsuru’ belirtilmedi. Yani kamuoyuna bilgi kirliliği oluşturuldu. Suç yoksa bu adamlar neden tutuklanıyor, sormak istiyorum.
 
İddialar ve söylentilerin kaçı doğru ve inandırıcı. Somut, tatmin edici bilgiler yok. Bu ülkeye ve insanlara, özelde Van’a hizmet etmek, saygıdeğer olmak isteniyorsa, bu kötü imaj derhal yok edilmeli. Van, ülke gündemine hep olumsuzluklar ile geliyor. Bu ili bu kötü imajdan kurtarmak için güçlünün değil adaletin sesi yükselmelidir. Bunun da tek yolu, yasaları gerçek hukuka uydurmak ve uygulamalarda keyfi davranmaktan uzak durmaktır. Bu da çok zor olmasa gerek.
 
Van’ın her haliyle perişan olduğunu yerinde görmek, bu kararları almada yardımcı olacaktır.