Devlet Hastanesi karşısında bulunan iş merkezindeki mütevazi ofisinde yayın hayatını sürdüren Şehrivan Gazetesi Sahibi Aziz Aykaç ile de o zaman tanıştım. Zaman zaman da görüştüğümüzde “Ziya Bey sizin tecrübelerinizden yararlanmak istiyoruz “ şeklinde istekte bulunmuştu. Sahip olunan hiçbir bilgi ve tecrübe kişinin tapulu mülkü değil, onu kazandıran toplumun ortak malıdır. Bu nedenle bilgi ve tecrübelerimizi paylaşma sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum. Ben de bilgilerimi ve tecrübelerimi isteyen herkesle olduğu gibi Aziz Aykaç ile paylaşmaya çalışmıştım.
Dönemin Van Milletvekili Ayhan Çevik’lere ait olan Çınar TV’nin yine dönemin Van Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Zahir Kandaşoğlu tarafından satın alınmasından sonra ekip değişikliği gerekçesiyle benim de içinde bulunduğum 14 kişilik tüm ekip işten çıkarılmıştı. Daha sonra Şark Yıldızı Gazetesi Yayın Koordinatörü olarak gazetecilik mesleğimi Van’da sürdürdüm.
Aziz Aykaç ile her dönemde unutamadığım diyaloglarım oldu. Bunlardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum;
* Çok görkemli açılışı yapılan Pisi Tekstil’in 2 yıl içinde kapanış noktasına gelmesini ve yerel aktörlerin sorumluluklarını yerine getirmemesini eleştiren yazım için, Aykaç tarafından “yağcılık” iddiası ile suçlanmıştım, ancak gönderdiğim tekzibimi de yayınlamıştı.
* Aykaç ile bir sohbetimizde, psikolojik olarak kendilerini baskı altında hissetmelerinden dolayı insanların düşüncelerini açık bir şekilde ifade etmek yerine, dolaylı olarak anlattığını, bunun da halk arasında “Kuş dili ile konuşmak” diye tanımlandığını söylemiştim. Aykaç ertesi gün yayınlanan köşe yazısında “Ziya Türk Kürt diline kuş dili dedi' şeklinde konuyu işlemişti. Sonra aradım ve dolaylı anlatıma “Kuş dili denir, ben Kürt diline kuş dili demedim, sen yanlış anlamışsın” diye konuyu bir kez daha anlatmıştım. Her zaman olduğu gibi yine tebessüm etmiş ve “Ziya Bey bir şey olmaz” demişti. Van’da yaygın olarak dünya yansa dahi kullanılan “Bir şey olmaz” sözüne hiçbir zaman ısınamadım, çünkü kabul etsek de etmesek de her zaman bir şeyler oluyordu.
* Şark Yıldızı Yayın Koordinatörlüğü görevimden ayrıldığım ilk aylarda yanılmıyorsam tarih 2006 yılı Nisan ayı olmalı. Van Ticaret Borsası Başkanı Feridun Irak ile Aziz Aykaç konuşmuş ve Feridun Irak’ın önerisi üzerine beni arayıp “Ziya Bey seninle görüşmek istiyorum vaktin varsa buluşalım” demişti. Eski SEMPAŞ’ın şimdiki Zırhlıoğlu Market’in ara sokağında Van Postası Gazetesi yanındaki çay ocağında buluştuk. Aykaç, “Ziya Bey, Şehrivan Gazetesi’nin isminin yıprandığını düşünüyorum. Bu nedenle yeni bir isimle gazete çıkarmak istiyoruz. Yeni gazeteyi sen ben ve Ergin Sarı birlikte çıkaralım” demişti. Ben de “Aziz Bey Şehrivan için onca emek verdiniz. Emeğinize yazık olmasın. Ayrıca içinde olacaksanız yeni bir isimle ayrı bir gazete çıkarmanın anlamı yok. Bence yeni gazete yerine daha etkin ve etkili bir yayın politikası ile Şehrivan Gazetesi’ni sürdürün. Beni düşündüğün için teşekkür ederim ancak ben böyle bir teklifi kabul edemem.” demiştim. Aykaç, görüşmemizin bitmesine doğru gelen Baki Karaca ile buluşmak için yanımdan ayrılmıştı. O önerimi dikkate almış olacak ki Şehrivan Gazetesi hala yayın hayatına bu isimle devam ediyor.
* Daha sonra Van Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (VESOB) Basın Danışmanlığı görevim sırasında da Aykaç, “Vanlı gazeteci yok mu ithal basın danışmanı ile çalışıyorsunuz” diye Yönetim Kurulu Başkanı Merhum Mehmet Ali Can’a köşesinde yüklenmişti. Oysa VESOB’da benden önce bir basın danışmanlığı görevi ve statüsü yoktu. Benimle başlayan bu görev yine benim ayrılmam ile sona ermişti. Bu konuda açıklama yapmak isteyen Mehmet Ali Can’a “Açıklama yapmaya gerek yok Aziz Aykaç ile görüşürüz” demiştim.
* Bu gelişmelerden sonra bir gün Sinan Başak’a, “Sinan Bey gel Aziz Aykaç’a baskın yapalım” demiş ve birlikte Aziz Aykaç’ın ofisine gitmiştik. Aykaç ofisindeydi, “Aziz Bey baskına geldik, çayın var mı” demiştim, o da her zamanki tebessümlü ifadesi ile “Hoşgeldiniz çay kolay Ziya Bey” demişti. Bizi buyur ettiği yere geçtik ve hal hatırdan sonra sözlerime “Benim gerek gazeteciler içerisinden, gerekse vatandaştan her hangi bir kişiye kötülüğüm dokunmuş mu ki sen beni yazıyorsun? Varsa bir kimseye zararım yaz, ama yoksa niye yazıyorsun? Aziz Bey sen benden ne istiyorsun?” diyerek devam etmiştim. Bunun üzerine Aykaç “Kimseye zararın dokunmamış, duymadım görmedim bilmiyorum” demişti ve o günden sonra benimle ilgili bir daha yazmamıştı.
*Aziz Aykaç ile bir gün Van Belediye’sinde karşılaştık selamlaştık, hal hatır sorduk. Ardından “Ziya Bey hacca gideceğim bana hakkını helal edermisin” diye sormuştu. Ben de “hakkımı bir şartla helal ederim” demiştim. Geçmiş diyaloglarımızın zihninden şerit gibi geçtiğini tahmin ettiğim kısa bir duraklamadan sonra “Nedir şartın?” diye sorunca, ben de “Böyle ayak üstü hakkımı helal etmem, yanıma gelir bir bardak çayımı içersen helal ederim” demiştim. “Tamam gelirim” demesi üzerine ayrılmıştık. Daha sonra çay içmek için uğramış ancak ben yerimde olmadığım için görüşememiştik Aziz Aykaç ile. Bir gün telefonum çaldı baktım kayıtlı olmayan bir numara, “Efendim” dediğimde, tebessüm eden ifadesi ile “Ziya Bey ben Aziz Aykaç, seni şu anda Kabe’nin karşısından arıyorum. Çayını içmek için uğradım ama sen yoktun, helallik için aradım” demişti. Ben de “Uğramanın ve Kabe’nin hatırı için helal hoş olsun. Allah haccını, ibadetlerini ve dualarını kabul etsin” diye dua ettim ve vedalaştık.
Tanıştıktan sonra geçen 8 yıllık süre içerisinde acı tatlı hatıralar yaşadığımız Aziz Aykaç’ın dünyayı ve insanları tiye alan görüntüsünün ardında, helallık için Mekke’den araması, iç dünyasındaki derinliğin somut bir ifadesidir. Bu vesile ile varsa Aziz Aykaç’a bir kez daha hakkımı helal ediyorum.
Aykaç ile köşe yazılarımızla da zaman zaman atışmıştık. Ancak bu atışmalarımız seviyeli ve konularla sınırlı kalmıştı. Aziz Aykaç için belki ayakta kalabilmek, yayın hayatını sürdürebilmek için zorunlu olan ve bir çok kişi tarafından eleştirilen, “muhatapları ile gazetecilik ve ekonomik ilişki modeli” aslında eleştirenlerin servet edinmek için uyguladığı bir modeldi. Ancak eleştirenler gizli, Aykaç ise açıkça uyguluyordu.
Evet işte tebessümü ve tepkisi ile, renkli kişiliği ve kendine has tarzı ile bu dünyadan bir Aziz Aykaç geldi geçti. Merhum Aziz Aykaç vesilesi ile başta basın camiası olmak üzere herkes çevresi ile ilişkilerini, hak ve hukukunu yenidene gözden geçirmeli. Vakit geç olmadan, iş işten geçmeden kırılmış gönüller alınmalı, hak ve hukuklar gözetilmeli, helalleşilmeli.
8 Nisan 2011 Cuma akşamı vefat eden, ancak rahatsızlığım nedeniyle yattığım için vefatını 09 Nisan 2011 Cumartesi akşam öğrendiğim ve cenazesine katılamadığım Aziz Aykaç’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına sabrı cemil niyaz ediyorum.