Abdulhalim Almalı


DIMDIZLAK

DIMDIZLAK


 DIMDIZLAK

Yapayalnız ortada kalmamak için sürecin akıntısına kapılıp gitmek yerine güçlü lider ve güçlü iktidar imkânına rağmen sürece bir şeyler katamayanlar işin doğallığı gereği ortada kalırlar.

Bu ortada kalmışlık bireysel olarak Makyavel düşüncede olanlar açısından belki bulunmaz bir fırsat olabilir, anlık faydalar sağlayabilir. Ancak hayat durmayıp devam etmektedir, devam eden bu hayatın sadece yaşayanlarla sınırlı olmadığı da bir gerçektir.

Yaptıklarıyla herkesi her kesimi kendinden uzaklaştırmayı başarı olarak görenler aslında kendi sonlarını hazırlamakta ve dımdızlak olmaya doğru gittiklerini bilmeliler. Böyle bir sonuçtan da ne kendileri ne de en yakın çevreleri fayda görmeyecek aksine toplum içine çıkacak yüz bulamayacaklar.

Toplumsal yönlendirmede aktör olanlar mesela siyaset, sivil toplum örgütü, devlet adına halka sosyal anlamda hizmet verenler bunu verime dönüştürmek noktasında bir şeyler yapmazlarsa değişen bir şey olmaz; isimlerin değişmesinden başka!..

Siyaseti salt fayda mantığıyla yürüten anlayışa baktığımızda üç anlayış karşımıza çıkmaktadır. Bir yalan, iki şeytani siyaset, üç iftira ve karalama. Birincisinin hâkimiyet alanı üst mevkiidir, ikincisinin alanı kendi bulunduğu yerelde etkindir, üçüncüsü ise birinci ve ikincinin meşruiyetliklerini sürdürebilmeleri için karalama ve iftirayla insanları uzaklaştırarak algı oluşturmaktadır.

Bu durumda mağdur sayısı ne kadar çok olursa yöneten konumunda olan birinci ve ikincinin işleri o denli kolay olmaktadır. Çünkü mağdur edilen, mağdur olan herkes mağduriyetlikten kurtulmak hedef olmamak için üçüncünün(iftira ve karalamacı) referanslığıyla ya ikinciye veya birinciye muhtaç edilmektedir. Yani anlayacağınız yalan ve şeytani siyaset varlıklarını bu şekilde sürdürmektedirler.

Olan yine dava uğruna halkımıza canlarıyla mücadele edenlere ilimize esnafımıza tüccarımıza işsizimize kısacası kentimizde yaşayan ve binbir umutlarla baktıkları siyasi yapılanmanın beklentisi içinde olanlara olmaktadır. Yereli siyaseten idare etme noktasında olanlar süratle dımdızlaklaşmaya doğru gittiklerini görmeseler görmek istemeseler bile bu kentte konuşması gerekenlerin susması hem kendilerine hem de bu halka yapılabilecek en büyük haksızlık olduğunu bilmeliler.

İkinci ve üçüncü şahıslar aracılığıyla gündeme dair konuşup mesaj yayınlamak ve algı oluşturmak var olan gerçeği konuşması gerekenler başkaları ayrı düşünüyorlar diye onu söylemekten çekiniyorsa, bu hem budala hem de hain olduğu unutulmamalıdır.

Konuşması gerekenlerin nemelazımcılıkla kenara çekilmesi de en az başkalarının görüşlerine saygı duymayanlar kadar hain oldukları da, unutulmamalıdır. Toplumda bir insanın benden başka herkes yanılıyor demesi kuşkusuz çok zor. İşte mevcut yapıda maalesef gerek vekillik gerekse yöneticilik yapmakta olanlarda bu hastalık geçerliliğini korumaktadır. Bu hastalık sadece ile zarar vermekten başka bir işe yaramadı, yaramıyor, yaramayacak!..

Şöyle bir soru akla gelebilir, ya suçlayan konuşan insanlar yanılıyorsa!..

Unutulmamalıdır ki, üç şerli zihniyete sahip olan anlayışın şu anlık hâkimiyetliklerine rağmen toplumun en üstün gücünün emanet edilmesi için halktan başka bir yer yoktur. Eğer halk yetki verdiği kişilere karşı denetimlerini yapamıyorsa bu halkın karalama iftira ve yok saymayla görevlendiren kişi veya kişilerin şerlerinden uzak durmalarındandır.

Halkı görmeyen, kale almayan bir anlayış sadece kendilerine zarar vermekle kalmaz, halkın başka alanlarda çare aramalarına sebebiyet verdiği gibi başlıkta kullandığım dımdızlak yani yalnızlaşmaya doğru gittiğini ortaya koymaktadır.

Bu anlayışın hâkimiyetliğinden dolayı ilimizin durumu ülke gelişmişliğiyle orantıladığımızda Van halkını yalnızlaştırarak yatırımdan yeterince faydalandırılmayarak yazık edildiği ortaya çıkmaktadır.

Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.