Samuel Huntington ilk olarak 1993 yılında Foreign Affairs adlı akademik dergide medeniyetler arası çatışmadan bahsetmiş, ardından da 1996 yılında bu tezini genişleterek kitap olarak yayınlamıştır. Tezinde farklı kültür ve kimliklere sahip toplumların dünyadaki uzlaşma, ayrışma ve çatışma kalıplarını biçimlendirdiğini ve medeniyetler arasındaki ilişkiler çatışmacı bir karakter taşıdığını iddia eder.
Kitap yayınlandıktan sonra, dünyada ciddi eleştiri almaya başladı ve tezini ispatlayacak bazı gelişmelerde dünyada gerçekleşti. Özellikle 11 eylül Newyork’taki bombalama olayı, akabinde ABD’nin Afganistanı, sonrasında Irak’ı işgali tezi doğrular mahiyetteki olaylar olarak görülebilir. Daha da vahimi yerkürenin her tarafında Müslüman avı başlatıldı, bu durumda gittikçe ABD’nin dünyada, özellikle İslam dünyasında antipatiyi artırdı.
ABD ve Avrupa ülkelerine olan bu antipatiyi azaltmanın yolu ülkeleri işgal etmek, küresel anlamda insan avına çıkmakla olmadığını anlayan ABD ve yandaş ülkeler, Büyük Ortadoğu Projesini (BOP) başlatmışlardır ve beraberinde Medeniyetler arası Çatışma tezinde rakip olarak Medeniyet İçi Çatışma tezleri üretilmeye başlandı ve belli seviyede de başarı elde edildiği kanaatindeyim.
Bu tez Arap baharı ile en üst seviyeye taşınmıştır. Özellikle Suriye’deki olayların dozajı artıkça Şii-Sünni çatışması pompalanmaktadır. Neredeyse dünyadaki emperyalizmin kaynağının Şiiler olduğunu, hepsinin yok edilmesi gerektiğini, İslam dünyasının başına ne geldiyse bu Şiilik veya İran yüzünden olduğu beyinlerimize, İslama düşman iletişim araçları ile nakşedilmekte, maalesef dindar basında buna alet olmaktadır. Suriye konusunda, zalim Esadı orada iktidarda tutan Rusya olduğu açıkca bilindiği halde, mitinglerimizde, yazılarımızda hep Kahrolsun İran sloganlarını söylüyoruz, neden Kahrolsun Rusya diyemiyoruz, anlayamadım. Burada iletişim araçlarının etkisi altında olduğunu belirtmek istiyorum. Nasraddin hocaya atf edilen fıkrada olduğu gibi, hiç mi hırhızın suçu yok mu? Neredeyse tüm toplum olarak ABD ne zaman gelecek, işgal edecek, Suriye’yi kurtaracak ve bizde alkışlayalım. Haydi avamı anladım, fakat entelektüellerimize ne oluyor? Okur-yazarlarımıza ne oluyor? Büyük oyunu göremiyorlar.
Nedense Suriye’deki zulmü gören insanlar, Bahreyn’deki halk hareketini göremiyorlar. Bahreynliler sokaklara döküldüğünde Birleşik Arap Emirliklerinden, Suudiarabistan ve ABD’nin özel güvelik biriminden asker ve öldürücü timler gönderildi ve bastırıldı ve bu durumu normal kabul ettik ve kabullendirildik. Onlar suçlu, çünkü Şiiler, öyleyse onlar insan değil, onlara özgürlük gerekmiyor mantığı hakim olmaya başladı. Yine Yemen halk ayaklanması devam ediyor, onların özgürlüğü ile ilgili ne dindar insanlar nede başkaları gündeme getirmiyorlar. Neden çünkü iletişim araçlarının verdiği bilgiye göre oradaki özgürlük ayaklanmasına El Kaide karışmış. Dolayısı ile Yemen halkının özgürlüğe ihtiyacı yok gibi düşünülmeye başlandı.
Sonuç olarak bizler ayette belirtildiği gibi şeytanın sağdan, soldan veya yandan yaklaşmasını tam olarak algılamalıyız ve bizlerin nasıl emperyalist veya temsilcileri tarafından yönlendirildiğimizi farkında olmalıyız. Medeniyetler arası çatışma versiyonundan Medeniyet İçi Çatışmaya doğru nasıl eğrildiğimizin farkında olmalıyız. Populist kültür nasıl olumsuz ise populist entelektüelizm de aynı şekilde yanlıştır.