Abdulhalim Almalı


MÜSLÜMANIM DİYENİN REFERANSI!

MÜSLÜMANIM DİYENİN REFERANSI!


 MÜSLÜMANIM DİYENİN REFERANSI!

Dine dinsizliğe ve inanca bağlı olarak her insanın referansı var, yani referanssız insan yoktur. Bir insan referans olarak gördüğü ve yaşamını ona göre tanzim ettiği bir dine inanıyor ardından da, inandığı dinin kendi ideolojik etnisitesi için bir kayıp bir gerileme sebebi olarak görüyor ve bunda da ısrar ediyorsa, referansını iyi sorgulaması lazım gerek diye düşünüyorum.

Din(İslam)'mi ideoloji(Kominizim, sosyalizm, faşizm) mi?..

Acı bir gerçeğimiz var o da, insanımızın önceliğinde hangisinin olması gerektiği yönündeki bilgi eksikliği. Bir insan düşünün inandığını söylediği dinin vecibelerini kelime-i tevhidi terennüm olarak, zekât işine gelmediği için düşünmüyor, namaz, oruç ve hac konusunda ise Müslüman bir toplumda yaşadığı için bir anlamda yapmak zorunda kaldığı, ardından da İslam dininin kendileri için en büyük engel ve gerileme sebebi olduğunu iddia etmesi en büyük tezat değil de nedir?..

Müslümanım diyenin referans olarak aldığı almasının olmazsa olmazlardan iki ölümsüz eserin 'Allah'ın kitabı ve Resulünün(sav) sünnetinin' olduğunu unutmamalıdır. Bunu merkeze aldıktan sonra, ardından fakihlerin, muhaddislerin, müfessirlerin, mütefekkirlerin ve diğerlerinin bu zengin düşünce mirasına kaynaklık edenler olduğunu bilmelidir.

Referansı İslam olmayanın başka referansları olması tabiidir. Bir insanın aynı anda iki referansa sahip olması ikisini birden savunması işin tabiatına aykırıdır. İslam dinini referans olarak almayanların referansları ise beşeri ideolojilerden birini almak ona göre inanmak yaşamak durumunda oldukları unutulmamalıdır.

Günümüz dünyasının büyük ölçüde referans olarak gördüğü ve aldığı batının kültür mirası denilen sömürgeci, yok sayıcı, katliamcı, canavarca bir anlayışa öncülük edenleri referans alanlar ise 'Hober, Moonteosco, Mao, Marks, Lenin, Engels, Stalin, Mosoloni, Hitler ve benzerlerinin miraslarını referans olarak aldıklarını görmekteyiz. Hem de Müslüman olduklarını iddia ederek!..

Oysa bunların tamamı inançları ve sahip oldukları kültür mirasına göre ideolojik mücadele sürdüren aktivistlerin düşünce ve eylemlerini dayandırdıkları referanslardır. Tamamen beşeri ideolojik düşüncelerle oluşturulan oluşumların insanlık dünyasına verebilecekleri katabilecekleri şey, sadece şu anda tüm dünyanın gözleri önünde cereyan eden kan-gözyaşı-sürgün ve katliamlardır.

Birinci referans gurubunda olanlar başıboş olmadıklarını yapmaları gerekenleri yapmadıklarından, yapmamaları gerekeni yaptıklarından dolayı söylediklerinin ve söylemediklerinin tamamının hesabını vereceklerine inandıkları için bu referansları adeta bir sigorta gibi devreye girmekte ve sorumluluğunu kendisine hatırlatmaktadır.

İkinciler öyle değillerdir. Bunlarda önemli olan ideolojik hedeftir. Bu hedefe giderken sorumluluk ve hesap verme bilincinden ziyade maliyeti ne olursa olsun önemli olanın hedefe varmak olduğudur. Unutmamamız gereken önemli, bir şey daha var ki, her ideoloji kendi egemenliğini tesis etmek için çalışır. İdeolojilerde egemenliğe giden yolda insandan ziyade ideolojinin başarısı için her şey mubahtır. İslam'da ise tüm ülkelerin fethindense bir insanın hidayetine vesile olmanın daha evla olduğu inancıdır.

İdeolojiler her ne kadarda farklı sistemler farklı isimlerle adlandırılmış olsalar da aslında bütün ideolojiler hâkim sistemin çıkarlarını sağlayan aynı memeden beslenen hareketlerdir. İdeolojiler hiçbir şekilde birbirlerinden bağlantısız fikirler olmayıp tam aksine belli bir ahenklik içinde kurgulanmış istediklerinde ihtiyaç duyduklarında bir araya gelebilecek şekilde belli siyasi gayelere hizmet etmek için üretilmiş fikirlerdir.

Müslümanlar açısından şer-i nasslar(Kur-an ve sünnet), İslami tasavvurun oluşması ve İslam'ın anlaşılması noktasında her kesin başvurduğu referanslardır. İdeolojilerin son tangolarının liberalizm olduğunu bilmeyen yok. Liberalizm kendisini asla ve asla ne ABD'ye, ne AB'ye, ne Fransa ve İngiltere'ye özgü bir sistem olarak görmez; aksine o, kendisini bütün dünyaya hükmetmesi gereken kültürel bir sistem olarak tanımlar. Oysa liberalizmde diğer ideolojiler gibi kaynağını herhangi bir ideolog ve hareketten almaktadır.

Unutmayalım ki, benimseyenin gözünde hak ettiği değeri bulan fikir her zaman için uğrunda bedeller ödenilen fikirdir. Hele hele bu fikir insanlığı yüceltmek şereflendirmek için referanslarını İslam'dan (Kur-an ve sünnet)alan ve bu yüce dini hareket noktası olarak seçmiş ve bu uğurda en büyük çabayı sarf etme ve gerektiğinde en ağır bedelleri ahiret inancı karşılığında ödemeye daha layık değil midir?..

Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.