Fatma ERDEMCİ


ALLAH RESULÜ VE KARDEŞLİK

ALLAH RESULÜ VE KARDEŞLİK


ALLAH RESULÜ VE KARDEŞLİK
1989’dan bu yana Diyanet İşleri Başkanlığı her yıl Allah Resulünün hayatından ve öğretisinden seçilen bir başlığı kamuoyuyla yoğun bir şekilde paylaşıyor. Tabii ki bir başlığın tespit edilmesi o konunun Resulullah’ın hayatında ve öğretisindeki yerinin anlaşılması açısından önemli. Ama Resulullah’ın mesajı ve misyonu ile ilgili yapılan etkinlikler, yazılan yazılar, söylenen sözler sadece Resulullah’ı anmakla sınırlı olmamalı, Resulullah’ı anlamayı da beraberinde getirmeli. Hatta asıl çaba Resulullah’ı anma ve anlama çabası öğrendiklerini ve Resulullah’ın öğretisini yaşamak için bir çaba olmalı. Resulullah’ı anma ve anlama çabası ancak yaşantıya dönüştüğünde amacına ulaşır. Nitekim Yüce Allah ayeti kerimede şöyle buyurmuştur. “Andolsun ki Allah Resulünde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çokça ananlar için en güzel bir örnek vardır” (Ahzab, 21).
Elbette ki Resulullah’ın rol-modelliği sadece nasıl namaz kılacağımız, ya da nasıl oruç tutacağımız vb. konularla sınırlı değildir. Onun rol-modelliği hayatın her alanı ile ilgili bir vakıa/gerçektir. Bu gerçek bu senenin teması olan kardeşlik anlayışında da bize yol gösteriyor. Resulullah’ın hayatına, hayata bakış açısına, insanlarla olan ilişkisine, müminlerle olan ilişkisine bakmak gerekir. Hele de kardeşlik söz konusu olunca peygamberin örnekliği daha bir önem kazanıyor. Resulullah sadece kan bağı olanlarla kardeş değildi ya da sadece müminler için kardeşliği savunmuyordu. Resulullah kardeşliği Hz. Ali‘nin çok güzel tespitiyle ‘müminler için dinde kardeşliğin, insanlar için hilkatte (yaratılışta) eşitliği uyguluyordu. Resulullah’ın her iki kardeşliği de çok önemsediğine tarihten tanıklık etmişizdir. Bunu hem Mekke hem Medine dönemi için söylemek pekala mümkün. Resulullah’ın Mekke dönemine baktığımızda insanlık için atılan adımların en büyüklerinden olan hılfu’l-fudûl oluşumunun içinde yer alması onun insanlara verdiği önemi göstermektedir. Allah Resulü insanların dinlerine, dillerine, ırklarına, renklerine, ekonomik ve sosyal statülerine bakmadan haksızlığa uğrayan, zulme maruz kalan herkes için, kadın çocuk erkek ayrımı yapmadan hak ve adalet istemişti. Erdemliler hareketine yaraşan da buydu. Aynı zamanda Resulullah Mekke’ de tebliğ faaliyetlerini sürdürürken muhatap aldığı insanları belli bir ırka, renge, dile, dine, cinsiyete, ekonomik ve sosyal sınıfa göre seçmez, toplumun bütün kesim ve katmanlarını önemsemiştir. Bundan dolayıdır ki ona iman edenler; zengin, fakir, soylu, köle, Arap, Acem, siyah beyazdan oluşuyordu. Kimisi toplumda saygın yerdeyken kimisi de Mekke müşrikleri tarafından ayak takımı olarak nitelendirilen kimselerdi. Resulullah’ın insana bakışını ve müminlere bakışını ortaya koymak ve kardeşlik hukukunu oluşturmak için onları kardeş ilan etti. Hz. Ebubekir’i Hz. Bilal ile kardeş ilan etmişti ki kast sisteminin bütün acımasızlığıyla hakim olduğu Mekke cahiliyyesinde bu çok anlamlı ve devrim niteliğinde bir uygulamaydı. Bu aynı zamanda müminlerin hayata bakış açılarını, birbirlerine karşı tavır ve hareketlerini, birbirleri için taşıdıkları anlam ve önemi de içinde barındırıyordu. Bu bağlamda peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur; ‘Müminler bir vücudun azaları gibidirler, vücudun bir azasına sirayet eden rahatsızlık bütün vucudu rahatsız ettiği gibi bir müminin maddi ve manevi hak gaspına uğraması diğer bütün müminleri rahatsız eder.’
 Bugün İslam coğrafyasında yaşananlar, insanlığın içinde bulunduğu adaletsiz ve çarpık yaşantılar Hz. Ali’nin tesbitiyle hilkatte kardeşliği nasıl da zedeliyor  hatta yok ediyor!. Çünkü Müslüman’ım diyenlerin yürüttüğü mücadelelerde dinde kardeşlik kimsenin aklına gelmiyor. İslam coğrafyasında yürütülen mücadeleler, savaşlar ve çarpışmalar; mezhep, ırk, cemaat ve kan kardeşliği üzerinden yürütülüyor. Sanki birinin varlığı diğerinin yok olmasını gerektirir gibi. Oysa yüce Allah şöyle buyuruyor ‘müminler ancak kardeştirler öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin, .Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin (Hucurât,10). Allah Resulü de bu öğretiyi pratize ederken ‘nefsiniz için istediğinizi mümin kardeşiniz için de istemedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız’ buyurmuştur. Ne muazzam bir bakış açısı. Kendin için ne istiyorsan kardeşin için de isteyeceksin. Mal ise mal, mülk ise mülk, söz hakkıysa söz hakkı, adaletse adalet, velhasıl hayata dair aklınıza ne geliyorsa buna dahildir. Bu noktada durup düşünmek gerekir. Biz bu kardeşliğin neresindeyiz ve Allah resulünü ne kadar örnek alıyoruz.
 Resulullah’ın Medine dönemindeki hayatına baktığımızda hem yaradılıştan kaynaklanan eşitlik konusunda hem de iman kardeşliği konusunda çağlara örneklik teşkil eden uygulamalarına tarihin şahitliğiyle tanık oluyoruz. Birinci uygulaması Medine Vesikası olarak biline bir arada yaşama projesi ki insanlık için çok önemi bir adımdı. Çünkü Yahudisiyle, Hıristiyan’ıyla, Müşrikiyle, Müslüman’ıyla bir arada yaşayabilmeleri için toplumun bütün inanç gruplarının hakları tespit edilmiş ve güvence altına alınmıştı. Tabi ki insanın en öncelikli hakkı yaşam hakkıdır. Sırasıyla inanç, düşünce ve ticaret hakları da Allah Resulünün ahdiyle güvence altına alınmıştı. Medine vesikasında yer alan önemli başlıklardan biri de farklı inançlara mensup insanların kendi aralarında sorunları kendi şeraitleri ile çözme hakkına sahip olmaları idi. Dini ritüellerini özgürce yerine getirmeleri de Medine Vesikası ile güvence altına alınmıştı. Bu da Modern dünyanın bugün ulaştığı söylenen medeniyet seviyesinin 1400 yıl önce İslam’ın ortaya koyduğu seviyeyi yakalamadığını ve yakalamasının da çok kolay olmadığını gösteriyor.
 Ayrıca Hz. Muhammed Medine’ye hicretiyle birlikte Medine’de  bir Muhacir topluluğu oluşmuştu. Medineli olup onlara yardım edenler Ensar olarak nitelendirilmişti. Hz.Peygamber Mekke’den hicret eden Muhacirlerle Medineli olup onlara yardım eden Ensar arasında bir kardeşlik ilan etmişti. Muhacirler sahip oldukları her şeyi Allah rızasını dileyerek Mekke’de bırakıp gelmişlerdi. Medineli Ensar da her şeylerini onlarla paylaşmaya hazırdılar. Kardeş ilan edilen Amr b. Sa’d ile Abdurrahman b. Avf arasındaki geçen hadise, Medine’de ilan edilen kardeşlik için güzel bir örnektir. Amr b.Sa’d sahip olduğu her şeyi onunla paylaşmak istediğinde Abdurrahman b. Avf kardeşine kendisine pazarın yolunu göstermesini istemişti.  Bir tarafta her şeyini paylaşmaya hazır bir Ensar, öte yandan bundan yararlanmak yerine çalışıp kazanmak isteyen Muhacir.
 Yüce Allah Medine’de sadece Ensar’la Muhacirin kalbini birleştirmedi. Medine de rakip iki kabile olan Evs ve Hazrec arasındaki düşmanlığı da yok etti. Kur’an-ı kerimde bu olay şu şekilde ifade edilmiştir. “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalpleriniz birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O, sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah ayetlerini size  böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. (Ali-İmran, 103).
 Bugün içinde bulunduğumuz şartlar ve koşullar bu kardeşliğe en az o gün kadar ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.