Abdulhalim Almalı


“ALLAH’IM İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER YÜZÜNDEN BİZLERİ HELAK ETME”

“ALLAH’IM İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER YÜZÜNDEN BİZLERİ HELAK ETME”


Yaşadığımız dünyada İnsanlar sıkça rastladıkları olaylara karşı hemen bir alışkanlık kazanır. Hatta zaman içinde bu alışkanlık öyle bir hal alır ki, ilk gördüğünde kendisinde şiddetli bir şaşkınlık ya da tepki oluşturan olaylar, bir süre sonra rutin konulara dönüşür. 

Dünya üzerinde süren savaşlar ve çatışmalar, bir ülkenin işgali, yıkılan evler yerle bir edilen şehirler, katliamın veya soykırımın başlaması kutsallara saldırı aşağılama bütün bunlar olduğunda dünyanın dört bir yanında ilk önce kısa süreli tepkiler oluşur.

İnsanlar, bu görüntüleri gördüklerinde ilk günlerde içlerinde duydukları tepkiyi, bir şeyler yapma isteğini sık sık dile getirirler, basın açıklamalarıyla protestolarla kınamaya çalışırlar. Ancak ardı arkası kesilmeyen gündemler ve haberler zaman içinde artık insanların dikkatlerini çekmez olur.

Özgürlük adına hakaretlere her gün bir yenisi eklenir, bazen bir karikatürle, bazen bir makaleyle bazen haberle karalamalarını yaparlar. Oluşturulan ortamlarla yaratılan düşmanlar bahanesiyle saldırılar düzenlenir işgalle yapılır her seferinde yeni kişiler ölür, kadınlar tecavüze uğrar, çocuklar kurşunlara hedef olur, mayınlara basıp kolunu ya da bacağını kaybeder.

Ancak insanların ilk günlerde verdikleri tepkiler yerini garip bir duyarsızlığa bırakır. Hatta gazeteleri aldıklarında, savaş haberlerinden çok hemen yan sütunda yer alan magazin içerikli bir haber ilgilerini çeker. Veya izlediği televizyon kanalını çayını yudumlarken değiştirdiğinde karşısına çıkan müziğin ritmine kendisini kaptırır.

Çünkü Irak’ta, Filistin'de, Çeçenistan'da, Suriye'de, Keşmir'de ya da Doğu Türkistan'da Maynmar'da her gün yüzlerce kişinin ölmesi, o kişiler için sıradan bir haber haline gelmiştir artık.  Dahası bu vahşetleri yapanlarca sanki makul birer siyasi gelişme gibi gösteren haber trafiğine gidilir.  Bu nedenle birçok insan, Çeçenistan'da devam eden büyük katliamı Rusya'nın bir iç sorunu, Irak’ın işgalini Şii Sünni meselesi olarak ele alır, suçu Saddam’a yıkar ve işgali görmezden gelir. Filistin'de yaşananlara İsrail ile Filistin arasında bir toprak mücadelesi der geçer. Suriye'deki vahşetleri stratejik olarak ele alır, Keşmir halkına yönelik devam eden Hint zulmünü ise bölgenin stratejik konumundan kaynaklanan bir problem olarak değerlendirir.

Oysa bütün bu olanların arka planına baktığımızda, aklımızın gör dediği noktadan görmek istediğimizde görmekteyiz ki, bu insanlar Allah'a iman ettikleri, hayatlarını inançlarının gerektirdiği şekilde geçirmek istedikleri ve çocuklarını da inançlı kimseler olarak yetiştirmeyi amaçladıkları için çeşitli baskılara maruz kalmaktadırlar.

Güçlü bir İslam devleti ya da İslam ülkelerinin oluşturduğu güçlü bir birlik ise pek çok Batılı ülkede büyük bir rahatsızlık uyandırmakta, pek çoğunun da çıkarlarını tehdit etmektedir.  Şu anda özellikle Ortadoğu üzerindeki haritalara bakıldığında genelde aynı ırkı, aynı inancı taşımalarına rağmen ne hallere düştüklerine şahit olmaktayız.

Aslında en büyük bela, Müslümanların karşı karşıya bulundukları zorluklara, baskılara, her gün bir yenisi eklenmekte, gerçekleşen şiddet eylemlerinin, açlığın ve sefaletin farkında dahi olmayan bir insanın durumu çok daha düşündürücüdür. Bir Müslümanın dünya üzerinde böylesine şiddetli bir zulüm devam ederken, rahat yatağında kayıtsızca uyuması, boş işlerle oyalanması, yalnızca kendi eğlencesini ve çıkarlarını düşünmesi imkânsızdır.

İman eden bir kişi haksız savaşların, katliamların, zulmün, açlığın, ahlaki dejenerasyonun, kısaca dünya üzerindeki tüm sorunların temel çözüm yolunun Kur-an ahlakının insanlar arasında yaygınlaşması olduğunu bilmektedir. Bu bilgi ona çok büyük bir sorumluluk yüklemiştir; dünyaya İslam dinini ve dinin getirdiği güzellikleri anlatmak, Kur-an ahlakını yaymak ve dinsizliğe karşı fikri bir mücadele yürütmek Müslüman için en büyük görev ve şereftir. Bu şerefli sorumluluğa sahip çıkan kişiler, dünya üzerinde zulüm gören tüm insanları Kuran'ın rehberliğinde aydınlığa çıkaracaklardır inşallah.

Hiçbir Müslüman bu özgürlük adına yapılan bu terbiyesizliklere vahşetlere karşı duyarsız kalamaz, kendisini sorumsuz hissedemez. İnsan özellikle Müslümanlar saflarını belirlemek zorundadırlar ya zalimden yana olduklarını ilan edecekler veya mazlumdan yana. Ki zalimden yana olmak Müslüman'ın şiarı değildir. Yaşanılanlara karşılık hiçbir şey olmamaktansa bir yerde olmakta erdemliktir.

Bir Müslüman insanlığın kanını donduran, kutsallıklarına yapılan hakaretlere vahşet manzaralarını izlerken beni ilgilendirmez diyemez. Onun için diyorum ki, beni ilgilendirmez diyenler bari zalimi desteklediğinizi söyleyin ki, safınız belli olsun.

Biz 'Charlie Hebdo'yuz dövizlerini taşıyanların bölgede her gün yüzlerce insanın katledilmesine sessiz kalanların, sırf dünyevi çıkarları uğruna dinlerini eğlence edinen kutsallarına hakareti normal görüp sırf inat uğruna destekleyenlerin olduğu bir yerde “Allah’ım içimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak etme” duasından başka bir şey demek gelmiyor elimizden.

Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.