Abdulhalim Almalı


HOŞGÖRÜ HAVARİLERİNE HOŞGÖRÜ PERVAZSIZLIĞI

HOŞGÖRÜ HAVARİLERİNE HOŞGÖRÜ PERVAZSIZLIĞI


 HOŞGÖRÜ HAVARİLERİNE HOŞGÖRÜ PERVAZSIZLIĞI

Bu makalemi 2006 yılının eylül ay'ında yazmış ve 'velfecr.com' sitesinde yayınlatmıştım. Bu gün aynı teranelerle yeniden karşılaşmaktayız. O dönemde malum çevrenin mesajlarla yazdıkları yorumlarla vermiş oldukları tepkiler ne acı ki, bu gün katlanarak devam etmekte ve hiç utanmadan biz 'Charlie Hebdo'yuz dövüzleri açmaktan çekinmemektedirler. Konunun öneminden dolayı yeniden yayınlama gereği duydum.

'Sen onların milletlerine tabi olmadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da senden asla hoşnut olmazlar. De ki: 'Her halde yol Allah yoludur.' Şanım hakkı için sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, faraza onların arzularına uyacak olsan, Allah'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı bulunur.(Bakara:120)'

Hıristiyan ülkelerle hoş görü söylemini hayat dönüştürmek isteyenlerin gözleri aydın olsun sonunda Allah’a şirk koşarak inandığını belirten, Hz. İsa(as) Allah’ın oğlu diye inanan son peygamber ve son din olan İslam’a her fırsatta saldıranlarla diyalog kurmak isteyenler bundan sonra ne diyecekler acaba?.

 Bu kadar saldırı bu kadar pervazsızlığa rağmen hala hoş görü mü diyecekler?...

Hoş görü nasıl sağlanılır bir defa karşı guruplar birbirlerinin değerlerini kabul etmeseler bile karşılıklı olarak anlayışla karşılar varlıklarını kabul ederlerse böyle bir ortam da hoş görü oluşmuş olur. Aksi halde hoş görü tek taraflı olmaz böyle bir anlayış olsa, olsa 'ENAYİLİK' olur ki, bunu da hiçbir Müslüman kabul etmez zaten İslam da buna cevaz vermez.

İslam toplumlarında hoşgörünün ahlaki bir temeli vardır. Bununla birlikte, safdilliğe varan bir davranış biçimi de olmamasına özen gösterilir. Hoşgörü sahibi, sadece yanlışa göz yummakla yetinmemeli, doğru olanı göstermeli ve aynı yanlışın tekrarlanmaması için gayret göstermelidir. Aksı halde göz yumma, giderek sabrı taşıran noktalara ulaşabilir ve başlangıçtaki hoşgörü, daha sonrası için bir birikim oluşturabilir.

Onlar saldırılarında serbesttirler, çünkü inanmadıkları bir dine ve dolayısıyla onun peygamberine saldıracaklardır bütün bunlar yeni olan bir vakıa değildir ki, bizzat Hz. Peygamber’in(sav) zamanında bile vuku bulmuş olaylardır. Burada esas önemli olan Müslüman’ım diyenlerin onlarla diyalog kurmaya çalışmalardır.

Oysa onlarla diyalog kurmak isteyenler kur-an’ın belirlemiş olduğu istikamette yola koyulurlarsa daha iyi olacağı kesindir bu hem kendileri için hem de dünya Müslümanları için iyi olacaktır. Hiç değilse karşı taraf İslam’ın değerlerine saldırdığında ortak hareket etme durumları oluşmuş olur. Bildiğiniz gibi HZ. Muhammed karikatürü yayınlayarak kriz yaratan Danimarka gazetesine Avrupa’dan destek geldi. Sadece Müslüman halklar tepki göstererek kınadılar ve günlerce yürüyüşler düzenleyerek tepkilerini ortaya koydular.

Şimdi ise Hıristiyan dünyasının sözde lideri, din adamı(ADAM DENİLİRSE?) herzekliğini ortaya koyarak İslam’a ve Müslümanlara saldırdı. Bazı konularda hassasiyetleri olanların ve bunu saldırganlığa dönüştürenlerin sakladıkları bir şey vardır. Bu da Hıristiyanlığın geçmişte yapmış olduğu katliamlar ve haçlı saldırganlıklarıdır. Günümüzde ise batı dünyasının özellikle İslam ülkelerinde yapmakta olduğu katliam ve soykırımlardır.

Bütün bunları kapatmak, gündemden düşürmek için İslam’ın değerlerine saldırmaktadırlar. Hz. Peygamber(sav)’ın kişiliği konusunda tarih en ufak bir olumsuzluk düşmemiştir, buna kendi tarihleri bile tanıklık etmektedir. Kur-an yüce peygamber’in(sav) hakkında şöyle buyurmaktadır: “Münafıklar sana geldiklerinde, “Senin, elbette Allah’ın peygamberi olduğuna şahitlik ederiz” derler. Allah senin, elbette kendisinin peygamberi olduğunu biliyor. (Fakat) Allah o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder.(Münafikun:1)' buradaki ayet münafıkları her ne kadar kastetmekte ise de, bilindiği üzere münafıklık sadece İslam’a ait bir kavram değildir. Buna Hıristiyanlığın münafıkları de dâhildir. Çünkü Hıristiyanlığın içerisinden nice şahsiyetler çıkmış ve bunlar hiçbir zaman İslam’a ve onun değerlerine saldırmamışlardır.

Kur-an küfrün tek millet olduğunu bizlere hatırlatmaktadır buna rağmen adına Müslüman denilen kimileri ilada hoş görü diyerek ortak tavır belirlemeye çalışmaktadır. Müslümanlar onların peygamberleri olan Hz. Musa(as) ve Hz. İsa(as) bir şey söyleyemezler çünkü onları peygamber olarak kabul etmenin imanın şartlarından biri olduğunu bilirler aynı şey kitapları içinde söz konusudur.

Ahlaki olarak ta onlar batıl sahte ilahlar oluşturmuş olsalar bile ki, oluşturmaktadırlar Müslümanların onları sövme veya küçük düşürme hakları yoktur çünkü kur-an şöyle buyurmaktadır. “Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.(En-am:108)”

İyi niyet kavramı ile yakın ilişkisi olan hoşgörü, toplumsal barış ve uzlaşma açısından hiç şüphesiz büyük Önem taşır ancak bunlar karşılıklı tahammül, karşılıklı kabul ve anlayışlarla sağlanır. Hoşgörünün sağlıklı bir şekilde kullanılabilmesi için, ileri sürülen iddianın kaynağının, bu iddiaya sahip kişinin amacının ve kaynakla amaç arasındaki mantıksal sürecin akli delilleri olması gerekmektedir.

Yanlış düşüncenin, tamamen ön yargılarla dolu bir düşüncenin, Müslümanlara her fırsatta kin ve nefretlerini kusan bir düşüncenin hoş görü anlayışı ne kadar gerçekçi olabilir?..

Bazı düşünceler düşmanca duygular besledikleri inançlara ve değerlere karşı her türlü adaletsizliği, ahlaksızlığı kolaylıkla yaparlar. Kuran'da Ehl-i Kitaba Karşı Hoşgörü: “De ki: 'Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.' Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: 'Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız.' (Al-i İmran Suresi, 64)'

Bunun dışında hoşgörü arayanlar kendilerini İslam’a, kur-an’a ve sünnete göre mi düzenleyecek insanlara ve diğer inanç guruplarına karşı bakışlarını bu doğrultuda mı düzenleyecekler?..

Yoksa! Hoşgörü adına bunlardan ödünler vererek kendilerine dünyalık mı elde edecekler?..

Amaçları dünyalık elde etmekse İslam ve onun değerlerinde harcamayı bıraksınlar onlar için Allah’ın dininden taviz vermek, Allah’ın dinini yeniden şekillendirmek gibi bir hakları yoktur. Onlar için ancak bu dünyada rüsva olmaktan başka bir şey yoktur.

Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.