Başbakan partisinin olağan kongresinde 'Van'dan Süphan Dağı'na bakıp Suphanallah dedim.' Sözünü kullandığında bir kez daha görmüş olduk ki, despot iktidarlarla değiştirilen toplumların iktidar olunmadan da değiştirilebileceğinin yolları vardır. Evet, iktidar olunmadan da toplum değiştirilebilir/değişebilir bunu örneklerini yine aynı konuşmasında toplumda yer etmiş olan kişilikleri örnek vererek ortaya koydu.
Çözüm için bağırmalar eleştiriler uyarmalar sadece bir korku bağırması değil, aksine iç yanışıdır, Diyarbakırlı bir annenin 'edi besse' feryadının Türkçesidir çözüm. Türkiye'deki devlet algısı değişmeye başladı dolayısıyla olağan üstü gelişmeler bir takım çevrelerce engellemelere rağmen devam etmektedir. Bu gelişmeleri hazmedemeyenler olduğu gibi hazmedenlerde vardır. Tamamen sistemin ceberut devlet anlayışından kaynaklanan bir sorun yıllarca Türkiyede yaşayan halklar bir türlü değişen gelişen dünyaya rağmen gelişemedi.
Bu tavır ülkede yaşayan insanların başlarına bela oldu, insanlar pisipisine öldü/öldürüldü, sürgün edildi, işkence gördü, zindanlara tıkandı, dağa çıkmaya zorlandı, dağlar taşlar bombalandı, köyle boşatılıp yakılıp yıkıldı. Bütün bunlar kimseye bir fayda sağlamadı aksine geri götürdü kin ve nefretin oluşmasına sebep oldu.
Artık siyasi irade devlet algısının değişmesini devletin ebed-mebed kutsallığı yerine insanı önceleyen bir sürece girilmeye başlandı. İyiye güzele gidişten sıkıntı duyanlar halkı karşılarına almayı göze alamadıkları için sürece takoz olmak için her türlü oyunu sergilemektedirler. Bu sürecin başında ya biz olacağız veya olmayacak!
Artık insana insanımıza dayatılan sistem tıkandı, dar gelemeye başladı, değişmesi lazımdı bu kokuşmuş sistem. Adına barış denilen süreç başladı. Bir taraftan örgüt silahları bırakarak çatışmasız bir ortama diğer taraftan da hükümet sürecin tamamlanması için birtakım yasla düzenlemelerle çözmeye çalışmaktadır.
Şimdi insanlar soruyor bu kadar insan boşuna mı öldü? Dağlar taşlar boşuna mı bombalandı? Bütün bunlar sadece insanların ötekileştirilmemesi için miydi? Asıl sorun burada başlıyor, bütün bunlar boşunaydıysa niçin bu kadar kayıp dolayısıyla şu anda gelinen süreç ve verilen bir takım haklar hak olduğu için mi verildi, yoksa hak edildiği için mi?
Eğer birincisiyse yani hak olduğu için sorun çözülüyorsa, bu zaten çözülmeye mahkümdü. Yok, eğer ikincisiyse yani hak edildiği içinse bu sorunun büyümesiyle birlikte başka sorunlarında oluşmasına sebep olmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Artık varlığımızın kabulü süreçle birlikte daha bir ivme kazandı. Süreç Kürt sorununun halledilip barışçıl bir ortamın yerleşmesi için yapılması gerekenler adım adım yapılacaktır. Ülke siyasetine yön veren mevcut hükümet tek başına da kalsa bu işi tamamlayacağını 'her şeye rağmen çözüm sürecinin süreceğini' her defasında ilan etmektedir.
Sadece ırklar üzerinden birtakım hakların verilmesiyle mesele halledilmez meselenin özü fitnenin kaynağı İslam ve onun değerlerinden uzaklaşmadan başka bir şey değildir. Sorun çözülsün derken başka sorunların oluşmasına fırsat verilmemesi lazım. İdeolojilerin insanlar ve toplumlar üzerinde tek amelleri vardır kendi hâkimiyetlerini kurmak ve devam ettirmektir.
Süphan dağının ihtişamı karşısında 'sühanallah' çeken anlayış elbette ki 'elhamdülillah' demek için sorunun çözümünü önceleyecektir. Ancak sorun çözülsün de nasıl çözülürse çözülsün anlayışı ileride başka sorunların oluşması için bir tuzak olabilir. Evet, sorun çözülsün ama hak olduğu için hak edildiği için değil. Çünkü Kürt halkının varlığı nasıl ki, haksa hakları da o kadar haktır. Kürt halkının haklılığı en Süphan dağı kadar hak olduğu için başbakan 'her şeye rağmen çözüm süreci devam edecektir' mesajını kararlılıkla vermektedir.
Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.






