'Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol' İnsanın dürüst, içten ve yalansız olması; neyse o şekilde davranması gerektiğini vurgulayan özlü sözü bilmeyenimiz yoktur!.
Ancak iş uygulamaya gelince, patrik olmayınca söylenen sözün bir anlamı kalmıyor. İnsanların genelde güce göre temayül belirlemesi ahlaki olmadığı gibi insani de değildir. Güç haktan ziyade kendi haklılığında ısrar ederek hedefine ulaşmaya çalışır!.
Özellikle sivil alanda, siyasal kararlar alınırken 'hak ve adalet' gözetilerek davranılırsa, hak esas alınırsa hakkın önünde gücün tecelli etme şansı kalmaz. Hak esas alındığında kimsenin canı yanmaz, malı telef olmaz çünkü can da mal da hakkın bizatihi kendisidir.
Oldukları gibi değil de güce göre görünmeye çalışanların sabiteleri yoktur, olmaz. Sabite olmayınca tıpkı kaygan zemindeki gibi bir o yana, bir bu yana savrulup dururlar. Şimdi gelelim kur-an'ı bir terim olan ve başlıkta kullandığım Nisa süresi 143. Ayette geçen 'Müzebzebine'
Müzebzebinin en kısa tanımı 'karışık', yani; hayatı karışık, inancı karışık, düşüncesi karışık vs. Müzebzebin hastalığı, mükellefin bugün kabul ettiğini yarın inkâr etmesidir. Yani inancındaki tutarsızlığın hayata yansımasıdır!.
İman ve küfür, Hak ve batıl söz konusu olduğunda neye inandıklarına ve neyi de inkâr ettiklerine henüz karar vermemiş olanlar, hasta kimselerdir. Bunların hastalıklarının adı müzebzebinlik hastalığıdır.
Onlar bir gün sağcıdır, bir gün solcudur; bir gün laiktirler, bir gün liberaldirler; bir gün demokrattırlar, bir gün sosyalisttirler, bir gün doğuludur, bir gün batılıdır. Nerede durdukları ne yapacakları belli olmadığı için sürekli zarar verir vaziyettedirler. Hem kendilerine kem de diğer insanlara zarar verecek hareketlere kapılır giderler, nefretleri ithaldir, yerel değildir!..
Yeryüzünde yapmadıkları şeyleri söyleyenler ile emrolunmadıkları şeyleri yapanlar, itikadî dönekliğin sembolleridir. İslâm topraklarında itikadî ve amelî alanda görülen dönekliğin ana sebebi, müzebzebin hastalığıdır. Müzebzebin hastalığı, itikadî hastalıkların en ağır olanıdır. O inançtaki kanserin adıdır. Hak ile batıl arasında gidip gelmekle geçen hayat sürecini ifade eder.
Hak olandan ziyade güçten batıldan hak çıkarmaya çalışırlar. Öyle ki, Müslüman(İslami hassasiyeti olan) guruplar yerine etnisiteye(ulusalcı anlayış), faydaya dayalı gurupların peşine takılır haksızlıklarını kapatmak için hiç çekinmeden kendi değerlerinden harcarlar.
İslam coğrafyasındaki katliamları, Müslüman halklar içinden çıkarılmış olan taşeron örgütleri(ki bu örgütleri kimlerin çıkardıklarını oluşturduklarını çok iyi bilmektedirler) bahane ederek koalisyon adı altında yardım talep etmekte, kendi öz vatanlarını topraklarını bombalanmasına sessiz kalmakta, hatta daha fazla bombalanması için adeta yalvarmaktadırlar.
İslâm topraklarında 'Biz de Müslümanız' demelerine rağmen, Müslümanlar arasında tek ümmet olma fikrini yaymak, geliştirmek, kendi içimizdeki sorunları halletmek yerine Yahudi merkezli bir Hıristiyanlar kulübü olan Avrupa Birliği'nin desteğini alarak ısrarla müdahaleye çağırmaktadırlar.
Çağrılan güç hiçbir zaman dost olmadı özellikle Kürt halkıyla. Sürekli coğrafyada kan gözyaşı ve işgallerin oluşmasına/olmasına zemin hazırlamak için şeytanca taktiklerini her seferinde başka bir adla uygulamaktadırlar.
Aslında, onları anlamak çok zor değildir, zor olan kendi coğrafyalarının işgaline, kendi halklarının katledilmelerine sırf ideolojik körlük, asabiyet dürtüsü, mezhebi anlayışlar adına alkışlanmasıdır!.
Kim kimi neden alkışlıyor, neden dün olanca güçle karşı olunanlar bu gün neden alkışlanıyor, manzara aynı 'kan-gözyaşı-işgal' . Bütün bu oyunların halkımız üzerinde oynanmasını ithal nefretle görmezden gelmek, hangi insan haklarıyla, hangi demokrasiyle, hangi hakla tarif edilecek?
Oysa onların dostlukları hiçbir zaman olmaz, onlar bölgeyi sadece çıkarlarına hizmet edecek tarza getirmek için kukla yönetimler, kukla örgütler kurdurarak halka zulmediyorlar. Bir dahaki sefere başka bir adla, başka bir örgütü bahane ederek gelmek üzere sanırım sadece şu son 4 yıllık süre zarfında Suriye ve Irak coğrafyasında silah şirketlerinden ve emperyalistlerden başka kazanan var mı, mazlum ve ezilen halklardan başka kaybeden var mı, bir PYD'ye bir IŞİD'e atılan paketler hala müzebzebinliğin farkında olmamız için yetmez mi?..
Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.