Abdulhalim Almalı


EDEP VE ADAP

EDEP VE ADAP


 EDEP VE ADAP

Baki Karaca ile mecburiyet“cumhuriyet” caddesinde gezinirken yarı çıplak dövmeli bir kız hızla önümüze geçerek ilerledi. Doğal olarak dikkatimizi çekti, karaca ne olacak abi halimiz nereye gidiyoruz, gençlerimize neler oluyor diye konuşurken..

Kendisine bir toplum için veya bir insan için laçkalaşıp başkalaşmasından daha büyük felaket olamaz dedim.

Eminim böylesi gençler niçin giyindiklerini veya niçin açıldıklarını bilmiyorlar, Bilmedikleri gibi başkalarına benzemeye çalışıyorlar dolayısıyla başkası olmayı da başaramadıklarından laçkalaşıyorlar. Bu durumu laçkalaşmanın tezahürü olarak değerlendirdim.

Hayatın her alanında bir takım sınırlar vardır, bu sınırlar yaratıcı tarafından fıtri olarak yaratılmıştır. Bunlardan biri bir başkasının alanına girdiğinde alan ihlali yapmış fıtratın dışına çıkmış olur. Cadde ve sokaklarda her insanın istediği gibi açılıp saçılarak dolaşması kendileri dışındaki insanları rahatsız ettiklerinin farkında olup olmadıklarını bilmiyorum!..

Anne ve babaların önemli bir kısmının böylesi giyimlerden rahatsız olduklarını hatta çocuklarıyla baş edemediklerini de biliyoruz. Şu bir gerçektir ki, bunlar öncelikle kendileri bile ne yaptıklarının farkında değillerdir, diye düşünüyorum!..

Toplum içinde böylesine pervazsızca giysilerle dolaşanlar bile fıtraten rahatsızlık duymalarına rağmen çıplaklıkta ısrar etmeleri şeytanın telkininden başka bir şey değildir. “Ey Âdemoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık. (Araf:27)”

Toplumda yaşayan erkek olsun kadın olsun yaşlı olsun genç olsun veya çocuk olsun herkesin bir takım hakları olduğu gibi, hadleri de olmalıdır!..  

Doğal olarak her insan hakkını da bilmeli haddini de!..

Bu sınırlardan birinin ihlali toplumsal hayatta haksızlık ve hadsizliğe yol açar.

Hiç kimse ben istediğim gibi yaşar, istediğim giyinir istediğim gibi gezerim diyemez, özgürlüklerini sınırsız kullanamaz yaşadığı toplumdaki yaşamsal kurallara göre davranmak hakkını ve haddini bilmek zorundadır.

Çünkü her haksızlık toplumda adaletsizliklere, sorumsuzluklara yol açtığı gibi toplumun bozulmasına da yol açar. Sorumlulukları hatırlatılmazsa yaşanılan toplumda kimin eli kimin cebinde belli olmaz, ayrıca toplumsal dengesizliğe de yol açar!..

İnsanda edep: ahlak, iffet, fazilet, erdem, namus demektir, bunun yok olması toplun iflasının göstergesidir.

Adap ise, görgü, terbiye, topluluk töresi demektir. Bunları taşıyan bireylerin yaşamlarıyla toplumsal yaşama taşınmasıyla olumlu veya olumsuzluklar meydana gelir.

Toplumsal ahlakımızın nasıl ve kimler tarafından yozlaştırıldığının, ahlaki değerlere saldırılarak, aşağılanarak nasıl çağdaş olunduğunun çirkefliğini olanca hızıyla yaşadığımız bu günlerde hem dini hem de insanı olarak yozlaşmanın en hızını yaşamaktayız.

Allah(cc) yaratmış olduğu yaratıklara bu dünya hayatı için çeşitli nimetler vermiştir ki, bunların başında akıl gelmektedir.

Melekler akılla donatılarak şehvet verilmemiştir, hayvanlarda ise bunun tamamen tersi olan şehvet vardır.

İnsanoğlunda ise akılla beraber şehvette vardır. Eğer insan aklını kullanarak ön plana çıkarırsa meleklerden bile üstün konuma gelebilmektedir, yok eğer şehvetini ön plana çıkararak şehvetine göre yaşarsa bu seferde hayvanlardan daha da aşağılara düşebilmektedir.

Toplumları insanlarla birlikte hayvanlar ve bitkilerde oluşturmaktadır. Ancak insanlar ve hayvanlar yaşam kuralları içerisinde ayrı, ayrı değerler ifade etmektedirler. Hayvanlar kendilerine verilen güdülere göre hareket ederler insanlar ise akıllarına göre hareket etmek zorundadırlar.

Hayvanların hiçbir zaman yaratılışları gereği insan konumuna ulaşmaları mümkün değildir. Fakat insanoğlu bulunduğu konumdan kendisini koparıp hayvanlar gibi hatta daha da aşağı bir hayatı isteyip o hayatı yaşamaya razı olabilmektedir.

Cadde ve sokaklarda gezinen kimi insanlar, rahatlamak ve serinlenmek adına olduğundan “hiç olmaması gerekirden” fazla açılarak cadde ve sokaklarda gezinmektedirler.

İnsan, hayatı içerisinde her şeyin bir doğal boyutu vardır birde fanatikçesi.

İşin doğal yönünü tercih edenler bulundukları yerin örf, adet, gelenek-görenek ve dini yapısı gibi toplumun hassas olduğu noktalara saygı duyarak dikkat ederler.

Kimileri de vardır ki, bunlar bırakın doğallığı adeta inadına fanatikliğe oynarlar. Öyle ki, bir bakmışsınız hayâ denen değer silinip gitmiştir. Toplumda her bireyin uymak zorunda olduğu “adap” ve “edep” yok olmuş gitmiştir.

Sergilenen bu tavırdan etkilenenler elbette ki maneviyatı olan ve hayatın sadece yeme içme, şehvet ve bu dünyadan ibaret olmadığını bilen ve inanan insanlar olmaktadırlar.

Her insan yaratılışı itibarıyla kendisinde var olan değerlerin bir başkası tarafından sergilenmesinden rahatsızlık duyar, duyması da gerekir. Çünkü herhangi bir cinsin taşıdığı değerlere aynı cinsteki tüm insanlarda sahiptirler ve doğal olarak kendilerinde de bulunan organların pervazsızca fütursuzca sergilenmesinde rahatsızlık duyarlar. Özgürlük, “adap” ve “edep”ten yoksun olduğunda bunu hangi topluma veya hangi kriterler göre belirleneceği oldukça zor olur!..

Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.