Van’dan Başbakan Erdoğan Geçti
Yakup Aslan
Basiret ve idrak sahibi olanlar, Ortadoğu’da ve özellikle yaşadığımız topraklar üzerinde daha uzun yıllar şiddet ve kaos sürecinin devam edebileceğini, sürmekte olan gelişmelerden rahatlıkla okuyabilir. Sinsi bir projeyle bölge insanlarını militarist bir ateşin içerisinde oyalayarak, kendi tekâmülünü tamamlama hedefine odaklanan global egemenler, Ortadoğu’daki halkların olabildiğince parçalanmasını, katledilmelerini ve birbiriyle çatışma içerisinde olmasını arzularlar. Buna karşı direnç göstermek ve egemenlerin “parçaları birbirine kırdırma” politikasına yem olmamak, hakikatle buluşan şuur meselesidir. Dün toplumu bilinçsizce ateşin içerisine sürükleyen anlayışa karşı durmakla, bugün savrulmalara karşı direnen şuur seviyesi aynı değildir, dolayısıyla gündemde tutulmaya çalışılan tahayyül, hiçbir zaman hakikatin kendisi olarak kabul edilmiyor. Sabit olduğu üzere buna rağmen pekçok insan gerçeği görmek istemez, hayalde yaşamayı tercih eder. Dünyasını, teorik geleceğini hayallerine göre kurgular. Gerçeğin yakıcı hakikati karşısında, kendisini yalanlarla aldatanlar, avutanlar da az değil. Çoğu zaman çevresini de bu yalanlara mahkûm eder. Tahayyül ve yalan sınırlarını genişlettiğinde acemileşir, sırıtır ve savunma mekanizmaları iflas eder. Bu rezil olmanın perdelerini indirdiği andır. Yalan üzerine kurulan dünya, kızgın güneş altındaki buzdan kaleler gibidir.
Birkaç gün önce başbakan Van’a gelmişti. Gerçeklerin üzerinin örtülmesi maksadına yönelik bazı eylemler, ifadeler sarf edildi. Sorunların, sosyal alandaki gerçeklerin, halkın yaşadıkları dezenformasyon yoluyla, yokmuş gibi gösterilmeye çalışılması birçoğunun gözünden kaçmadı. Yanıltma çabaları ve bilgiye ulaşmanın önündeki bariyerler, kirlilikleri örtmede başarısız kaldığından sırıtıyordu. Yalanı doğru gibi gösterme adına kurgulanan yanıltma dezenformasyon çabaları, hayal dünyasında bile kabul görmeyecek boyuttaydı. Başarısızlıkların, kirliliklerin, aymazlıkların görülmez kılınması için olabildiğince gayret gösterilmişti ve bunun neticesinde Van’da olmayanlar varmış gibi gösterildi. Başbakanın konuşmasında, çözüm süreci ve deprem sonrası yapılan yatırımların dışında bu şehre ait herhangi bir şey yoktu. “Deprem sonrası Van’da büyük bir yatırım Toki eliyle yapıldı.” Toki’nin büyük bir çalışma yaptığından kuşku yok. Ancak bununla ilgili sorunları dile getirmeyi engelleyecek bir zihniyetin sorunlu olduğunu da söylemek gerekir. Toki’nin en alttan üst seviyeye kadar tamamen Karadenizli ekiplerden oluşması iddiaları, deprem sonrası Van’da inşaat sektörünü tamamen çökertecek tarzda uygulamalar, yolsuzluk söylentileri, şehrin imara açılmaması, inşaat malzemesinin genellikle dışarıdan getirilmesi dedikoduları, hazine arazilerinin üzerine kurulan Toki’lerin maliyetinin birkaç katına satılması gibi konuların sorgulanması, yapılan çalışmaları gölgeleme anlamında anlaşılmaması gerekir.
Başbakan “Van hiçbir zaman kendi kaderine terk edilmedi” diyordu. 5 katrilyon yatırım görmüş bir şehir, deniliyordu. Peki, bundan kim yararlandı. Depremzedelere yapılan Toki’ler birkaç katına fiyatla satılmış olmasının dışında, bu paranın nereye gittiğini veya depremzedelerle nasıl bir ilişkisinin olduğunu anlamak biraz zor. Bununla ilgili söylentilerin son bulması için ikna edici bir açıklama yapılması gerekiyor. Bazı tutuklamaların ve konuya dair şehir efsanelerinin, söylentilerin çok da yersiz olmadığını rivayet ediyor olması açısından manidardır.
Yeni bir fitne şekli olan hakikatten, toplumdan soyutlanmış yalan bilgi ve toplum mühendisliği seviyesindeki dezenformasyon bombardımanıyla algıyı yönlendirme, geçerli bir değer haline gelmiştir. Dünya kadar sorun varken, hiçbir sorun yokmuş gibi davranmak veya birilerini suçlamak için hayali suç üretmek kapıkulu zihniyetinin ritüeli halinde, etkin bir şekilde başbakanın Van’a gelişinde gerçek çehresini gösterdi. Sadece konteyner kentlerde 200’den fazla ailenin, aylarcadır karanlıkta soğuğa terkedilmiş olması bile büyük bir sorundur. Van’ın pislikten geçilmiyor olduğu veya bütün yolların çukurlarla dolu olduğu sadece bu ritüelin uydurduğu bir hayal. Peki, başbakan gerçekten bütün olaylarda bu şekilde basit yalanlarla yönlendirilebiliyor mu? Birçok ülkede ülke yöneticilerinin danışman ve yakınlarla nasıl bilgilerden izole edildiği bilinen bir gerçektir. Bunun adı çukur siyasetidir. Özellikle, ihtiyaca ve şartlara göre dönemsel olarak geliştirilen hakikati gizleme çabası halinde tezahür eden, sosyal alandaki travmaların ortaya çıkmasını engellemeye yönelik siyasettir. Hava kirliliği, sağlık, eğitim, işsizlik, sınır ve depremzedelerin sorunları, Toki’ler, konteynerde yaşayan depremzedelerin sürüklendiği felaket ve kurumlardan kaynaklı hukuksuzluklar yokmuş gibi davranmak ve bu algının değişmemesi için güçlü bir hisar oluşturulması mantığı hiç değişmiyor. Tahirpaşa, Kayaçelebi, Anadolu ve Erciş’teki diğer konteyner kentlerde aylardan beridir elektrik kesik, depremzedeler karanlıkta. Soğukta çoluk-çocuklarıyla yaşayan insanlar çaresiz. İnsanların telef olması tehlikesine rağmen, bu konu devletin en üst noktasında bulananlardan gizlendi ve onlara farklı yansıtıldı. Özellikle Beşir Atalay’ın, valilik onayından geçen STK ve kanaat önderleri kalabalığının başbakan buluşmasında söylemiş oldukları, olayın ne kadar tehlikeli boyutta olduğunu göstermeye yetiyor aslında. Depremzedelerin seçim sermayesi haline getirilmiş olduğu, onların aslında mağdur olmadıkları veya onlardan önemli bir kısmına Toki’den ev verilmiş olmasına rağmen onların evlerini satıp buraya yerleştikleri veya onların kesinlikle oradan çıkarılacağı türünden sözlerin bir devlet yetkilisine yakıştığını söylemek kolay olmasa gerek.
Mazlumder olarak aylardır burada ciddi bir mağduriyetin yaşandığını söylüyoruz. Sağır, dilsiz, kör numarası yapanlar basit bahanelerinin arkasına sığınmaya ve devlet kibriyle olaya bakmaya devam ederek nerede durduklarını da gösteriyorlar. Egemenlerin onayından geçmek için gerçekliğin çarpıtılması, meselenin anlaşılmaz kılınarak ajite edilmesi, yozlaştırılması, sulandırılması ve böylece algıların değiştirilmesi uğruna aklı ve izanı zorlayan yorumlar yapılmaya devam ediyor. Yaşadıkları topraklar üzerindeki mağduriyeti görmezlikten gelerek, dünyanın öbür ucundaki mağduriyetlere yönelerek, içine yuvarlandığımız paradoksu/kısır döngüyü daha da çıkılmaz kılmaktadırlar. Ve ne acıdır ki bunu da hayır işlemek adına yaptıklarını söylüyorlar. Tağutlaşma, zalimine benzeme, celladına aşık olma ve onun algılama refleksleriyle hareket etmek denilen fitnenin neyi içerdiği sosyal ve düşünce zemininde buna benzer örneklerle rahatlıkla görebiliriz. İçine düşülen bu paradoks, savrulmuşluk, pusulasızlık işte bu şekilde bir karabasan gibi ahlaki değerlerimizin üzerine çökmeye devam ediyor. Egemenlerin onayını almak veya onların dolaylı yandaşları olarak aynı mecrada hareket etmek, bugün bize reva görülen yozlaşmış anaforu armağan etmiştir. İçinde bulunduğumuz bu trajikomik durum, salt ideolojik formatta ele alınarak, göreceli bir zihinle anlaşılmaz ve aynı şekilde tarifi imkânsız bir kırılmayı da kaçınılmaz kılar.
Tecrübelerle sabittir… Salt ideolojik formatla zaman ve şartlara göre şekilden şekle giren nice göreceli hak, hukuk, hayata dair adalet talebi vardır ki, zamanla bu talepler kişisel, toplumsal veya etnik paradigmaya dönüşmüştür. Asr-ı Sadet sonrası zihin inşasının bu çerçevede geliştiğini ve bugünkü yaşamı bize armağan ettiğini bilmekte fayda var. Emevi/Sefevi saltanat geleneğinin kutsallaştırılması ve din olarak bize sunulması, bugünkü durduğumuz yeri belirlemede etkili olmuştur. Başbakanın Van Rescate otelde STK veya onaylı kanaat önderleriyle yapılan toplantıda bu ruhun hâkim olduğunu düşünüyorum. Farklı perspektiflerle adalet, hukuk ve hak algısı geliştirilmekte olduğu, ortaya çıkan fotoğraftan rahat bir şekilde okunabilir. Toplantıda kimse kirlenen paradigmanın aksine küçük bir risk almaya yanaşmamış ve Van’a yaşananlarla ilgili tek bir hakikate işaret etmemişti. Elbette herkesin olaylara baktığı pencereler farklıdır ve onların önemli bir kısmı oluşturulmaya çalışılan algıya gönüllü olarak teslim olmuş durumdadırlar. Dolayısıyla egemen zihniyetin empoze ettiği dezenformasyonun girdabından kurtulma çırpıntısı bile göstermiyorlar.
Van’da hiç mi sorun yok? Veya sorunları söylerken, olumlu gelişmeler görmezlikten mi geliniyor? Kanaat önderleri ve STK temsilcileri bu toplumun güvenmesi gereken ve çoğunlukla egemen ceberut güçlere karşı, onları savunabileceklerine ihtimal verebilecekleri kesimler değil mi? Akşam başlarını yastığa koydukları zaman, vicdanları onları rahatsız etmiyor mu? Vitrinde görünen birkısım kanaat önderlerimizin, aydınlarımızın politik tercihlerinde, kirlenen paradigma anaforundaki bilinç zehirlenmesinin payı çok yüksektir. Dünyayı doğru okuma ve çözüm modeli üretmedeki silikliğimiz, aczimiz, dağınıklığımız, toplumun güveninden yoksun oluşumuzu da kendisiyle birlikte sürüklüyor. Bir toplumun geleceği konusunda sorumluluğu bulunan ve çaresiz insanların sözcülüğünü yapması gereken erdemli, bilge kişiler olması gereken bu çevre, “yezidin sofrası bile olsa” hiçbir bahaneye sığınmadan hakikati söylemekten çekinmemelidirler. Bir toplum ancak bu şekilde aydınlığa çıkar. Faziletli, erdemli olmayı savunanlar, bu topraklar üzerinde barış süreci, hasta tutuklular, seçim süreci, gerginlik, deprem eksenli sorunlar, imar, yoksulluk, işsizlik, elektrik kesintisi, içme suyu, uyuşturucunun yaygınlaşması, koruculuk sistemi, göç, köye dönüş, eğitim, imar, hava kirliliği, sağlık sorunları, modern devşirme projeleri ve daha sayabileceğim onlarca sorunun olduğunu da bilir. Bir kenara sinmek veya egemenleri rahatsız etmemek, onların yüzlerinin ekşidiğini görmemek için susmak vicdanları yaralamaz mı? Hakkı, doğruyu, hakikati söylemediğiniz zaman vicdanları yaraladığınızı bilmelisiniz. Elbette herkesin baktığı pencere, olayları algıladığı gözlüğü farklıdır. Ancak, hakikat tektir… Rüzgârın estiği yöne doğru savrulmaz ve şekil de almaz. Fitnenin revaçta olduğu bugünkü siyasal konjonktürde, bunu anlayabilmek gerçekten zordur. Fitne süreci bittiğinde ve başka mecralara evirildiğinde, herkesin geride bıraktığı pratikler, oluşturduğu hasarlar, yalana dayalı algılar, savrulmanın geride bıraktığı eserler, izler daha fazla belirginleşecektir.