İNSANLAR DEĞİL İNSANLIK ÖLÜYOR DUR DİYEN YOK MU?
Dünyada işlenen katliamlara daha doğrusu içimi acıtan ve beni insanlığımdan utandıran insanların değil, insanlığın öldüğü zulümden bahsetmek istiyorum. Bu konularda uluslararası meselelerde fazla deneyimim olmasa da kendimi sorumlu tutarak bilgim dâhilinde yazmaya çalışacağım. Kimin kimi neden hangi çıkarlar uğruna desteklediği, ancak insanlığın çürüdüğü bir asırda yaşıyoruz. Gördüklerimize ve yaşadıklarımıza karşı hesap vereceğimizi bilmek beni kahrediyor olsa da başta kendim olmak üzere hep boş işlerle uğraşıp yaşananlar karşısında boş boğazlık yapmaktan öteye geçememenin de utancını yaşıyorum.
Malumunuz üzere zalim Sisi ve ekibi tarafından Mısır da bir katliam yapıldı. Katliamlar artarak yapılmaya devam ediliyor. Mazlum bir halk sadece seçme ve seçilme haklarını kullanarak iktidar oldu. Ama dünya emperyalist sistemi insanlara en iyi yönetim sekli demokrasidir dedikleri halde, demokrasiden Müslümanlar kazanan taraf olarak çıkınca her şey sandık değil dediler ve gereğini de yaptırdılar yerli uşaklarına. Bu seferde demokrasiyi yeniden inşa etmek adına darbe yaptılar. Yönetime halk adına el koydular(!) halka da halk adına kurşun sıktılar hem de onlardan aldıkları vergilerle. Akabinde ABD, AB ve Arap devletleri tarafından hibe yardımlarına mazhar oldular. Bu ise onların küfürde kardeş olduklarının delili iken Müslümanlar ise imanda bile birleşemedikleri için zulüm karşısında kardeş gibi dik durup, destek olamadılar. Hatta bunlar gelip geçer diye alıştık yada sorumsuzluk ve korkaklıktan vazgeçemedik. Ama öyle görünüyor ki o mazlumlar çok güçlü bir imana sahip oldukları için bu zulümden zaferle çıkacaklar inşallah. Tarih bu insanları kahraman birer yiğit olarak yazacak altın harflerle..
Tarihe nam oldular, örnek mazlumlar olarak direniş sembolü oldular. Onlar insanlık âleminin en onurlu erleri oldular ve yeryüzünün halifesi olduklarını kanıtladılar. Fakirler gönülden zengin olduklarını ispatladılar. İman ettiklerine şahit oldular. Ölmek var dönmek yok dediler topyekûn ölüme koştular. Hiçbir mala tamah etmediler ve asilce davranıp malın efendisi olduklarını gösterdiler. Aylarca sokaklarda, meydanlarda aç ve susuz Hüseyin ve ailesi gibi sabrettiler. Sonunda iki güzellikten birine nail oldular. Şehit oldular. Onlar bir söz vermiştiler Allah (cc)a;”Senden başkasına kulluk etmeyecek ve senden başkasını ilah edinmeyeceğiz. İnsanlık onuru işkenceyi yenecek, halk iktidar olacak ve kazanacak dediler. Zalimler için yaşasın cehennem dediler. Onlara dünyalarını dar ettiler ve yüreklerine korku ektiler vicdanlarını uyandırdılar ve insanlıklarını hatırlattılar, aynen peygamberler gibi. Saatte yüzlerce can verdiler ama binlerce can kazandılar. İhtiyaçları olmasına rağmen silahlara el atmadılar. Hüseyin(ra) gibi bile bile ölüme yürüdüler. Selam olsun onlara şerefli insanlara!
Bizler ise ne yapabiliriz bu durumda? Nasıl destek olacağız kardeşlerimize?
Öncelikle tarafımız mazlum halkların tarafı olmalı.
Salâtımız onlar için çoğalmalı, insanlar haberdar edilmeli.
Darbecilere destek veren ülkeler ile devletin ticari ve hukuki ilişkileri derhal kesilmeli.
Hac ve umre gidişleri ertelenmeli karşılığı olan miktar kardeşlerimize yardım olarak gönderilmeli.
Yetim kalanlara aileler bulunmalı.
Yoksul olanlara bağışta bulunulmalı.
Dünya çapında ses getirecek barışçıl eylemler yapılmalı(gösteri, direniş, toplu dua edilip namaz kılınmalı ki salâtımız yerine gelsin,
Kardeşlik bağları güçlendirilmeli.
Ortak bültenler ve ortak mekânlar çoğalmalı.
İşbirlikçi ve zalim yönetim yanlısı şirketler ve ürünleri teşhir ve boykot edilmeli.
Her gün az da olsa maddi yardımlar toplanmalı, mücadele teçhizatları tedarik edilmeli.
Her zaman hazır ve nazır olunmalı.
Dünya siyaseti takıp edilmeli ve toplumsal hareketlerde yer alınmalı.
Hasenat işleri yerine salihatta bulunmalı,
Sadece ferdi olmamalı, sosyal birer fert olmalı.
Arap devletlerinin halklarına karşı hain oldukları unutulmamalı (satılmış uşaklar oldukları bilinmeli ) onlara karşı dik durulmalı.
Kutsal addettikleri şeylerin aslında onların menfaat kaynakları olduğu bilinmeli.
Barışın dilini konuşurken savaşa da hazır olunmalı.
İftiralar karşısında adil olmalı yılmamalı ve tuzaklara düşmemeliyiz.
Fasıklar zalimler ve kâfirlerin yanında iyi Müslüman, efendi Müslüman yâda yurtsever Müslüman gibi oluşumuzun Allah katında hiçbir kıymetinin olmadığını bilmeliyiz.
Takvalı olup, yalaka olmamalı ve dosdoğru olmalıyız.
Peki, biz nasıl olacaktık nasıl söz vermiştik ALLAH’A?
Oysa bir zulüm ile karşılaşınca karşısında duracaktık. Topyekûn Allah’ın ipine sarılacaktık.
Birbirimizi Allah için sevecek ve tercih edecektik Ellerimizdekini paylaşacaktık.
Birbirimizin velisi olacaktık ve müşrikleri, kâfirleri veli edinmeyecektik.
Bizim için hayat, iman ve cihad demekti.
Canlarımızı, mallarımızı ve namusumuzu koruyacaktık.
İnfak edecek ve zekât verecektik.
Kendimizi değil iman kardeşliğini savunacaktık.
Ahitlere sadık olacak ahde vefa gösterecektik.
Allah bizim rabbimiz idi ve ondan başkasına kulluk etmeyecektik.
Salâtı ayakta tutacak ( birbirimize sabır ve dua ile destek olacaktık)rükû edenlerle ve secde edenlerle secde edecektik,
Yalan konuşmayacak, zina etmeyecek, haksız yere adam öldürmeyecektik…
Ne yazık ki orta doğuda olanlar karşısında, bunların çoğunu yerine getiremedik, onlara sahip çıkamadık, onları zulümden kurtaramadık. Sadece mitingler yaptık,bağırıp çağırdık ama oraya varamadık, yanlarında değildik ve zalimleri korkutamadık. Sonunda o kardeşlerimiz Allah’a ulaşmak ve farz olan haccı eda etmek için gittiğimiz Mekke ve Medine turu(HAC) ne verdiğimiz milyonlarca lira ile katledildi. Kralların ve Hadimul Haremeyn şeyhleri ve aileleri daha uzun yaşasın diye saltanatları elden gitmesin diye o mazlum ve mağrur insanlar 2 liralık kurşunlar ve asgari ücretli asker ve polislerce zevkle maymun iştahıyla, kafatasçı timleriyle katledildiler. Zalimlere lanet olsun, kökleri kurusun, kuruyacak inşallah…
Cemaatleri riske girmesin, arkadaşlıkları bozulmasın, dünyaya tamahları devam etsin, düzenleri bozulmasın ve kimse onlara terörist demesin diye, herkesçe iyi Müslüman bilinsin diye, çocuklarının geleceği kararmasın diye, ticaretleri kesilmesin diye, yatırımları riske girmesin diye, aile düzenleri(!) bozulmasın diye sadece layt eylemlerle küfre ve zulme karşı erkekçe(!) kahramanca(!) ve onurluca(!) TWITTER ve maillerle cihad ettik. Bağırdıkça kınadıkça onlar korkacak ve kaçacaktı. ‘’le le le!’’ Küfür silahıyla, askeri ve polisiyle, hocası hacısıyla(!) kimyasalı ve medyasıyla sahada iken, alan hâkimiyetindeyken biz ise zaten bizde olan cami ve sanat sokaklarında toplanıp dağılıyor ve birbirimizi avutuyorduk. Oysa başka ne yapabilirdik ki(!) elden başka ne gelirdi ki(!) Allah şahit ki biz çoook şey(!) yapıyorduk. Allah için savaş stoklarımız doluydu, aramızda hiç atsız teçhizatsız, muhtaç kalmamıştı, yetim yoktu, fakır yoktu. Ve sadece cihad edeceğimiz bir taraf yoktu ve Allah tan bizi bu katliamlardan sorumlu tutmaması için her akşam iş çıkışında yemeğe gitmeden önce vallahi billahi eylemlere katılıyorduk ki kardeşlerimiz kurtulsun(!) ama sandığımız gibi olmadı, olmayacakta. Dişe diş, göze göz, cana can nerede… Kısas nerede… İman nerede, İslam nerede, İnsan nesli hangisinin yanında. Kendi ünsiyetini yok sayanların yanında mı, karşısında mı? İzzet ve şeref nerede… Hamiyet ve Şahadet aşkı nerede… Ebedi hayat mı yoksa kısa bir hayat mı? Kartal gibi onurluca yüksekte yaşamak mı yoksa karga gibi çöplüklerde sürünmek mi? Söz misali, tercih bizim ey insanlar. Allah kafa karışıklığımızı gidersin inşallah Dua ve selam ile.