A. Baki KARACA


FUTBOL CİNAYETLERİ BİR YOL KAZASI MI?

FUTBOL CİNAYETLERİ BİR YOL KAZASI MI?


FUTBOL CİNAYETLERİ BİR YOL KAZASI MI?
Bu yazıyı yazarken asıl amacım bir sporsever, bir insan olarak sosyal sorumluluğumun gerekliliğini yerine getirme arzusudur. İlimiz Van’da da bazen yaşanan futbol fanatikliği artık ülkede son noktaya gelmiş bulunan fanatizm ve Vandalizmden geri kalmamış, hatta zaman zaman aşan örneklere varmış durumdadır. Ben de bu yazıyı ilgili ve muhatap olacak her kimse, onlara bununla ulaşmak ve bu konuda içimde birikenleri paylaşmak istiyorum.  Umarım okuyan her insan da sorumluluk adına bu yazıyı her yerde paylaşır, asıl muhatap ve sorumlularına ulaştırır.
Birçok ülke gibi Türkiye’de de futbol bir sektör haline gelmiş, bütün inançların önüne geçmiş bir din ve stadyumlar bir tapınak haline gelmiş durumdadır. Öyle ki böylesi toplumlar futbolun ilahlarını bile kendilerince seçtiklerini ifade etmekten de imtina etmemişlerdir. Tabii ki kitlelerin söz konusu olduğu yerde siyaset ve büyük paraların olduğu yerlerde de ekonominin (daha doğrusu büyük güçlerin) olmaması mümkün değildir.
Türkiye’de futbol bir spor dalı olmaktan çok kapalı kapılar ardında, karanlık koridorlarda kirli ilişkilerin yürütüldüğü, kara paraların aklandığı, çete, mafya, hatta Ergenekon Terör Örgütü’nün de futbol ayakları ve uzantılarını koruyan-kollayan, ahlaksız, alçak bir meslek haline gelmiştir. Yani Ergenekon’un önemli bir kanadı, hala futbolun içinde bulunmaktadır. Tabi başta, sözde büyük kulüp diye adlandırılan ama aslında insanî vasıflardan tamamen arındırılmış bir zihniyetle örülen bir düzeneğin önemli bir yürütücüsü olan kulüpler ve bunlara bağlı gelişmelerle yönlendirilen küçücük kulüpler ve figüran olarak nitelendirmemiz gereken diğer bazı kulüplerin de ortak olduğu bir endüstri olarak kapitalizm için vazgeçilmez bir sektör olmaktadır. Bu endüstriyel yapı içerisinde bazılarının ortalıkta kuryelik yaptığı bir sektör durumundaki vazgeçilmez bir sistem olarak futbol, aynı zamanda türlü ayak oyunları ile maalesef bu haliyle bile dünyada en çok sevilen spor dalı olarak yerini korumaktadır. Bu noktada özendirilen ilişki biçimi, fan kulüpleri ve gençliği yönlendirme noktasında önemli bir magazinel boşluğu dolduran futbol, idolleri, markaları ve sembolik aidiyet bağı kurma dolayısıyla futboldan ötede bir şeye dönüşmüş, futbolizm gerçekliği ile çok önemli bir sosyal dinamik, hatta bunun zıddı işlevi ile sosyal uyuşturucu olmuştur. Futbol ile putbol kavramları arasındaki ilişki sadece ses yakınlığı ve kafiye uyumu göstermekle değil, nitelikli bir din sektörü olarak da işlev görmektedir. Bu yönüyle futbol, her şeyden öncelikli olarak ciddi bir endsütri, bir sosyal dinamik, bir sosyal uyuşturucu, bir manipülasyon ve gündem değiştirme nesnesi, aidiyet boşluğunu dolduran sosyal bir akrabalık kurumu, bir tüketici yaratma atölyesi v.s. olmuş ve açık alanda oynanan bir top sporu olmanın dışında her şey olmuştur. Bu yüzden dünya sisteminin futbola verdiği önem ve bazı beklentilerini bu sektör eliyle gerçekleştirmek istemesi yüzünden, sadece spor olarak kalma becerisi gösteremeyen bir alan olmuştur futbol. Aynı dünya sistemi, aynı zamanda bu sektöre biçtiği misyon ve sektörün icra ettiği işlev dolayısıyla bu sektörün korunması ve devamı için özel çabalar ve mühendislik faaliyetleri de yürütmektedir.
Ne var ki bu sistem öylesine ustalıkla ve örtülü olarak yürütülmektedir ki, ne bu çarkı açıkça ifşa edebilmek ne de bunu, aldatılan insanlara gösterebilmek kolay kolay mümkün olmamaktadır. Fakat bu süreç içinde bazı usullerin, maske ve makyajların değiştiğini ama bunların ardındaki kimlik ve niyetin değişmediğini görmek gerek.
Ama görünen o ki bu gidişatla artık futbolsever halk bazı tepkiler geliştirmeye ve eski düzenin değişmesi gereğini hissettirmeye başladı, yani takke düştü kel göründü. Futbolun sosyolojik bir imkân olması demek, burayı hem bir toplumsal mutabakatın zemini hem de bir toplumsal kaosun patlama pınarı olarak gördüğümüzde, son zamanlarda bunun nasıl işletilmeye çalışıldığını da rahatlıkla görmüş oluruz. İşte bugünlerde yaşananlar bir test aracı vazifesi gördü ve bazı şeyler belirginleşme gösterdi. Bundan sonra futbolun içine fitne tohumları atan çevreler tel tel dökülmeye başladı. Kamuoyu artık kimlerin futbolu ne şekilde kirlettiğini çok açık bir şekilde görmeye başladı nihayet. Aklıselim futbolseverler aslında Türkiye’de oynanan futbolun içinde her türlü sahtekârlığın olduğunu ve dönen dolapların farkına vardığı için genelde İspanya ve İngiltere ligini izleyerek orada oynanan futbolun ne kadar ahlaklı, hak edenin yendiği, kimsenin hakkının yenilmediği, her takımın hakkıyla başarılara koştuğunu görerek izlemesi ve bu izleyici sayısının bir hayli fazla olması, bu ülkede futbol olgusu içinde duran herkesi düşündürmesi gereken bir konudur.
Tercih noktasında Türkiye’de oynanan futbolun değil de, başka ülkelerin futbolunun izlenmede tercih edilmesi, ülkemizde futbolun ne kadar kalitesiz olduğunun da ifadesidir. Aslında Türkiye’de futbol yoktur, olduğunu söyleyenler kendilerini kandıran ve kirli çarka ayak uyduran, bundan nemalanan çevrelerdir. Zira Türkiye’de futbol terörü vardır. Satırlarla, döner bıçaklarıyla, birçok kesici aletle maçlara giden bu futbol teröristlerine neden kimse gereken cevabı vermez? Bunlara karşı yeterli önlemler almaz ya da bu futbol çetelerinin önüne yasalarla geçilmez? Aklıma çok şey geliyor ama... Aslında derin yapıların, çetelerin hala futbolun içinde ciddi bir güç olduğunun ve bu alanın kolay kolay bağırsak temizliğine gidemeyeceğinin işaretidir diye de düşünüyorum doğrusu.
Bu ülkede temiz futbol izlemek isteyen, tek amacı taraftarı olduğu takımın başarılarına tanıklık edip zaferlerine ortak olmak olan insanlar da var tabi ki. Türkiye’de son raddesine kadar kirlenmiş olan futbol camiasının günah keçisi olan zavallılarda var. Ülkedeki futbol endüstrisi içerisinde olaya amatör olarak yaklaşan, bu çarka sunduğu ekonomik katkısıyla temel taşı olan ve bu sektörden maddi bir gelir sağlamayan en önemli unsur taraftarlardır kuşkusuz. Aynı zamanda bu endüstrinin değişmez nesneleridir taraftarlar.
Futbolun içindeki kirliliği yeni yeni öğrenen taraftarlar, oynanan oyunların ve gerçekleştirilen futbol katliamlarına ortak olmamak için, iyice silkinmeli, kendisini toparlamalı, futbolun içinde bulunduğu pisliğin farkına varmalı. Son oynanan sözde ‘dünya derby’si, ama bırakın derby demeyi, futbolun bile oynanmadığı Fenerbahçe-Galatasaray maçında yaşananlar ve daha maç oynanmadan haftalar önce gerilimin belli basın tarafından tırmandırılması, maç içinde yaşanan çirkin görüntüler, kavga, gürültü, tezahürat, şiddet ve ırkçılığın futbol sektörünü ne hale getirdiğini gözler önüne serdi açıkçası.
Kazanmak için her yolun mubah olduğu, kirli bir meslek haline gelen futbolun dürüst ve kirlenmemiş insanlar tarafından bu pislikten bir an önce kurtarılması gerekiyor. İşte gördünüz, yaşanan bu futbolu terörize eden iki kulübün yöneticileri, futbolcularının saha içi ve saha dışında yaptıklarından dolayı 20 yaşındaki gencecik bir fidanın bıçaklanarak öldürüldüğüne tanık olundu. Şimdi sormak istiyorum; bu gencecik çocukları bu hale getiren, yani suçlu olan kulüpleri mi, yöneticileri mi, futbolcuları mı ya da haberleriyle ortamı geren, şiddet, fanatiklik pompalayan dekotır satmak için çığırtkanlık yapan daha doğru bir ifadeyle para ile taraftarlık yapan medya kuruluşları mı suçlu? Yoksa öldüren o genç çocuk mu suçlu? Bence suçlular, yukarıda azmettiren unsurlar olarak, ismini sıraladıklarım. Çünkü onlar, makamlarını korumak, saltanatlarını sürdürmek, koltuklarını ve geleceklerini garantiye almak için savaşıyorlar.
Savaş dedim, çünkü Türkiye’de futbol değil savaş oynanıyor. Onların şampiyonluğu ya da galibiyeti, bu gençlerin canından çok daha önemlidir nazarlarında. Yaptıklarıyla ve açıklamalarıyla bunu çok net gösteriyorlar. Ben de onlara diyorum ki; başınıza değsin sizin hak etmediğiniz, sözde paralı, kirli, şaibeli şampiyonluklarınız. Satılarak ve satın alınarak şampiyonluk olmaz. Sizin yüzünüzden insanların öldüğü bir ülkede şampiyonluk kutlanmaz. birazcık insanlığınız ve onurunuz varsa tabii. Ama unutmayın, bir gün maskeleriniz tam anlamıyla düşecek ve bu yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz bu sporseverlere.
Şu ana kadarki futbolun içinde bulunan bir çok insanın elde etmek istediği ekonomik, siyasi ve hukuki rant nedeniyle gözünü karartan ve başkasının hak ettiği başarıya göz diken ve bu kapsamda olabildiğince faşizan kararlar alıp, her türlü yalan ve iftiradan sakınmayan, egosunun ve kibrinin esiri olmuş kişilerin adeta dikta rejimiyle yönetiliyor ülke futbolu. Hem federasyon hem de kulüpler bazında. Bu nedenle, yukarıdaki sebeplerden dolayı Fenerbahçe ve Galatasaray’ın ve benzeri pisliklerin içinde olan diğer takımların derhal ligden düşürülmesi kaçınılmazdır. Her türlü suçun ve kirliliğin içinde bulunan bu kulüpler, ülke futboluna da bir şey katmamışlardır, aksine zarar vermişlerdir. Bu kadar paranın harcandığı ülkelerde futbol ve futbolu yöneten ve oynayanların kalitesi daha yüksektir. Eğer bu takımlar düşürülürse, bu takımların paralı borazanlığını yapan medya da kendini sorgular, suç işlemekten belki vazgeçer diye umuyorum.
Kendilerini eğiterek gözden geçirecek medya sektörü de belki iyi insan olmayı bu sebeple öğrenmiş olacak. Eğer bu takımlar düşerse, bu fanatizmden beslenenler ders alacak, ülke futbolu gelişip düzelecek, fair play hakim olacak. Düşünün Türkiye’de süper ligde 18 takım var, konuşulan 4 takım. Futbolun içinde bulunan şu anki aktörler tarafından, diğerleri hiçbir anlam ifade etmiyor. Anlayacağınız neresinden bakarsanız bakın, mevcut halleri ile ülke futboluna ve insanına zarar veren, gelişmesini engelleyen bu takımların yokluğu, varlığından çok daha faydalı olacak. Yeter ki dürüst, cesaretli olunsun. Kısaca namuslu olunursa bu sorunlar bir daha yaşanmayacak belki de.
Sayın Başbakan ve Bakanlar Kurulu’ndan böylesi önemli bir konuya, ülke geleceğinin de kirletilmemesi için el atmaları ve bu çürüten sorunu çözmeleri gerektiğini kendilerinden istirham ediyorum.