HADİS EDEBİYATI
Başta şunu belirtmek isterim:Hadis edebiyatına dair aktardıklarımızı klasik usulcülerin anlattıklarından derledik. Şüphesiz ki Hadis Tarihi bağlamında bu anlatılanların birebir tasvibi gerekmemektedir. Ancak bu bilgilerin, hadisle uğraşacak zevatın bilmesinde de fayda olduğunu düşünüyoruz. Özetle hedef kitle olarak belirlediğimiz okuyucu kitlesi içerisinde bulunan zevatın bir kısmının hadisle iştigalinin yeterli olmayabileceğini ve kavram ve literatüre yabancı olabileceklerini varsayarak bu bilgileri toplu bir şekilde vermenin gereğine kanaat ettik.
Resulullah'ın sözlerinin yazıya geçirilmesiyle ortaya çıkan sahifeler hadis literatürünün ilk yazılı örneğini teşkil etmiştir. Zamanla hadislerin tedvini, ardından da çeşitli metotlarla tasnifi suretiyle çok sayıda hadis kitabı görülmeye başlanmıştır. Bu hadis kitapları, genellikle Resulullah'ın söz ve davranışlarını, dolayısıyla onun İslam'ı anlama ve uygulama tarzını görüp öğrenen sahabenin bu konudaki müşahedelerini ve buna ilaveten sahabe neslinin talebesi olan tabiilerin dini yorumlarını daha sonraki Müslümanlara aktarmayı hedefleyen birer kaynak olmuştur. Genel kanaate göre bu eserlerin ihtiva ettiği malzemenin nakli ‘rivayet'ul-hadis’ kitaplarını, bunlardaki malzemenin -çok cılız kalmışsa da- sağlamlık derecesini tespit etmeyi konu alan çalışmalar da ‘dirayet'ul-hadis’le ilgili eserleri meydana getirmiştir.
Şunu da hatırlatmak isterim ki geçmiş dönem muhaddislerinin eserlerine dair ilgili başlıkta, herhangi birisi hakkında o konu için en uygun/meşhur örnek olduğunu belirtirken bunların içerik ve yaklaşımlarına aynen katıldığımız anlaşılmamalıdır. Sözgelimi sahabeye dair kitabından bahsettiğimiz İbni Hacer Askalani’nin (773–852/1372–1449) İsabe’sine hâkim sahabe tanımına ve bu tanım gereğince belirlediği çerçeveye asla katılmamaktayız. Çünkü o, sahabe tanımını, abartarak geniş tutan biridir. Bilindiği gibi onlar, sahabe sayısını arttırmakla hadis değerlendirmelerinin birinci basamağının önünü kesmeyi hedeflemişlerdir. Zira kişi sahabe sayılınca hem kendisi hem de rivayeti zorlanmadan tenkit dışı kalabilme garantisi sağlamaktadır. Değil mi ki söz konusu kişi sahabedir. O halde cerhi, konusu bile olamaz. Bu dokunulmazlık (udûliyet) zırhı son derece kolaylık sağlamış, böylece merviyatın kaynağı olarak takdim edilen kişi ve söz değerlendirme dışı tutulabilmiştir. Oysa yine bu klasik kaynakların aktarımına göre sahabenin kendisinin, birbirlerine yönelik eleştiri ve düzeltmeleriyle böylesi bir beklentinin içinde olmadıkları anlaşılmaktadır.
Rivayet'ul-hadis (hadis rivayet) kitapları: Hadislerin Peygamber (s) devrinden itibaren sözlü ve yazılı olarak tespit edilmesi ve bilahare rivayet edilmesi faaliyeti Müslümanları değişik türde çalışmalar yapmaya sevk etmiştir. Önceleri herhangi bir sistem gözetilmeden hadislerin aynen tespiti en önemli mesele idiyken sonraki dönemlerde hadis malzemesinden daha kolay faydalanma ve aranan hadislere daha çabuk ulaşma gibi ihtiyaçlar farklı metotlarla kitap telifini zaruri kılmıştır. Önemli bir kısmı günümüze ulaşan bu eserler çeşitli sistemler altında gruplandırılmıştır.
Rivayet'ul-hadis kapsamında tasnif edilmiş kitap türleri şu başlıklar altında sıralanır:
Sahifeler: Muhtelif vesilelerle Peygamber (s) tarafından yazdırılan mektuplar, musalahanameler ve ahitnamelerle bazı sahabeler tarafından kaleme alınan sahifeler, asr-ı saadet devrinin ilk yazılı belgeleridir. Bu sahifelerden bilinenleri, Abdullah b. Amr, Sa'd b. Ubade, Muaz b. Cebel, Ali b. Ebu Talib, Amr b. Hazm el-Ensari, Semure b. Cündeb, Abdullah b. Abbas ve Enes b. Malik'e ait olanlardır.
Cüzler: Bir sahabenin veya daha sonraki nesilden bir kimsenin rivayet ettiği hadisleri veya belli bir konuya dair rivayetleri ihtiva eden eserler cüz adıyla anılmış ve bu türde birçok kitap telif edilmiştir.
Kitaplar: Hadislerin tedvini tamamlandıktan sonra bunlar ya konularına veya ravi adlarına göre tasnif edilmeye başlanmıştır. Kutub-i Sitte gibi konulara göre tasnif edilen eserlerin iman, ilim, edeb gibi bazı bölümleri, ilk devir muhaddislerinden bir kısmı, bazen de cami' ve sünenlerin musannifleri tarafından birer müstakil eser halinde de kaleme alınmış ve bu çalışmalar genellikle kitab adıyla anılmıştır. Abdullah b. Mübarek'in (v.181/797), Kitab'uz-Zühd'ü bu türün bir örneğidir.
Müsnedler: Müsnedlerin temel özelliği, konularına veya sahih ve zayıf oluşlarına bakılmaksızın hadislerin sahabe adlarına göre sıralanmasıdır. En tanınmış müsned olarak 904 sahabe tarafından rivayet edilen 30.000 hadisin yer aldığı Ahmed b. Hanbel'in (164–241/780–855) el-Müsned'i zikredilebilir.
Mu'cemler: Ravi adlarına göre tertip edilen kitap türlerinden biri olan mu'cemlerde rivayetler, ya müsnetler gibi sahabe adına veya mu'cemi tasnif eden muhaddisin hocalarının adına yahut ravilerin şehirlerine, kabilelerine göre alfabetik olarak düzenlenmiştir. Bu türün ilk örneklerinden biri Ebu Ya'la el-Mevsıli'nin (v.307/ 919), Muhammed adını taşıyanları başa almak suretiyle alfabetik olarak sıraladığı 330 kadar hocasından birer hadis ihtiva eden el-Mu'cem'idir. Bu tasnif türünün en tanınmış olanları ise Taberani'nin (260–360/873–970) üç mu'cemidir. Bunların ilki, el-Mucem'us-sağir olup 1198 hadis ihtiva etmektedir. İkinci kitap Taberani'nin çok beğendiği, ancak birçok zayıf hadise de yer verdiği el-Muccem'ul-evsat'ıdır. Taberani'nin mu'cemlerinin en muhtevalısı, aşere-i mübeşşereden başlamak üzere adları alfabetik olarak sıralanan ashabın 25.000 kadar rivayetini ihtiva eden el-Mu'cem'ul-kebir'dir.
Musannefler: II. (VIII.) yüzyılın ortalarından itibaren konularına göre ve terceme denen bab başlıkları altında tasnif edilen kitaplar, daha sonra bir kısmı cami veya sünen gibi adlarla anılsa bile yaklaşık aynı tasnif sistemine sahip oldukları için musannef adını almıştır. ‘Muvatta’ olarak da adlandırılan bu eserleri, fıkıh bablarına göre tertip edilen diğer kitap türlerinden ayıran en belirgin özellik, bunların merfu hadislerin yanı sıra pek çok mevkuf ve maktu haberi de ihtiva etmesidir. İlk musannefleri, Hammad b. Seleme (v.167/784) ile Veki b. Cerrah'ın (127–197/745–813) tasnif ettikleri belirtilir.
Cami'ler: Hadislerde ele alınan bütün meseleleri kapsadığı düşünülen, başlıca sekiz ana konuyu ihtiva eden ve genellikle bablara göre düzenlenen bir tasnif türüdür. Bilinen ilk örneği Ma'mer b. Raşid'in (96/715–153/770) Kitab'ul-Cami' adlı eseridir. Büyük kabul gören cami'ler ise III. (IX.) yüzyılda tasnif edilmiş olup bunların en meşhurları Sahihayn diye de anılan Buhari (194–256/810–870) ile Müslim'in (206–261/821–875) eserleridir.
Sünenler ve Ahkâm Kitapları: Ahkâma dair hadisleri fıkıh kitaplarındaki sıraya göre derleyen sünenler genellikle III. (IX.) yüzyıldan itibaren kaleme alınmıştır. Bunlardan İbn Mace'nin (209–273/824–886) es-Sünen'i meşhurdur. Bunlardan biri de hem sahih hem de zayıf rivayetleri ihtiva etmekte olan Ebu Davud es-Sicistani'nin (202–275/816–889) es-Sünen'idir. Erken devirlerden itibaren sünenlerden ayrı olarak ahkâm hadislerini yine sünen tertibinde bir araya getirmek üzere eserler de kaleme alınmıştır.
Müstedrekler: Sahih hadisleri derleyen bazı muhaddislerin kitaplarını kaleme alırken gözettikleri şartlara uyduğu halde göremedikleri veya başka sebeplerle kitaplarına alamadıkları hadisler daha sonraki hadis âlimleri tarafından bir araya getirilmiş ve bu eserlere ‘ilave ve zeyil’ anlamında ‘müstedrek’ adı verilmiştir. Müstedrek çalışmaları daha çok Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim üzerinde yapılmıştır.
Müstahrecler: Meşhur bir hadis kitabındaki hadisleri çeşitli bakımlardan güçlendirmek amacıyla kaleme alınan eserlerdir. Müstahrecler daha çok Sahihayn veya bunlardan biri üzerine yazılmıştır.
Kırk Hadisler: Kırk hadis ezberlemeye teşvik eden zayıf bir hadisin de etkisiyle erken devirlerden itibaren erbaun adıyla anılan ‘kırk hadis’ kitaplarının yazılmasına başlanmıştır. Tanınmış âlimler, akaid, ibadet, ahkâm, ahlak, cihad vb. konularda ‘kırk hadis’ kitapları kaleme almışlardır.
Etraf Kitapları: IV. (X.) yüzyıldan itibaren, genellikle hadis kitaplarındaki rivayetlere kolayca ulaşabilmek ve bir hadisin çeşitli rivayetlerini bir arada görebilmek amacıyla kaleme alınan etraf kitapları, ya sahabe adına göre müsned türünde düzenlenerek rivayetlerin baş tarafından bir kısmı zikredilmiş veya hadis metinlerine göre alfabetik olarak sıralanmıştır. Hadis metinlerine göre alfabetik olarak düzenlenen etraf kitaplarından, Wensinck'in (1882–1939) başkanlığında bir heyet tarafından hazırlanan el-Mu'cem'ul-mufehres li-elfaz'il-hadis'in-nebevi (Concordance et indices de ta tradition musulmane) adlı eser bu türün en tanınmış örneğidir.
Tahric Kitapları: Tefsir, fıkıh, kelam, tasavvuf ve hadis kitaplarının bir kısmında geçen, fakat kaynağı gösterilmeyen rivayetlerin sağlamlık derecesini tespit etmek ve bazı rivayetlerin kime ait olduğunu belirtmek amacıyla yapılan çalışmalara tahric adı verilmektedir, önemli bazı eserler üzerine yapılan tahric çalışmaları arasında, Gazzali'nin (450–505/1058–1111) İhya'u ulum'id-din'i üzerine Zeynuddin el-Iraki'nin (v.806/1403) yazdığı el-Muğni adlı eseri zikredilebilir. Iraki, bu çalışmasında çok sayıda zayıf ve mevzu hadis tespit etmiştir.
Zevaid Kitapları: Bir veya birkaç eserin Kutub-i Sitte gibi ana hadis kitaplarından fazla veya farklı olarak ihtiva ettiği hadisleri zevaid adıyla konularına göre sıralayarak bir araya getirme çalışmaları VIII. (XIV.) yüzyılda başlamıştır. Zevaid kitapları, ulaşılması kolay olmayan birçok hadis kitabındaki rivayetlere daha kısa zamanda ulaştırması bakımından faydalı çalışmalardır.
Fevaid Kitapları: Bir âlimin veya çeşitli âlimlerin ferd ve garib rivayetlerini bir araya getiren fevaid kitaplarının telifi Ali b. Ca'd (v.230/844), Ali b. Hucr (v.244/858), Abdan el-Ahvazi (v.306/918) gibi hadis hafızları tarafından erken bir devirde başlatılmıştır.
Emaliler: Hadis hafızlarının bilhassa salı ve cuma günleri genellikle mescitlerde hadis imla ettikleri sırada talebelerinin kaydettiği hadislerden meydana gelen emaliler diğer ilimlerdeki benzerleriyle kıyaslanamayacak kadar çoktur.
Şemail Kitapları: Peygamber'in (s) fiziki ve ruhi özellikleri, ibadet ve yaşayışı, giyim ve kuşam tarzı anlamına gelen şemail, cami' türü hadis kitaplarını meydana getiren sekiz ana konudan biri olması yanında, Resulullah'ın sözü edilen sıfatlarına dair hadis kitaplarında geçen rivayetleri derleyen eserlerin de adı olmuştur. Bilindiği kadarıyla şemaile dair ilk yazılan ve tertibinden dolayı çok rağbet gören eser, Tirmizi'nin (209–279/824–892) 400 kadar rivayeti ihtiva eden eş-Şemail'ul-muhammediyye adlı kitabıdır.
Dirayet'ul-hadis (hadis değerlendirme) kitapları: Hadislerin sadece nakledilmesini konu alan rivayet'ul-hadis ilmine nazaran daha kapsamlı olan dirayet'ul-hadis ilminde hadislerin isnadıyla birlikte kısmen metinleri de ele alındığı ya da bu da en azından hedefte olduğu için bu tür eserler daha zengin bir çeşitlilik gösterir. Peygamber'in (s) hadisleri yanında ashap ve tabiinin söz ve fetvalarının sahih, hasen ve zayıf ölçülerinden hangisine girdiğini belirlemek, bu sözlerin nasıl alınıp rivayet edildiğini tespit etmek kadar ravilerinin ne ölçüde güvenilir ve rivayet ehliyetine sahip olduğunu bilmeye de bağlıdır. Bu sebeple ravilerin güvenilirliğini tespite yarayan rical'ul-hadisin en önemli dalı olan cerh ve ta'dil ilmi yanında hadislerin metinlerini değişik yönlerden inceleyen nasih-mensuh, muhtelef'ul-hadis, garib'ul-hadis, ilel'ul-hadis gibi disiplinleri tanımak, hepsinden önce de usul-i hadisin terimlerini ve kurallarını öğrenmek gerekir.
Usul-i hadis: Dirayet'ul-hadisin esasını teşkil eden ve ‘mustalah'ul-hadis, ulum'ul-hadis’ gibi adlarla da anılan usul-i hadise ait ilk bilgiler, birer kaide olarak müstakil kitaplarda ele alınmadan önce İmam Şafii'nin (150–204/767–820) er-Risale'sinde, Müslim'in (204–261/821–875) Sahih'inin mukaddimesinde ve Buhari'nin (194–256/810–869) tarih kitapları ile cerh ve ta'dile ait eserlerde bulunmaktaydı.
IV. (X.) yüzyılın ortalarına kadar tespit edilen bu bilgilerin, bilhassa isnad sistemine ve hadis öğrenim metotlarına dair birikimin, rivayet kitaplarında olduğu gibi senetleriyle toplandığı ilk usul-i hadis kitaplarından biri, Ramahürmüzi'nin (v.360/971) el-Muhaddis'ul-fasıl beyn'er-ravi ve'l-va'î adlı eseridir. Daha sonra metot ve sistem bilgilerinin senetsiz olarak aktarıldığı usul kitapları devri başlamış, bunlardan İbn'us-Salah'ın (577–643/1181–1245), usul konularını yeni bir tertiple ele aldığı Ulum'ul-hadis olarak da anılan Mukaddimet'u İbni Salah'ı, sonraki çalışmaların mihveri olmuştur. Türkçe usul-i hadis kitapları arasında, Babanzade Ahmed Naim'in (1872–1934) Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi'ne yazdığı geniş kapsamlı mukaddime ile Muhammed Tayyib Okiç'in (1902–1977) Bazı Hadis Meseleleri Üzerinde Tetkikler adlı eseri zikredilebilir.
Rical'ul-hadis: Hadis tenkidinin başladığı ilk devirlerden itibaren ravileri hadis rivayetindeki ehliyetleri açısından inceleyen rical'ul-hadis ilmine, ‘esma'ur-rical’ da denmektedir. Senette yer alan ravilerin kimliğini tanıyabilmek için onların bütün yönleriyle hayatları ve rivayet açısından ne derece güvenilir oldukları (cerh ve ta'dil durumları) araştırılırken öncelikle bu kişileri yakından tanıyan muhaddislerin kendileri hakkındaki görüş ve kanaatleri dikkate alınmış, ilk zamanlarda bu bilgiler hocadan talebeye şifahi olarak aktarılırken III. (IX.) yüzyıldan itibaren cerh ve ta'dil kitapları telif edilmiştir.
Sahabe: Hadislerin daha sonraki nesillere aktarılmasında birinci derecede etkili olan ve hadis ricalinin ilk tabakasını meydana getiren ashabın hayatıyla ilgili en eski kaynaklardan biri İbn Ebi Asım'ın (206–287/822–900) el-Ahad ve'l-mesani'sidir. Özellikle İbn Abdilber en-Nemeri'nin (978–1071/1570–1660) 4225 sahabe hakkında bilgi verdiği el-İstiab fi ma'rifeti'l-ashab'ı büyük ilgi görmüştür. Ashaba dair çalışmaların en kapsamlısı İbn Hacer el-Askalani'nin (773–852/1372–1449) mükerrerleriyle birlikte 12.304 biyografiyi içine alan el-İsabe fi temyiz'is-sahabe'sidir.
Sika raviler: Sadece güvenilir (sika) ravileri bir araya getiren çalışmaların en önemlileri arasında, Ebu'l-Hasan el-İcli'nin (v.261/875) sika kabul ettiği ravileri tabakalar halinde sıraladığı Tarih'us-sikat'ı zikredilebilir.
Zayıf Raviler: Zayıflığı bir ölçüde giderilebilen ravilerle ileri derecede zayıf oldukları için rivayetleri delil olma niteliğini kaybeden kimseler hakkında yazılan kitaplar genellikle ‘ed-Duafa’ veya ‘ed-Duafa' ve'l-metrukun’ adıyla anılmaktadır. Zehebi'nin bu konuda önemli çalışmaları vardır. Onun bu konudaki en önemli çalışması, güvenilir bile olsa tenkide uğrayanlarla birlikte 11.053 zayıf ve metruk raviyi ihtiva eden Mizan'ul-itidal adlı eseridir.
Sika ve zayıf raviler: Rical kitaplarının bir kısmında sika ve zayıf raviler bir arada ele alınmıştır. İbn Sa'd'ın (160–230/777–845), sahabe ve tabiin nesillerinden 4300 kadar kişiyi, yaşadıkları zaman ve mekân unsurlarını ön planda tutarak tanıttığı et-Tabakat'ul-kubra'sı bu konudaki eserlerin ilki ve en önemlilerinden biridir. İlk devir muhaddislerinin önemli bir kısmı, hadis ravilerinin biyografilerine dair kitaplarına ‘tarih’ adını vermişlerdir. Bunlardan İbn Ebu Hatim'in (240–327/854–938), kendisinden önce yaşayan cerh ve ta'dil otoritelerinin hadis ravileri hakkındaki tenkitlerini ve toplam 16.040 biyografiyi ihtiva eden el-Cerh ve't-ta'dil'i bu konudaki en önemli eserdir.
Belli kitapların ricali: Tanınmış bir veya birkaç hadis kitabının, özellikle de Kutub-i sitte'nin ravilerini alfabetik olarak kısaca tanıtan rical kitapları da bulunmaktadır. Bu tür eserlerden Sahihayn'ın ricaline dair değişik özelliklere sahip birçok eser telif edilmiştir.
Belli memleketlerin ricali: İlk yazılan rical kitaplarında raviler herhangi bir sınıflandırmaya tabi tutulmadan genel özellikleriyle ele alındığı halde daha sonra yazılanlarda yaşadıkları bölgelere, güvenilir veya zayıf oluşlarına, lakap ve künyelerine ve daha başka özelliklerine göre incelenmiştir.
Esma ve küna: Genellikle ismiyle tanınan bir ravinin bazı senedlerde yahut kaynaklarda künyesiyle anılması veya künyesiyle bilinen kimsenin ismiyle zikredilmesi ravilerin tanınmasını güçleştirmiş, öte yandan bazı isim ve künyelerin birbirine benzemesi de karışıklığa yol açmış, bundan dolayı rivayet zincirinde yer alan şahısların isim ve künyelerini inceleyen eserlere ihtiyaç duyulmuştur. Esma ve küna kitapları, genel karakterleri itibariyle Peygamber (s) ve sahabe dışında biyografisine yer verdikleri kişilerin rivayetle ilgili durumlarını da inceledikleri için cerh ve ta'dil türü eserlerin bir devamı sayılmaktadır.
Mu'telif ve muhtelif: Adları, lakapları, künyeleri ve nisbeleri yazılış bakımından aynı veya birbirine yakın (mu'telif) okunuşları farklı olan (muhtelif) ravilerin kimliğinin tespit edilmesi rivayetleri değerlendirebilmek için son derece önemli olup Sellam-Selam, Abbad-Ubad, Abbas-Ayyaş gibi mu'telif ve muhtelif isimlerin birbirine karıştırılmasını önlemek maksadıyla çok sayıda eser yazılmıştır.
Müttefik ve müfterik: Raviler arasında adları ve baba adlarıyla birlikte bazen dede adları yahut künyeleri ve nisbeleri aynı olan kimseler de bulunmaktadır. Adları, lakapları, künyeleri ve nisbeleri hem yazılış hem de okunuş bakımından aynı olan kimselerden özellikle aynı yüzyılda yaşayanların birbirine karıştırılmasının yol açacağı büyük hatalara mani olmak adına çeşitli eserler yazılmıştır.
Müştebih: Adları aynı, fakat babalarının isimleri veya nisbeleri yazılış bakımından farklı veya birbirine yakın olmakla beraber okunuş bakımından ayrı kimselere dair kaleme alınan eserler müştebih (müteşabih) türünü meydana getirir.
Mübhemat: Hadisin senedinde ismi söylenmeden ‘recul, sika’ gibi müphem ifadelerle anılan raviler bulunduğu gibi metninde de aynı şekilde ‘recul, ibnu fulan, bintu fulan’ gibi kimlikleri belirtilmeden zikredilen kimseler olabilmektedir. Senetteki bazı isimlerin bilinmemesi o rivayete güveni zedeleyeceği için bunların tanıtılması yönünde eserler telif edilmiştir.
Vefeyat: Hadislerin senedini incelerken ravilerin birbirleriyle görüşüp görüşmediğinin tespit edilebilmesi onların doğum ve ölüm tarihlerini bilmeye bağlı olduğundan hadis usulünde ‘tevarih'ur-ruvat ve'l-vefeyat’ adıyla anılan çeşitli eserler kaleme alınmıştır.
Cerh ve ta'dil: Ravileri sika veya zayıf oluşlarına göre ele alan rical'ul-hadis kitapları erken bir devirde telif edilmekle beraber cerh ve ta'dil kaideleri çok sonraki devirlerde tedvin edilmiştir. Cerh ve ta'dil konuları, usul-i hadis kitaplarında bir ilmi disiplin olarak Hâkim en-Nisaburi'den (321–405/933–1014) itibaren ele alınmıştır. Bilindiği kadarıyla cerh ve ta'dil ilmine dair ilk usul kitabı Taceddin es-Subki'nin (728–771/1327–1370) Ka'ide fi'l-cerh ve't-ta'dil'idir.
İlel'ul-hadis: Hadislerin metin veya senetlerinde bulunup onların sahih kabul edilmesine engel teşkil eden ve ancak güçlükle anlaşılabilen gizli kusurları ifade eden illet konusunda II. (VIII.) yüzyılın ikinci yarısından itibaren ravi adlarına veya konulara göre eserler telif edilmiştir. Bunların en tanınmışları, Ali b. Medini'nin (161–234/777–848) üç ayrı ilel kitabının hulasası mahiyetindeki İlel'ul-hadis ve ma'rifet'ur-rical'i adlı kitabı bu türün en eski örneklerindendir. Bu alanda yazılmış en meşhur ve makbul eserin sahibi Ebu'l-Ferec İbn'ul-Cevzi (510–597/1116–1201), el-İlel'ul-mütenahiye fi'l-ehadis'il-vahiye'sinde 1579 rivayeti otuz dokuz kitap içinde değerlendirmiştir.
Garib'ul-hadis: Hadis metinlerinde geçen nadir (garib) kelimeleri açıklamak üzere ilk eseri kimin yazdığı tartışmalıdır. Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam'ın (154–224/771–838) Garib'ul-hadis'i bu eserlerin en hacimlisidir. Bu konudaki eserlerin farklı bir türü de hem Kur'an hem de hadislerdeki garib kelimelerin birlikte ele alındığı çalışmalardır.
Muhtelif'ul-hadis: Birbirine zıt gibi görünen bazı hadisleri cem' ve te'lif, nesih, tercih ve tevakkuf gibi metotlarla uzlaştırmak amacıyla erken devirlerden itibaren çalışmalar yapılmıştır. Te'vil'ul-hadis, telfik'ul-hadis, muşkil'ul-hadis gibi adlarla da anılan bu türün mahiyeti hakkında bilgi vermek üzere İmam Şafii (150–204/767–820) İhtilaf'ul-hadis adlı eserini kaleme almıştır. Daha sonra İbn Kuteybe (213–276/828–889), bazı kelam fırkalarının hadislerde tezatlar bulunduğu yolundaki iddialarını reddetmek için Te'vil'u muhtelif'il-hadis'ini yazmıştır. Yine Tahavi (239–321/853–933), fıkıh bablarına göre tertip ettiği Şerh'u me'ani'l-asar'ında âlimlerin birbiriyle çelişkili gördüğü ahkâm hadislerini ele almış, bunların nasih ve mensuhunu belirtmiş ve çelişkili zannedilen hadisleri telif ederek aralarında kendince bir zıtlık bulunmadığını göstermiştir.
Nasih ve mensuh: Peygamber'in (s) bazı sünnetlerinin daha sonraki dönemlerde yine kendisi tarafından kaldırılması sebebiyle araları telif edilemeyecek derecede birbirine zıt görünen hadislerin ele alındığı nasih ve mensuh ilmi muhtelif'ul-hadis ile de yakından ilişkilidir. Hadiste nesih konusunda yapılan ilk çalışmalardan biri Ebu Bekir el-Esrem'in (v.261/ 874) Nasih'ul-hadis ve mensuhuh adlı eseridir.
Esbabu vurud'il-hadis: Hadislerin daha iyi anlaşılabilmesi için bunların hangi sebeple, nerede ve ne zaman söylendiğini araştırma konusu yapan bir disiplindir. Fazla gelişmeyen bir ilim dalı olduğundan hakkında az sayıda eser telif edilmiştir.
Hadis şerhleri: Hadisleri şerh etmek amacıyla yazılan eserler, bir bakıma dirayet'ul-hadis ilimlerinin uygulanma sahalarıdır. Senetlerdeki şahısların kimliklerinin, cerh ve ta'dil bakımından durumlarının belirlenmesi, ayrıca hadis metinlerinin sebeb-i vürudunun, nasih veya mensuh olup olmadığının tayin edilmesi, nadir kelimelerinin açıklanması, birbirine zıt gibi görünenlerin telif edilmesi, hadislerden hüküm çıkarılması vb. hususlar hadis şerhlerinin başlıca konularını teşkil etmiştir. Bazı musanniflerin, hadisleri kaydettikten sonra onlarla ilgili açıklamaları da bir nevi şerh olmakla beraber bir hadis kitabının bütün kelimelerini veya açıklanması gereken kısımlarını izah etmek üzere yapılan müstakil çalışmalar, bilindiği kadarıyla IV. (X.) yüzyıldan itibaren Hattabi (319–388/931–998) ile başlamıştır.
Klasik hadis edebiyatı genel çerçevede sıraladığımız bu tasnif doğrultusunda bir muhtevaya sahiptir. Ancak geçmişte ihmale uğramış hadiste metin tenkidi ile ilgili son zamanlarda yeni ve ciddi bir literatür de oluşmaktadır. Hadislerintarihsel boyutu, hadisçilerin algı ve anlayışlarıgibi konular üzerinde yoğunlaşan bu tür çalışmalara değinmeyi de başka bir yazının konusu olarak daha sonraya erteliyoruz.