BU DEFA UMUTLANMALI MIYIZ?
Bu günlerde bütün Türkiye halkını heyecanlandıran bir gelişme oldu. Ülkenin son otuz küsur yılını ipotek altına almış çatışmalı dönemin sona erdirilmesi için, hükümet yeni bir süreç başlattı.
Başbakan, barış ortamının tesis edilmesi için İmralı ile görüşmeler yapıldığını ve yakında etkili sonuçların yaşanabileceğini açıkladı. 75 milyonu ilgilendiren, ülkenin en büyük sorunu olan Kürt Sorunu’nda bu güne kadar gündemde tutulan yöntemlerin görece uygulanmasından vazgeçerek çözüme dair yeni bir süreci işaret etti… Bu, şu demektir: Yarın herhangi bir itham ya da eleştiri olduğunda, örgütle görüşüldüğü hususunu halının altına süpürme ihtimalinin bizzat en yetkili ağız tarafından ortadan kaldırıldığı demek. Devlet kibrinin söylem düzeyinde devam etmekle birlikte önemli ölçüde kırıldığının, fiili olarak muhataplık ve müzakere düzeyinde epeyce mesafe kat edildiğinin ilanı demek. Ayrıca, dolaysız ve aracısız bir görüşme takviminin alenen yürürlüğe girdiğini hem itiraf hem de deklere etmek demek.
Peki, ‘bu durum umutlu olmak için yeterli midir?’, ‘gerçekten kan duracak mı bu defa?’ gibi sorular karşısında bir netlik var mı? Bu konuda çok iyimser olmamak lazım. Çünkü Kürt Sorunu konusunda her ne kadar devrim denecek derecede önemli girişim ve çalışıma bu iktidar tarafından gerçekleştirilmişse de, bir o kadar da şaibe ve şüphe de barındıran bir politik tavra sahip bir yönetim anlayışından uzak değiller. Roboski Utancı hala lanetli bir hale gibi bu hükümetin başında duruyor. Onbinlerce Kürt siyasetçi hala zindanlarda. Dokunulmazlık kozu sümen altından çıkarılıp Demokles’in Kılıcı gibi meşru BDP milletvekillerinin başında sallanmakta. Bu üç hadise dahi Habur Olayı’ndan yani Oslo Süreci’den sonra bu iktidar tarafından gerçekleştirildi. Hem iktidar aynı zamanda kamuoyu algısı ile oynamakta son derce mahir olduğunu her geçen gün daha güçlü hamlelerle göstermekte. Yarın görüşmeler sekteye uğradığında -bu ihtimal sürekli bir canlılık arzediyor- aynı iktidarın yukarıdaki siyasi katliamları aratmayacak uygulamalara imza atmayacağını kimse garanti edemez. Edemeyeceğinin en büyük delili yine iktidarın bu konudaki politik ahlakıdır.
Ne var ki bütün bu kötümser tabloya rağmen, bu kaya bayır aşağı bir aşamaya gelmiştir ve engellenemez bir çözüm süreci kendini dayatmaktadır. Hem kısa vadede çözümlenemeyecek yapısı dolayısıyla bu yüzyıllık sorunun zamana yayılması, yakın gelecekte bir seçim süreci dolayısıyla da iktidarın gökte arayıp yerde bulamayacağı bir fırsatı altın kafeste sunmaktadır. Dünya konjontürü ve uluslar arası denklemler de cabası, ondan bahsetmiyoruz bile. Paris Suikasti ve senaryoların uluslararası ilişkileri gündeme sokması da bu noktada barışın elini güçlendiren yeni alanlar olarak görülebilir. İktidarın, meseleyi insan hakları ve siyasi çözümün dışında askeri ve statükocu bir zihinle algılama ve böyle bir algı oluşturma çabasının anlamsız ve sonuçsuz olduğunu görebilmesi için önemli bir eşik gibi durmaktadır bu süreç.
Bütün olumsuzluklara rağmen bu süreç desteklenmeli ve bu konuda güçlü bir kamuoyu baskısı ve takibi devreye girmelidir. Yarın çok daha can sıkıcı ve üzücü provokasyonlar olacak, her şey bitti havasını oluşturacak sabotajlar yaşanacaktır. Çünkü otuz yıllık savaş üzerine bir yaşam geliştirmiş güçler var ve bunlar her türlü zulmü, ahlaksızlığı, cinayet ve kötülüğü yapabilecek ölçüsüzlükte yapılanmalardır. Barış, sabır ve kararlılık olmadan elde edilecek ucuz bir yaşam değildir. Her türlü olumsuzluğa hazır olmak ve oluşan barış iradesine sahip çıkmak en insani duruştur.
Önceki tecrübelerden az da olsa belli ki iktidardan, muhalefetten konunun tarafı olan kesimlerden temkinli açıklamalar yapılmaya başlandı. Dün Van’da belki de ilk kez 84 sivil toplum örgütünün altına imza koyduğu bir açıklama yapıldı. Başlatılan bu sürecin sağduyu ile desteklendiği açıklandı. Açıklamanın yapıldığı salonda divanda oturan iki temsilci özellikle dikkat çekiciydi. Bunlardan biri Şehit Aileleri Derneği Başkanı, diğeri ise Barış Anneleri adına katılan temsilci bir ‘anne’ydi.
Açıklamayı tabipler odası başkanı Çetin Kotan okudu. Sonra en anlamlı mesajları vermek üzere söz Şehit Aileleri Derneği Başkanı’na verildi. Ardından Barış Anneleri temsilcisi, duygularını Kürtçe konuşarak ifade etti… Çekilen acılar farklı dillerde ifade edilse de, renkleri ve etkisi aynıydı. Gencecik evlatlarını toprağa vermiş insanların ortak kaderi, acısı ve hüznü aynı salonda yan yana duruyordu. Sarmaşıklar gibi birbirine tutunarak dev leşmiş bir acı sütunu gibi salonun orta yerinde duran bir manzara vardı. Biri askerde, diğeri dağda hayatını kaybeden bedenlerden yükselen yakıcı ateşin dağladığı gözü yaşlı, gönlü matemli ve kavruk insanların ‘yeter artık’ isyanıydı bu. Aynı mezarlıklarda gömülen cenazeleriyle, aynı yürek yangını ve ağıtların yakıldığı hanelerde beddualarla ömür tüketenlerin acısını, bu toprakların genç çocuklarının yitip gitmesine sebep olan savaş tüccarlarına duyurmaya çalışan insani ve tercümeye ihtiyaç duymayacak yetkinlikte bir çağrıydı söyledikleri. Diğer katılımcılar sustular. Kimse konuşamadı, boğazlar düğümlendi. Ve o anda şöyle bir şey aklıma geldi. Üç, beş, iki, ya da bir çocuğunu kaybeden anneler barış istiyor, silahlar sussun diye feryad ediyor, ama hiçbir bedel ödemeyen, hiçbir yakınını hatta tanıdığını bile kaybetmeyenler savaş çığırtkanlığı yapıyor, barış olmasın diye her türlü ayak oyunlarını yapmaktan geri durmuyorlar. Peki, bu da düşündürücü değil mi? Bu gelişmeler karşısında heyecanlanmamak duygulanmamak, insanlığını yitirmiş vahşilerden başkasının kârı olmaz herhalde. Kazananın olmadığı, kaybedenin çok olduğu bu kirli savaştan kurtulmanın umudu beni de çok insan gibi sardı.
Hepimizin unuttuğu bir şeyi hatırlamıştık. 30 yıldan bu yana insani duygularını kaybeden koca bir yığın olmuştuk hepimiz. Hangi tarafın destekçisi olursak olalım, yitirilen her cana karşılık, hissiyatımızın kaybolduğunun resmi kalmıştı ortada. Ama dün, unuttuğumuz şeyi hatırladık, acılar ortaktı. Taraflar yan yana oturup acılarını salonda insanların yüzüne haykırınca nefesler kesildi, yüzler kızardı ve ardından birçok katılımcının göz pınarlarından yaşlar süzülmeye başladı. Asıl mesele buydu. Van’da ilk kez belki de bu kadar içten, birlikte, ortak bir buluşma ile sürecin desteklenerek sorunun çözümüne ulaştırılması dillendirilmiş oldu.
Yine de bunun etki atmosferinden nasiplenmek işlerine gelmeyecek kimselerin farklı hesaplarla orada bulunmayışları gözden kaçmadı. Mangalda kül bırakmayan korkaklar, dün o salonda yoktu. Salonda olmayanların o kısa, ama herkesi ilk kez bir arada tutan açıklamanın altında imzaları da yoktu. İyi ki de o korkaklar orda değildi. İyi ki de imzaları yoktu. Olsalardı belki de yazık olacaktı. Eğer konu barış değil de ihale olsaydı, imza sayısı da artacaktı. AK Partili devletçi, vatancı, her türlü kılığa girecek çok insan olacaktı. Bekle-gör politikası oynayacak ucuz kahramanlar çoğalacaktı. Belki yine aynı yöntemle zamanla yine de çoğalacak.
Bana göre başbakan böyle bir girişimi yaptığı günden bugüne, yüzbinler cumhuriyet caddesinde yürüyerek destek vermeli, coşkulu bir hava içinde bu kararlılık toplumsal mutabakatla pekiştirilmelidir. Bu oluşuma katkı sunan herkesi kutluyorum. Ancak bu tür organizasyon ve yapılanmalarda şovmenlik yaparak, kendine yontarak ortamın ruhunu ve elektriğini bir ranta dönüştürme hevesinde olanlara fırsat vermeyelim, meydanı ve işin ciddiyetini bunların süfli arzularına kurban edecek boşluklar bırakmayalım.
Ülkenin en acı sorununun çözümü için ya fikir adamı ya da ciddi bir kitlesi olan insanlar bir araya getirilerek destek zemini pekiştirilmeli. Kentin önemli fikir adamları ve organizatörleri bu ayrıntıyı umarım bundan sonra dikkate alarak hareket eder.
Çok kıymetli güvenilir insanları gördüm toplantıda. Bu toplantıda bulunan insanları kirlilikten arınan, sadece ve sadece kanın durmasını isteyen kimseler olarak gördüğümü de belirtmek isterim.
İmzası olan derneklerin isimlerini kamuoyuna sunuyorum.
- Altı Nokta Körler Derneği Van Şubesi
- Azadi İnisiyatifi Van Temsilciliği
- Barış Anaları İnisiyatifi
- Bayındır-Memur-Sen
- Bedensel Engelliler Derneği
- Belediye-İş Sendikası
- Bem-Bir-Sen
- BES Van Şubesi
- Birlik-Haber-Sen
- Birleşik Taşımacılık Sendikası
- Büro-Memur-Sen
- Çağdaş Hukukçular Derneği Van Şubesi
- Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Van Şubesi
- Çev-der
- Çevre Mühendisleri Odası
- Dep-der
- Devrimci Demokrat Kürt Derneği (DDKD)
- DİSK- Genel İş Sendikası
- Diyanet-Sen
- Eğitim-Bir-Sen
- Eğitim-Sen Van Şubesi
- Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Derneği
- Enerji-Bir-Sen
- Erdem-der
- Enerji Sanayi Maden Sendikası
- ESOB (Van Esnaf Sanatkârları Odaları Birliği)
- Gıda Mühendisleri Odası
- Göç-Der
- Gökkuşağı Derneği
- Güvenlik İş Sendikası
- Haber Sen
- Harita Mühendisleri Odası
- İHD
- İnsan-Der
- İnşaat Mühendisleri Odası
- Jeoloji Mühendisleri Odası
- Kimya Mühendisleri Odası
- Kurdi-der
- Kültür Sanat Sen
- Kültür-Memur-Sen
- Maden Mühendisleri Derneği
- Makine Mühendisleri Odası
- Mamoste-Der
- Mavigöl Kadın Derneği
- Mazlumder
- Memur-Sen
- Mimarlar Odası
- Mina-Der
- MÜSİAD Van Şubesi
- Nubahar-Der
- ÖVDER
- Özgür-Der
- Sağlık-Sen
- SES Van Şubesi
- Şehir Plancıları Odası
- Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma Derneği
- Spor Klubü Derneği
- Tarım-Orkam-Sen
- Toç-Bir-Sen
- Tuyad-Der
- Tümbel-Sen
- TÜMSİAD
- Türkiye İnsan Hakları Vakfı
- Ulaştırma-Memur-Sen
- Umutışığı Derneği
- VAKAD (Van Kadın Derneği)
- VAKASUM
- Van Arıcılar Birliği
- Van Barosu
- Van Fotoğrafçılar Grubu
- Van- Hakkari Tabipler Odası
- Van KAMER
- Van Kent Konseyi
- Van Kent Konseyi Engelli Meclisi
- Van Kent Konseyi Gençlik Meclisi
- Van Kent Konseyi Kadın Meclisi
- Van Orsan
- VANGİAD
- VATBO (Van Ticaret Borsası)
- Viyan-Der
- YAKA-KOOP
- Yapı-Yol-Sen
- YÖDER
- Ziraat Mühendisleri Odası