AÇLIK GREVLERİ ve İNSANIN DEĞERİ
Malumunuz her zaman olduğu gibi yine Türkiye’nin gündemi çok yoğun. Yazılabilecek çok konu var yine. Doğal olarak herkes kendi dünyasından gündeme bakıyor ya da gündem oluşturuyor. Ama bir gerçek var ki istesek de istemesek de, lehte veya aleyhte de olsa, inanılsa da inanılmasa da Kürt Sorunundan kaynaklı problemlere kenarından köşesinden değinildiğini görüyoruz. BDP’lilerin, diledikleri vakit ülke gündemine oturduklarını görüyoruz. Amaçlarına ulaşacaklar mı onu da zaman gösterecek.
Benim gündemimdeyse açlık grevleri var. İnsanlar ölümün eşiğine gelmişken, başka bir şey yazmak gelmiyor içimden. Yerelde de yani Van’da da durum farklı değil, hatta içeride açlık grevi varken dışarıda da yaşamı bir günlüğüne durdurma eylemi yapıldı. Kitlesel yürüyüşte Van hayalet bir şehre döndü. Tabi öncelikle vicdan sahibi olmak için insana bakış açımızı ortaya koymamız lazım. Yeryüzünün en şerefli varlığı insandır, eğer biz yaşantımızda da insana bu manada önem veriyor isek; yok eğer vermiyor isek -ki şu an görünen, bu insanlar ölüyor- biz başka şeyler tartışıyoruz. Ama ölüme yaklaşılan bu kritik süreçte yapılan tartışmaların hiçbir anlamı yok. İnsanlar ölüme bu kadar yaklaşmışken neyin tartışması yapılıyor, anlamış değilim.
Önce “bu insanları nasıl yaşatabiliriz” diye bir fikir ortaya atılmadı siyasiler tarafından. Neden, çünkü insana bu kadar önem veriliyor. Ve maalesef insan hayatı üzerinden çok ucuz konuşmalar yapılıyor. İnanın siyaset bu değil, aklı başında olan Türkiye halkı bu konuşmalardan dolayı nefret ediyor siyasetten. Bu insanların ölmemesi için ilk neler yapabiliriz diye bir çaresine bakalım, sonra yine uzun uzun tartışalım. Yani bu insanlar aldatılmış mı, başkaları için mi oruç tutuyor. Şantaj mı yapıyor, bunlar sonra konuşulur, varsa art niyet yine halk bu siyasilere ve halkı suiistimal edenlere hesabı da sorar. Evet, 600 küsur tutsak açlık grevinde. Aç bir şekilde 54. günü de geride bıraktılar.
600 küsur tutsak… Biliyorum, kimilerinin umurunda değil, ölseler de kurtulsak diyenler de var. Yani önemleri yok. Sizin umurunuzda olmayan, bu ölümün eşiğindeki tutsaklar için her gün acı çeken, her gün ölümün eşiğine gelen binlerce insan var. Dolayısıyla bu insanların düşündüklerine bakmaksızın sadece insan oldukları için ölmemeleri için insanlığa ihtiyaç vardır. Bu konunun bir tarafı. Diğer tarafı ise kapanan ya da kapatılan kepenkler. Kimileri, halk tehdit edildi, bildiriler dağıtıldı, derken kimileri de, Van halkı haksızlığa seyirci kalmadı, dedi. Ama işin gerçeği BDP`nin Salı günkü eylemine Van halkının isteyerek veya istemeyerek de olsa uyduğunu gördük. Yani Van o gün hayalet bir şehri anımsatıyordu. Peki, yanlış olan bir işi herkesin yapma zorunluluğu var mıdır, yoktur.
O zaman, bunu sadece korkuya ve tehdide bağlamak doğru mu? O gün Van halkı ve esnafı gerçekten tehdit edildiyse, bu anti demokratik bir uygulamadır ve zorla özgürlük olmaz. Size yapılanın aynısını başkasına uyguluyorsanız bu işte bir sorun var. Ve bu yol özgürlük yolu olamaz, insan hakkı ihlali olur. Bir yerde haksızlık varsa, insanlar bilerek ve inanarak hür iradeleriyle tepki koymalı. Baskıyla hedefe de varılmaz. Ama o gün şehirdeki tablo oldukça kötüydü. Dışarıdan o tabloyu gören biri, Van’a hiçbir zaman sıcak bakmaz, birçok sorunu olan bir şehrin ayağa kalkması için çabalaması gerekenler sorumluluklarını yerine getirmeli. Evet, bunları sorduğumuzda insanların öldüğü, insanların anadillerinde eğitim almadığı bir süreçte ekonomiden konuşsak ne yazar diye cevaplar alıyoruz. Özellikle iktidar partisinin yereldeki temsilcileri Van’ın ekonomisine ve vizyonuna ne kadar darbe vursalar da, biz bu kenti ayağa kaldıracağız ifadeleri de konunun ayrı bir parçası olsa gerek. Ama konunun en önemli faktörü, o gün devlet ortada yoktu.
Dükkânını kapatmak istemeyen esnaf yanında kimseyi göremedi. Biz bu gün iş yerlerimizi açsak da yarınımız belli olmaz diye esrarengiz bir Van gerçeğinden bahseden birçok insan vardı. Devletin bu duruma seyirci kalmasını iki türlü okumak lazım: Ya devlet ya da Ak Parti Van’ı gözden çıkarmış; ya da başbakan ve Ak Parti iktidarının son günlerde sıkça kullandığı, artık PKK ve BDP’ye Kürt halkı tepki göstersin, yani “kendi başınızın çaresine bakın” durumu söz konusudur. Biz devlet şiddet kullansın demiyoruz, ama insanlar zorla istemedikleri yaptırımlarla karşı karşıya bırakılmasın. Zaten Van’da devlet, insanlığın yararına bir konuda hiç bir şey yapmadı ki. Devlet hep geleceği kararttı.
Bu arada, “Van’da dolaşamıyoruz, BDP’liler saldırıyor” diyenlere en güzel cevabı, Ak Parti Van İl Başkanı Sayın Abdullah Aras verdi. Kepenklerin kapatılmasından bir gün sonra Van esnafını dolaşarak, sıkıntılarını dinledi ve yanlarında olduğunu söyledi. Hiçbir şey de olmadı. Demek ki istenince çok rahat yürünüyor ve BDP’liler de hiç bir şey yapmıyormuş. Her gün bir arada yaşadığımız, kız alıp verdiğimiz, her şeyimizi paylaştığımız insanları, yaptığımız yanlış açıklamalarla vahşileştirmeyelim, kendini bilmez bir iki insanın hatasını herkese mal etmeyelim. Her gün yüz yüze bakıyoruz, hiç kimse birbirine iftira da atmasın, saygısızlık da yapmasın. Derdi Van ve insanlık olmayanların, bu kente verecekleri bir şey yoktur. Hizmet sadece bu halktan oy isteyince olmuyor. Asıl hizmet seçim döneminde verdiğiniz sözleri bu günde yerine getirmekle oluyor. Ayrıca bazı STK’lar ve siyasi partilerden kepenklerin kapanması ile ilgili açıklama yapıldı. Bu güzel de aynı yapıların ölmek üzere olan insanların ölmemesi içinde bir çözüm önerisi ortaya koyması gerekmez miydi?
Bu arada değinmeden geçemeyeceğim; Sayın Beşir Atalay’ın, Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, milletvekillerinin sorularını yanıtlarken söylediği sözler bir Vanlı olarak beni çok üzdü. Atalay, Van'daki deprem konutlarının inşaatlarında 12 bin Vanlı’nın çalıştığını, binaları yapan firmalara, malzemesini bile bölgeden alma şartı getirdiklerini ifade etmesi beni çok şaşırttı. El insaf, demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Doğrusu bütün Van’daki esnafın, STK’ların, halkın, tüccarın, müteahhidin bir yıldır bize iş verin, Van esnafından malzeme alın, Vanlı çalıştırın feryadını hiçe sayıp, yanlış bilgiler vermesi; Van insanına büyük hakaret olsa gerek. İşte bunların hepsinin çözümü iyi insan olmaktan geçer.
Evet değerli okurlar eğer iyi insan olursak, açlık grevi olmaz, iyi insan olursak Kürt-Türk ayrımı olmaz, iyi insan olursak kepenkler zorla kapatılmaz, isteyen açar isteyen kapatır. İyi insan olursak, herkes istediği dilde konuşur, anadilde eğitimini alır, iyi insan olursak şiddetle değil konuşarak anlaşılır. İyi insan olursak, açlıktan insanların ölmesine seyirci kalmayız. İyi insan olursak, başkasını kendimize benzetmeyi marifet bilmeyiz. İyi insan olursak, hepsinden önemlisi yalan konuşmayız. İyi insan olursak, insan hayatını kendi siyasi geleceğimize malzeme etmeyiz. İyi insan olursak, çalıştırmadığımız işçileri, çalıştırdık demeyiz, alışveriş yapmadığımız esnaftan, alış veriş yaptık demeyiz. İyi insan olursak, bir birimizi öldürmez arkadan vurmayız. İyi insan olursak, tek taraflı düşünmeyiz. İyi insan olmadan bir şey olunmuyor zaten, hiç bir şey olunuyor. Hiç bir şey…