A. Baki KARACA


İKTİDAR SİYASETİNİN YERELDEKİ DURUŞU DEĞİŞİYOR MU?

İKTİDAR SİYASETİNİN YERELDEKİ DURUŞU DEĞİŞİYOR MU?


İKTİDAR SİYASETİNİN YERELDEKİ DURUŞU DEĞİŞİYOR MU?
Haydi, ya Allah!
Bizim yıllardır dile getirdiğimiz ve özellikle depremden sonra sıkça vurguladığımız, neredeyse çığlık atıp ‘yetişin ey havar’ dediğimiz, yaşadığımız depremlerle giderek farklı boyutlara ulaşan sorunlarımızın, nitekim iktidar partisi Van il teşkilatının üst düzey insanları tarafından şimdilerde dile getirilmiş olması geç de olsa sevindirici bir gelişme. Yaşanan vaziyeti görmeleri, bunu partilerinin hegemonik anlayışına rağmen dillendirebilme yürekliliğini gösterebilmeleri, kentimiz ve yaşayanları açısından hayra yorumlanabilir girişimler.
Öyleki Ak Parti Van İl Başkanı Abdullah Aras Van’da Ak Parti 12. Bölge Yerel Yönetimler toplantısında şu ana kadar siyasilerin ‘oy kaybederim, makam kaybederim’ gibi kaygılarla fazla değinmediği, çok kişinin de yaralı olduğu önemli sorunlara ısrarla vurgu yapmıştı. Aras’ın ne demek istediğini, bizden başka irdeleyenin olmadığını da gördük. Oysa Aras; Van’ın yıllardır içinde bulunduğu sıkıntıları ve siyasetin içinde bulunduğu pislikten bahsediyordu anlayanlar için. Demişti ki; “Van’ın en önemli sorunları şunlardır: 1- Güvenlik, 2 -Aday Profili, 3 -Teşkilatların Çalışmaları, 4 –STK, İş Adamı ve Sanayici Sorunu”. 
Evet, Sayın Aras bu dört konuyu ifade ederken, bence içi yanarak dile getiriyordu ve çok da haklıydı. Evet, güvenlik sorunu: Bu ilde kimse kendisini güvende hissetmiyor, iki ateş arasında kalmış, nerede duracağını bilemiyor. Aday profili: Liyakatsiz insanlar ve siyasetten geçinenler canını oldukça sıkmış. Teşkilatların Çalışması: Teşkilatlar, partinin amaçlarını ve hedeflerini dava edinebilmişler mi, yoksa iş adamı olmak ve iktidarın nimetlerinden faydalanmak için mi partili olmuşlar, bu da ayrı bir yara siyasette. STK, İş Adamları ve Sanayicinin net olarak saflarını belirlemesi gerek. Bu ilde STK’lar ve iş adamlarının çoğu her zaman güçlüden yana olmuşlardır. Kim iktidarsa, o ağadır, paşadır mantığı hala sürüyor. Bu bir öz eleştiriydi aynı zamanda. Bence başkan Aras’ın ne demek istediğini de biraz gündem oluşturarak sorgulamak lazım ki, bu da gazetecilere düşer tabi ki. 
Aras’tan sonra Hekim Karabıyık, uzun aradan sonra sessizliğini bozdu ve gazeteci İshak KARA ile yaptığı röportajda Van’ın en önemli sorununu anlattı. Zaten Karabıyık, zaman zaman konuşan, konuştuğunda doğruyu söylemeye gayret eden ve böylece kendi başını da yakarak önünü kesen biri. Daha önce de yerel seçimler sonrası Hüseyin Çelik ile ilgili önemli açıklamalar yapmış, merkez ilçe başkanlığından olmuştu. İşte bizdeki siyaset ve siyasetin ahlakı da bu tavırla çok net belli oluyor aslında, ama biz siyasetin de bir gün namuslu olacağına dair hala umutluyuz.
Evet, Karabıyık’ın, Van’ın eğitimi ile ilgili sorulara verdiği cevaplar hem düşündürücü ve muğlâk hem de ilginç olmuş. Depremin ilk günlerinde nasıl ki halkımız, çadır, barınma, konteynır sıkıntısı çektiyse, şimdi de eğitim sıkıntısı çekiyor. Sonuç itibariyle; “başta Ak Parti İl Teşkilatı, bunun yanında Milletvekillerimiz ve Vali Bey’in üzerine düşeni yaptıklarına inanıyorum” demiş.
Bu aksaklığın, bu eksikliğin faturası birinci dereceden Milli Eğitim Müdürlüğü’ne kesilmelidir. Karabıyık konuşmasında, Başbakanın; “iş adamlarına gidin Van’da okul yaptırın, isminiz yaşasın, ölümsüzleşsin” ifadelerine baktığımızda, Başbakanın bile dinlenmediği ortaya çıkar. Sakın haberi olmasın, yoksa sil baştan… Çünkü Başbakanın bu gayretlerine rağmen neden ortaya bu sonuç çıktı? Ya sözü dinlenilmedi ya da Başbakana her şey süt liman anlatıldı. İl yöneticilerinin ve siyasilerin bu konuda hiç mi günahları yok, biraz insaf.
Yani bu eksiklik ve aksaklıklar sadece İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün pasifliğinden kaynaklandı demek, faturayı Milli Eğitim’e kesmek, işin sorumluluğundan kaçmak demektir. Güçsüze, memura, emir kuluna vurmak kolay, neden asıl sorumluları gözler önüne sermezsiniz, doğrusu size yakıştırmadım. Kaldı ki, eğitimin başındaki zata ne söylense onu yapar. Eğitimde gelişim adına ortaya koyacağı bir fikrinin, Van’ın somut sorunlarına dair somut bir projesinin olduğunu sanmıyorum. Ayrıca meseleyi sadece depreme bağlamak da doğru olmaz, çünkü bu ilde depremden önce de eğitimin durumu aynıydı. Yine sınavlarda sonlarda kalırdık, onarımlar zamanında yapılmaz, öğrenciler inşaatçılarla birlikte okullara girer çıkardı. Şimdi bazı okulların hala hangi okul binalarında eğitim göreceği netleşebilmiş değil. Birleştirilmiş sınıflarda yüz kişiye yakın öğrenci balık istifi sınıflara dolduruluyor, farklı okulların farklı öğrenci ve öğretmenleri aynı sınıfta aynı anda eğitim yapmaya çalışıyor. Siz bu toz duman içinde öğretmenden mi verim bekliyorsunuz, sağlıklı öğrenci psikolojisinden mi? Depreme dayanıklılık testleri şaibeli, her kontrolde farklı raporlar düzenlenen okullarda kış boyunca insanların yavrularını doldurup ders yaptırdılar, şimdi bu binalarda eğitim yapılamaz raporu çıkarıp başka okullara yönlendiriyorlar. Kışın çokça artçı ve bağımsız deprem yaşandı, bu binalarda bir yıkım olsaydı bunun hesabını nasıl verebileceklerini, neye dayanarak bu riske girildiğini açıklayabiliyorlar mı?
Aileler bölünmüş durumda; üç öğrencisi olan bir ailenin her bir çocuğu farklı semtlere dağılmış durumda. Daha küçücük çocuklar evden okula gidip gelirken ayrıca okul çevrelerinde öbeklenmiş çetelerle muhatap oluyorlar. Güvenlik yok, tedbir yok, çocuklar korkudan okula gitmek istemiyor, bu durumdan kimin haberi var? Servis deseniz, bu yoksul aileler gelirlerini servislere mi yatırsın, bunu mu istiyorsunuz? Şimdi köylerden gelen, evleri uzak çocukların kalacakları pansiyonlar daha dışarıdan bakınca ölüm soğuğuyla ruhlarını kuşatıyor. Bu çocuklar buralarda hangi güvencelerle barınacaklar? Zamanında yapılmayan müdahale ve tedbirlerle eğitim sezonu başladıktan sonra bunların yıkılması değil de güçlendirilmesi kimi ikna edecek? Bunda ihale ve rant hesabı yoksa hangi mantık ve gerekçe bu rezaleti izah edebilir? Nakil sorunu hala depremden dolayı başka yerlere göç etmiş öğrencilerin kâbusu ve bir türlü çözüme kavuşturulamıyor. Memleketlerine dönen çocuklar nakillerini alamadığından, (ki bu merkezi on-line sistemden kaynaklansa da vilayetin bu konuda girişiminin olmadığı anlaşılıyor) gittikleri yerlerde kayıtlı göründükleri için yok yazılıyor ve burada da var gözükemedikleri için devamsızlıktan kalma riskiyle karşı karşıyalar. Bu çocukların ruh dünyalarında oluşan tahribatları ve oluşan gerilimli ruh hallerini acaba ne ile tedavi etmeyi düşünüyorlar? Daha çoğunu ifade etmediğimiz bu ve benzeri birçok sorunun tedbir ve çözümünü, eğitimin başındaki zatın zekâsıyla ilintilendirmek hem adil değil hem de teşekkül eden sisteme kurban aramayı akla getiriyor.
Bunları doğru analiz etmek lazım. Ayrıca Sayın Karabıyık’ın tek sorumlu olarak Milli Eğitim’i görmüş olması, vekilleri ve idarecileri temize çekmesi hiç doğru değil. Onu anlıyorum; kendi arkadaşlarını korumak istiyor, koltuğunu korumak için geçmişte yaşadığı, arkasında kimsenin durmadığı, yanındaki arkadaşlarının bile destek vermediği sıkıntıları bir daha yaşamak istemiyor ve sebeple vekillerin, Valinin gerekli her şeyi yaptığını söylüyor. Vallahi Karabıyık kendisi de iyi biliyor ki, kazın ayağı hiç de öyle değil. Onların da Milli Eğitim kadar hataları var ve bu eğitimin rezaletinde onlar da sorumludur.
Buradan Karabıyık’a doğrudan seslenmek istiyorum: Sayın Karabıyık; sizi tanırım doğru insansınız, konuşuyorsanız, bazı vekillerin yalanlarını, halka verdikleri sözleri tutmadıklarını, aldattıklarını da söyleyin, ya da susun. Çünkü sizi böyle tanıdık. Bir başka konu da; şu an size düşen, eğitimin başındaki zatı ve sorumluları hakkında hemen rapor hazırlayıp gerekli yerlere iletmeniz ve gereğinin yapılmasını talep etmenizdir. Sorunu görmüş, teşhis etmişsiniz, tedaviyi de hemen yapmalısınız. Çünkü bulunduğunuz yer bunu gerektirir.
Yani konuşuyorsanız, her şeyi tam konuşun, konuştuktan sonra da gereğini yapın. Ama sadece gücünüzün yettiği kimselerin hatalarını, eksiklerini dile getirip asıl sorumlular olan Valiyi ve vekilleri korumanız hem  şık durmuyor hem ahlaki değil, bunu da böyle bilesiniz. Unutmayın, sorun varsa -ki zaten siz de var olduğunu belirtmişsiniz- biz de bu konuda size katılıyoruz. Bu sorun, zamanında işe el atmayan ama ‘her şeyi yaptık hiç bir sorunumuz kalmadı, her şey yetişecek’ diye yalanı kendine ahlak edinenler sayesinde hayat bulmuştur. Göreceksiniz, daha çok sorunlar çıkacak ortaya; çünkü Sayın Başbakanın haberi olmasın diye çok şeyi halının altına süpürdüler, kimse görmez diye yetkililerden sakladılar. Ama biz bu sorunları defalarca yazdık, dile getirdik. Kimbilir, zamanla kendiliğinden ortaya çıkar ve yalan atanlar belki o zaman utanıp kızaracaklar mı, bu da onların cilt yapılarıyla ilgili.
TOKİ’lerle haklı olarak övünüyorsunuz. TOKİ’de yakaladığınız başarıyı, eğitim ve öğretimde neden yakalayamadınız Sayın Karabıyık? Yıllardır söylediklerimizi sizlerin de dile getirmesi bizim için parçalı bulutlu da olsa, açıklamalarınızı kayda değer buluyorum. Konumunuz itibari ile çevrenize de iyi şeyler söyleyeceğinizi biliyorum. 
Diğer bir konu ise Deprem Sonrası Van'daki Ekonomik Hayat. Bölgedeki ekonomik koşullar göz önüne alındığında borçların tamamıyla silinmesi gerektiğini, bölgedeki ekonomik hayatın bir an evvel canlanmasının, kentte yaşamın normale dönmesinde çok önemli bir etken olduğunu defalarca dile getirdim Van'da iş yeri hasar gören, göç etmek veya ailesini şehir dışına çıkarmak zorunda kalan, iş yerini açamayan ya da düzenli açamadığı için işlem hacmi düştüğünden çek ve senetlerini ödeyemeyen, kalifiye elemanın göç etmesiyle birlikte büyük ölçekli işletmeleri çalışamaz duruma gelen sanayici, esnaf kısaca tüm ticaret erbabı çok zor durumdadır, bir çare bulun demiştim. Bazı çalışmaların olduğunu ve kredilerin verildiğini de hatırlatmış, bunların yeterli olmadığını, kalıcı bir çözümün gerekli olduğunu yetkililere hatırlatmıştım.
Doğal depremden kurtulabilenler en azından bu ekonomik depremin altında kalmamış olacaklardır. Şu an için Van’da yapılması gereken en önemli işlerden biri de herkes için insanlık onuruna yaraşır bir hayat seviyesi sağlamaya yönelik bir hizmet anlayışının ortaya konulmasıdır.
Vanlı sanayici ve iş adamı aynı zamanda Ak Parti yönetim kurulu üyesi Abdulahat Arvas Bey de bu konuları dile getiren bir açıklama yapmış. Son derece önemsediğim bir açıklama. Kaldı ki Van’ın ekonomisini en iyi değerlendirecek birikimli insanlardan birisi. Evet, bu üç önemli şahsiyetin son yirmi gün içinde yaptığı bu üç önemli açıklama geç de olsa kentimize katkı sunacaktır. Özellikle bu açıklamaların Ak Parti kanadından gelmiş olması son derece dikkate alınmalıdır. Hem lehte hem de aleyhte açıklamalar var. Daha önceki siyasiler uzaktan kumandayla çalışır, genel merkezleri ne emretse onu yapar, öyle konuşurlardı, yani sorgulamaksızın kayıtsız şartsız itaat vardı. İşte bu süreçte bunları aşıyor olmak gelişeceğimizin işaretidir. Deprem kaynaklı sorunları dile getirdiğim yazılarda Van’da yaşanan bütün sorunları ve önerileri farklı yazılarda aktarmıştım, şimdi iktidar kanadındaki siyasilerden aynı şeyleri duymak, sorunun çözümü için de umutlanmak anlamına gelmektedir. Ne diyelim, bekleyip göreceğiz, inşallah hayır olur.