GENÇ’ “CE” ÇALAKALEM İSYAN!
Bir oyuna dalmış gidiyor alem. Oysa oynamak için gelmemiştik bir ağacın gölgesi ni temsil eden bu dünyaya. Ve zevk almak için de gelmemiştik, sınırsız bir özgürlük asla mümkün olmayacaktı bizler için bu dünyada. Peki o halde bu çılgınca koşuşturmaca da neyin nesi. Bu ifsad edici gidişat, bu insani olan her şeyi yok etmeye ant içmiş gibi dönüştüren modern hava da neyin nesi. Hiç düşünmez mi insan… hiç akletmez mi bunca şey karşısında??? Nerden geldik? Niye geldik? Nereye gidiyoruz? Acaba bu soruları sormaya ve peşine düşmeye daha ne zamana kadar beklenilecek? Doğru ya, bize soru sormayı bile unutturdular. Bize düşünmeyi bile unutturdular. Biz sadece eyvallah demeliydik! Biz sadece iyi bir tüketici olmalıydık! Biz sadece iyi bir vatandaş olmalıydık! Biz sadece bu dünyadan elimizden geldiğince zevk almasını bilmeliydik! Bizler internetin dipsiz dünyasında kaybolmalıydık nasıl olsa “SANAL” alem di orası! Televizyon ile telefon ile müzik ile spor ile edebiyat ile hepimiz uyumalıydık! Nasıl olsa bizim yerimize düşünenler var! Nasıl olsa bizim yerimize muhalefet edenler var! Nasıl olsa başkaları bizim adımıza da itiraz eder ve karar verir. Özgürlük zevk almaktı hayattan! Nasıl olsa bir gün her kes ölecekti…
Bir gün TUNUS ta bir genç kalkıyor ve bu kirli, zillet dolu hayata dur demek için bedenini ateşe veriyor ve gerçek özgürlüğün ne olduğunu bütün dünyaya gösteriyor canı pahasına olsa bile. Merak edenler peşine düşsün bu olayın. Nasıl olsa zamanımızı onlarca değersiz şeylerle öldürüyoruz! Ve Ortadoğu denilen yerde bu olaydan sonra yalnız ALLAH’a dayanıp, güvenen ve ölümüne ayağa kalkan halk(gençlik) sadece ALLAH diyor tıpkı Bilal gibi. Ya özgürlük ya şehadet diyor tıpkı ilk kur’an nesli olan şanlı Resul ve Ashabı gibi. Ve yeniden diriliyor ve ayet ayet parlıyorlar zillettin karanlığına. Tabii bu olaylar çok geniş değerlendirilmeli. Ben sadece küçük bir misal olarak veriyorum. Tabii bu olayları anlamak ve değerlendirmek için batılı , filozof ya da alim olmak gerekmiyor. Sadece biraz sorgulamak, düşünmek, temiz akıl sahipleri olarak vicdanlı olmak… tabii eğer bu melekeleri yitirmemiş isek. Ortadoğu halkları (özelde gençliği) yeniden varolabilmek için, izzetli yaşamak için ve özgürce adil bir hayatı yaşamak için ölümüne kıyama kalkmışlar ve ALLAH ın izni ile ölseler de kalsalar da zafer onlarındır çünkü bunu ALLAH vaat ediyor. İnanmayan, akleden kalbe sahib olanlar, temiz akıl sahibleri olarak Kur’an-ı açıp;anlamak , hakikati görmek ve yeniden onurluca varolabilmek için onu okusunlar. Çünkü bu KİTAB ölülere hayat bahşedendir. Zilletin karanlığından, imanın özgür aydınlığına çırarandır. İnanıyorum ki bu olaylar batıda yaşanmış olsa idi bizde ki sözde aydınlar, romantik edebiyatçılar toplumun bir çok kesimi ve batı öve öve bitiremezdi. Şiirler yazar, önüne gelen her kes yüceltmek için geri durmazdı. Ama bu gün yeryüzüne ölüm sessizliği hakim. Allah aşkına söyler misiniz teknolojinin kölesi olmuş bu modern dünya nasıl kendine medeni olma vasfını , çağdaşlığını ve üstün olduğunu ve ileri olduğunu yakıştırabiliyor, ve her kesi buna inandırabiliyor. Batılılaşma ile beraber insani değerler yok oldu. Yeryüzü ifsad oldu, helak oldu mazlumlar… bizlere insanlık dersi veren Suriyeli kardeşlerimiz kimse anlamasa bile bizlere şunları haykırıyor: “bizler bu gün özgürlüğün tadına vardık, artık zillet içinde bekleyip oturamayız yerimizde…” “yeryüzünde bir nefes kadar imanlı, onurlu, özgür… yaşamanın yeryüzündeki her şeyden daha değerli ve daha hayırlıdır.” Keşke yeryüzünde yaşayan ölüler bunları anlayabilse. Nasıl yaşanması gerektiğini asıl bu imanlı, onurlu ve özgür insanlardan öğrenmemiz gerekiyor batıdan veya avrupadan ya da abd’den değil. (lütfen ortadoğuda yaşanmakta olan olaylara gereken önemi,değeri verin ve sağlam kaynaklardan araştırın. Bilgi kirliliğinden , taassupçuluktan, başkalarının gözünden olaylara bakmaktan şiddetle uzak durun. adil olun ve adaleti ayakta tutmak için size gelen bilgileri araştırın. Söylentilere hemen inanmayın. Hakka ve adalete şahitlik edin. Bu hem insan olmanın hem de Müslüman olmanın gereğidir. Varolmak için , yeryüzü zalimlerine, köhneleşmiş ideolojilere, düşüncelere başkaldırmak için öncelikle ALLAH’a kul olmak, Vahyin kılavuzluğuna ve rehberliğine ve Peygamberimizin önderliğine tabi olmak durumundayız. Şüphesiz dünya ve ahret kurtuluşu buna bağlıdır. Ebedi kurtuluş budur. Kim bunun dışında bir kurtuluş ararsa bilsin ki o ebedi hüsrana, korkuya, zillete mahkum olacaktır…)
başımızı gömdüğümüz kumlardan çıkarmanın vakti gelmedi mi hala? “Kalplerin ürpererek ALLAH’a yöneleceği an gelmedi mi?” kur’ an bunu kalpleri çatlatırcasına haykırıyor ve tabii eğer modern dünya bizde kalp bırakmışsa!... bizlere internetin dipsiz kuyularını sunarken bunu sanal diye yutturmaya çalışıyor. İnternete giren sanki kimsenin olmadığı ve görmediği bir alan rahatlığı içerisinde pervasızca hem kendini savuruyor hem zamanı. Nasıl olsa hiçbir sorumluluk yüklemiyor insana! Mesela facebook veya farklı sanal! Zeminlerde insanlar pervasızca savurabiliyor sözcükleri nasıl olsa sanal! Ortamın bir şahsiyeti yok. Bir sorumluluk yüklemez nasıl olsa. Ve insan orda kendini devasa bir tanrı gibi görmeye başlar. Bu devasa tanrı sadece bireyselleşmektir tabii ki kişi bunun farkında olmaz. Zamanla dönüştüğünün, başkalaştığının ve özden uzaklaştığının, temiz fıtratı kaybettiğinin farkında olmaz. Git gide bu ortama dalan ve bireyselleşen kişi toplumdan ve çevresinden kopuk yaşamaya başlar. Dolaysıyla sanal alem yani gerçek olmayan ortam safsatası tamamen asılsız bir olgudur. Çünkü dönüştürücü gücü olan bir şey sanal olamaz. Dahası bütün alemlerin Rabbi olan ALLAH o sanal denilen alemin de Rabbi’dir. Ve işte burada bütün alemlerin Rabbi bilinci bizi sınırlar ve hesab verebileceğimiz adımlar atabilmeye götürür. Dolayısı ile sorumsuz olmayız ve istediğimiz gibi saçıp savuramayız. Zamanı ve mekanı tüketen değil değerlendiren oluruz ve böylece fıtratın özüne yabancılaşmadan sorumlu bireyler olmaya çalışırız ve nerden geldiğimizi, niçin yaşadığımızı, nereye gittiğimizi unutmayız ve insani değerlerimize ve insanlığımıza sahip çıkarak onurlu bir hayat yaşayabiliriz. Unutmayalım ki modern dünyanın hedonist ve bencil insanı gibi bu hayatı sadece kendimiz için yaşamıyoruz. Cehalete karşı mücadelemiz, mazlumlar için savaşımız dahası ALLAH’a kul olma yürüyüşümüz bizi özgürleştirecektir ve o zaman ebedi kurtuluşa ve gerçek özgürlüğe sahib olabiliriz. Yeter ki okuyalım, sorgulayalım ve harekete geçelim. Eylemsiz inanç , inançsız bilgi ruhsuz cesed gibidir. Unutmayalım ki TEWHİD, ADALET VE ÖZGÜRLÜK ancak ve ancak BİLGİ, İNANÇ VE EYLEM bütünlüğü ile gelir. Bu nokta da modern nesil kesinlikle cahiliye neslini, zulüm ve fesad neslini oluşturmakta ve yeryüzünü ifsad etmekte. Modern nesil ahlaksızlığı yaygınlaştırmakta, mahrem olanı yok etmekte ve hedonist bir şahsiyet meydana getirmekte. Yeryüzündeki ifsadın, çürümenin, yozlaşmanın, zulmün vb. her şeyin temel nedeni Kur’an’dan uzaklaşmak , heva ve heveslerine göre bir hayatı yaşamaktır. KUR’AN NESLİ ise ALLAH’A kul olan ve VAHYE göre bir hayat tarzı yaşayandır. Düşünen, üreten ve adalet için mücadele edendir. Mazlumlara , yoksullara yardım elini uzatandır. Cehaleti , ifsadı , zulmü dert edinen ve çare arayandır. KUR’AN nesli için ilkeli ve hurafeden uzak ve temel kaynak olarak KUR’AN’ı benimsemiş cemaatlere, bilinçli bir İslami hayat yaşayan ailelere çok iş düşmektedir. Lütfen! bu ağır sorumluluk karşısında ciddiyetin farkında olmak ve VAHYİ kuşanmak zorundayız…