admin admin


KÜRT SORUNU İNSAN HAKLARI DÜZENLEMELERİYLE ÇÖZÜLÜR MÜ?

KÜRT SORUNU İNSAN HAKLARI DÜZENLEMELERİYLE ÇÖZÜLÜR MÜ?


Bu yazıda Kürt sorununun salt insan hakları alanında yapılacak düzenlemeler ile çözülüp çözülmeyeceğini tartışacağım. Konuyu tartışırken yazıyı teoriye boğmadan direkt konuya girmeye çalışayım.

 
Türkiye Cumhuriyetinin bir Kürt sorununun bulunduğu hususunda yakın zamana kadar herkes hem fikirdi. Ancak gelinen nokta itibariyle sorunun ismi artık ciddi ciddi tartışılmaya başlanmıştır. Bazıları hala sistem içi bir takım değerlendirmeler yaparak bu ülkenin bir Kürt sorunu bulunduğunu ifade ederken bazıları da aslında Kürt sorunundan ziyade bir Türk Sorunu bulunduğundan söz etmektedir. Hadiseye bu açıdan bakıldığında adına ister Kürt sorunu isterseniz Türk sorunu deyin; sonuçta sorunun sistem içi bir takım düzenlemeler ile çözülebileceği sonucunu çıkarmak mümkündür.
 
Sorunun bayraktarlığını; 1984 yılında başlattığı silahlı muhalefeti ilerleterek tabanını genişleten ve nihayet seçimlere girerek TBMM’nde 30 un üzerinde milletvekili bulunduran hakim siyasi hareketin yaptığını bir ön kabul olarak ortaya koyarsak bu hareketin gelişim sürecini ele alarak (birazda olayın tabiatına uygun olarak) konuyu değerlendirmek mümkün olabilir.
 
80 darbesinden sonra Kürt kelimesini kullanmayı bile yasaklayan hukuksal düzenlemelere giden devletin silahlı muhalefet ile yüz yüze kalması sonrası çok ciddi bir siyasi çekişme de yaşanmaya başlanmıştır. 90 lı yıllara gelindiğinde önce Kürtçe müzik dinlemenin önündeki engeller kaldırılmıştır. Bu arada silahlı muhalefet hareketi gittikçe güçlenmiş ve seçimlere girerek milletvekillikleri kazanmaya başlamıştır. Türkiye’de bu gelişmeler olurken bu arada Güney Kürdistan[1][1]’da yaşanan gelişmeler özerk bir Kürdistan’ın kurulmasıyla sonuçlanmıştır. Türkiye’de AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte sorunun inkârcı politikalarla çözülemeyeceği artık açıkça görüldüğü için bir takım fiili düzenlemelere (bu düzenlemeler genelde hukuki olmayıp fiilidir) gidilmiştir. Bu bağlamda Kürtçe radyo ve TV yayınlarına izin verilmiştir. Sistematik işkence konusunda yapılan göreceli düzenlemeler sonrasında yine göreceli olarak Kuzey Kürdistan[2][2]’da OHAL uygulaması (göreli olarak) sonlandırılmıştır. Nihayet 2012 yılına gelindiğinde Suriye’nin kuzeyinde yaşayan Kürtlerin yaşadıkları bölgede yönetime fiilen el koydukları müşahede edilmiştir. Batı Kürdistan’daki gelişmelerin gerek fiziki durum gerekse psikolojik olarak çok önemli olduğu ise çeşitli çevrelerle kabul edilmektedir.
 
Bütün bunlar olurken tarihsel süreç içinde Kürtlerin yaygın anlamda bir bağımsızlık ya da özerklik talebi bulunmamaktaydı. Ancak yakın zamanda yapılan bir kamuoyu araştırmasından çıkan sonuçlar bizleri farklı değerlendirmeler yapmaya itmektedir. Yalçın Doğan’ın 28.07.2012 tarihli yazısında belirttiği kamuoyu araştırmasına göre; “Kürtlerin bugün itibariyle % 23 ü bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasından yanadır. Bu oran 3 yıl önce % 6 oranında idi.”[3][3] Görüleceği üzere bağımsız Kürdistan talebi Kürtler içinde giderek artan oranda taraftar kazanmaktadır.
 
Öte yandan hakim siyasi hareketin olmazsa olmaz kabilinden şart olarak ileri sürdüğü demokratik özerklik talebi ve kurduğu KCK sisteminden bugüne kadar taviz vermediği de bilinmektedir. 30 yıldır sürmekte olan silahlı muhalefetin ve bu hareketin dolaylı ya da dolaysız olarak etkisinde bulunan kitlenin bitirilemeyeceğini de artık taraflı tarafsız herkes kabul etmiş bulunmaktadır.
 
İnsan Hakları alanında bir takım düzenlemeler yapmak neyi değiştirebilir?
 
Tam burada insan hakları alanında yapılacak olan bir takım düzenlemelerin neleri değiştirip neleri değiştiremeyeceğine bakmak gerekecektir. Öncelikle insan hakları alanında yapılacak olan düzenlemelerin tek taraflı düzenlemeler olduğunu belirtmek gerekecektir. Bir devletin hakim olduğu belli bir toprak parçası üzerinde yapacağı hukuksal düzenlemeler (zorunlu bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor olsa bile) tek taraflı düzenlemeler şeklinde gelişiyorsa ayrı belli bir anlaşma çerçevesinde yapılıyorsa ayrı değerlendirmek gerekecektir. Eğer tek taraflı bir düzenleme ise bunu insan hakları alanında yapılacak (teknik anlamda) rutin bir düzenleme olarak görebilirsiniz. Yok iki tarafın anlaşması üzerine yapılan bir düzenleme ise bu düzenleme(ler) artık rutin hukuki düzenlemeler olmaktan çıkıp (zımnide olsa) siyasi birer anlaşmaya dönüşmüş olacaktır.
 
Hangi düzenlemeler insan hakları alnını ilgilendiren düzenlemelerdir?
 
İnsan Hakları literatüründe kabul edilen yaygın/fiili kabule göre bireysel haklar alanındaki düzenlemeler daha çok tek taraflı düzenlemeler olup insan hakları alanındaki düzenlemelere, kolektif haklar düzeyinde yapılan düzenlemeler ise daha çok siyasi alanda yapılan düzenlemelere örnek olarak gösterilebilir. İkincisindeki düzenlemeler örtülü bile olsa gerçekte mahiyet itibariyle iki taraflı sözleşmeler olup özü itibariyle siyasidir. Tam da burada basite indirgeyip somutlaştırarak ifade etmeye çalışacak olursak; kişi güvenliği, düşünce özgürlüğü, seyahat özgürlüğü, engelli hakları, çevre hukuku gibi belli alanlarda yapılacak olan en üst düzey düzenlemelerin artık sorunu çözmeyeceği açıkça ortadadır. Bunun örneklerini de esasında toplum hep birlikte yaşayarak görmüş bulunmaktadır. İşkencenin sistematik olmaktan çıkarılmış olması, seyahat özgürlüğü ve düşünce özgürlüğü alanında yaşanan göreli ilerlemeler buna örnektir. Hem hakim siyasi hareketin hem de Kürtlerin artan oranda önemli bir kesiminin self determinasyon konusundaki ısrarcı tutumları ise artık kolektif haklar alanındaki düzenlemeleri de aşan bir gerçekliğe işaret etmektedir.
 
Buradan tekrar yazının başlığına dönecek olursak; bireysel hakları düzenleyen insan hakları alanındaki düzenlemelerin sorunu çözmekten tamamen uzak olduğu artık açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır. Sorunun çözümü bugün itibariyle açık ya da örtülü bir şekilde tamamen siyasi içerikli bir toplumsal sözleşmenin ya da iki taraflı bir sözleşmenin hayata geçirilmesi ile mümkün olabilecektir.
 
Burada bir insan hakları mücadelesine ihtiyaç bulunmadığı şeklinde bir sonuç tabi ki çıkartılamaz. Tarafsız ve çifte standartsız bir insan hakları mücadelesi tabi ki gerekli ve elzemdir. İnsan Hakları aktivistleri yine sonuçlarından bağımsız olarak doğruyu söylemeye devam edeceklerdir. Kimin haklı kimin haksız olduğu konusunda söz söyleyecek kurumlara her zaman ihtiyaç olacaktır. Ancak Kürt meselesinin salt insan hakları alanında yapılacak düzenlemeler ile çözülebileceği şeklindeki yaklaşım artık geçerliliğini yitirmiş bulunmaktadır.
 

 
 
 


[1][1] Kürdistan kelimesi burada coğrafi olarak Kürtlerin yaşadığı toprak parçasını ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır.
[2][2] Buradaki Kürdistan kelimesi de tarihsel anlamda Kürtlerin yaşadığı coğrafi alanı tanımlamak için kullanılmaktadır.
[3][3] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21085427.asp