Şehirler de insanlar gibidir; bazen büyür, serpilmiş bir ağaç gibi meyve verir, bazen de yanlış budanmaktan veya bakımsızlıktan kurur gider. Bugün Van’ın ekonomik ve sosyal tablosuna baktığımızda, ne yazık ki karşımızda hızla gerileyen, "Doğu’nun parlayan yıldızı" unvanından "Türkiye’nin son sırasına" hapsolmuş bir kent görüyoruz.
Rakamlar yalan söylemez. Gelin, acı bir kıyaslama yapalım:
Yıl 1980... Van, sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında 81 il içerisinde 37. sırada. Yani Türkiye’nin tam ortasında, potansiyeliyle umut vadeden bir merkez.
Yıl 2024... Aynı Van, tam 37 basamak gerileyerek 74. sıraya düşmüş.
Daha da acısı; 2023 Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) verilerine göre Van, 81 il arasında 81. sırada! Yani en dipteyiz. Eskiden "Van'ın bir ilçesi bile olamaz" dediğimiz iller, bugün bizi fersah fersah geçmiş durumda.
Peki, neden?
Bir şehrin doğru yönetilip yönetilmediğini dört ana unsurla anlarız: Elimizdeki veriler, resmi istatistikler, halkın memnuniyeti/alım gücü ve genel yaşam kalitesi. Bu dört kriterde de sınıfta kalmışsak, sorunu sadece dış etkenlerde arayamayız. Bu tablonun sorumluluğu; bu şehirde yaşayan bizlerden başlayarak, siyasilere, kurumlara ve meslek kuruluşlarına kadar hepimize aittir. Özellikle de fikir üretemeyen, proje geliştiremeyen, sadece koltuk işgal edenlerin bu "günah" tablosunda payı büyüktür.
Liyakat ve Sonuç Odaklılık Şart!
Geçtiğimiz günlerde Van Ticaret ve Sanayi Odası (Van TSO) heyeti, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ı ziyaret etti. Masaya konulan dosyalar oldukça yüklü: Kapıköy’ün ihracata açılmasından sınır ticaretindeki KKDF muafiyetine, Van-Şırnak karayolundan Türkiye-İran Ortak OSB’sine kadar... Hepsi Van için hayati derecede önemli başlıklar.
Ancak burada sormamız gereken soru şu: Ziyaret etmek yeterli mi?
Gördük ki çevremizdeki Diyarbakır, Erzurum, Elâzığ ve Malatya gibi iller; yatırımcı çekmede ve sorunlarını Ankara’da çözüme kavuşturmada bizden çok daha başarılılar. Onların milletvekilleri ve kurumları, sadece sorun anlatmıyor, sonuç alıyorlar. Bizim ise artık "dosya sunduk, görüştük" açıklamalarından ziyade, o dosyaların hayata geçtiğini, sınır kapılarımızın tır trafiğiyle dolup taştığını, sanayicimizin vergi yükünün azaldığını görmeye ihtiyacımız var.
Van’ın temel sorunu liyakat ve ehliyet sorunudur. Şehri ileriye taşıyacak dinamikleri harekete geçirecek olanlar; sadece Ankara’da fotoğraf verenler değil, oradan Van’ın lehine somut kazanımlarla dönenler olmalıdır.
Eğer yarım asırda 37. sıradan 81. sıraya gerilemişsek, bu bir kader değil, kötü yönetimlerin ve vizyonsuzluğun bir sonucudur. Kamuoyu artık neden-sonuç ilişkisiyle aydınlatılmak istiyor. Van halkı, "en dipte" olmayı hak etmiyor. Şimdi sorma vaktidir: Bu kötü gidişatı durduracak mısınız, yoksa bir 40 yıl sonra Van’ı tamamen haritadan silinen bir "ekonomik hayalet şehir" olarak mı izleyeceğiz?
Unutmayın; makamlar geçicidir, ama bu şehrin makûs talihine imza atanların vebali kalıcıdır.