Tarih: 16.03.2021 18:12

Teşekkürler Koca!

Facebook Twitter Linked-in

CoVID ile ilgili iki güzel haber. İkisi de Sağlık Bakanlığı çevresinden. Biri Bakan F. Koca’dan. Bu haberi ilk M. Külünk’ün twitinde gördüm. Güzel haber şu: Sağlık Bakanı; pandeminin kitlesel ölümlere yol açmadığını tam tersine ölüm sayılarının beklenin altında olduğu açıkladı. 2019 toplam ölüm: 297.275.. Yıllık beklenen artış oranı %2.2.. 2020 beklenen ölüm: 303.815.. 2020 toplam ölüm: 303.262. Yani pandemi mandemi hikaye! Bu tedbirler, tedavi, aşı filan olmasa bu kadar panik, sıkıntı, hastalık ve ölüm olmayacaktı demeyeceğim, çünkü olacakmış oldu. Ama bu olanların bir faturası, hesabı olacaktır. Bu işe sebep olanların bir sorumluluğu var. Olmuş bir konuda geriye dönük ihtimal hesabı yapılmaz. Şimdi bu olanlardan ders alıp bundan sonra ne yapacağımıza karar vermek. Zira yanlışın neresinden dönülürse orası kârdır. Bu işin siyasi sonucu da olacak, dünyevi başka sonuçları da ve tabii de ahiret boyutu var bu işin. Pandemi dedikleri korku üreten bir komplo idi. Kâbus gibi üzerimize çöktü. Eğer aklımızı başımıza almazsak, bu pandemi devam edecek, daha beteri de gelecek. Yani bu iş mutasyonla kalmayacak. Yani bu iş maske, mesafe, musluk, HES’le bitmeyecek.

Bir diğer bilgi de, HES’in ardından, Çin’de olduğu gibi ve dünyada büyük tepkilere sebeb olan, ses, yüz tanıma ve Chip’li bileklik konusundaki çalışmaları bakanlık bir süre önce durdurmuş. Derin tarihin bu son sayısında, Türkiye’nin kuruluş sürecinde ABD’in izlediği politikayı anlatan kapak konusunun içinde Dede Gates’in, tıp adamları ve yeni beslenme ve sağlık politikası üzerinden yapılacak çalışmaların misyonerlikten daha etkili sonuçlar doğuracağı yönündeki sözleri oldukça ilginç. Bu arada Op. Dr. Mehmet Okan Özdemir de bir Twit atmış, Gripten genel ölüm oranı binde 1, yani 82 milyon nüfusu olan bir ülkede her yıl ortalama 82 bin kişi grip virüsleri nedeniyle ölür. Bunlar ecel ölümüdür. Bu yıl o ülkede grip virüsü hiç görülmedi, CoVİD diye bir virüs var, 30 bin kişi öldü. 30000/83000000x100= %0,036. CoVID korku pandemisi, oksijensizlik, korku ve strese rağmen sonuç bu. Gelin artık daha fazla uzatmadan DSÖ dayatması, HES filan diye, şu dede, baba, abi, dayı, amca ile nine, anne, abla, hala, teyzeyi, damatla gelini, gelinle kaynanayı bir araya getirmeyen dahası bir de toplumsal cinsiyet diye aileyi dinamitleyen aileyi parçalayan, aile ferdlerini karşı karşıya getirmeye çalışan şeytani oyunu bozalım. Aileyi de kaybedersek zaten geriye fazla bir şey kalmayacağını bilelim. CoVID ile başladık da, bakın bu Global reset sonrası hayvanlarla konuşacağız. Size Chip takılınca siz bir nesne olacaksınız. Nesnelerarası iletişimin bir ucunda siz, öteki ucunda yapay zekalı bir cihaz var. Arada hayvan. insan hayvanımsı, hayvan insanımsı olacak. Hayvan hakları yasası buna geçişin bir kapısı mı yoksa. Onun için hayvan yememeniz gerekecek. Hayvan da artık “konuşan bir canlı” yani “Natıka”dır.

Dün birileri aynı ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerine kendilerine iktidar ve servet üretmeye çalışıyorlardı, bugün aynı ailenin fertlerini din, ahlak, gelenek ve cinsiyetlerinden soyutlayıp, birbirlerine düşman yapmaya çalışıyorlar. Bu tuzağa düşmeyelim. Bu arada malum media ve çevrelerin Kocaya saldırmasının zamanlaması da ilginç. Düne kadar yere göğe sığdıramadıkları Koca için şimdi başladılar; “Koca’nın bir yıllık aşı sicili tutarsızlıklar ve çelişkilerle dolu; yerli aşı stratejisi çöktü, aşılama hedefi üç ay ertelendi” demeye. Ne diyelim: Dik dur eğilme! Aşı konusunda dünyadan gelen haberler de aşıcıların foyasının ortaya çıkmasını kolaylaştırır nitelikte.

Dün ironik bir dille anlatmaya çalıştığım şeyler, memleketimiz için gerçekten büyük bir felakete dönüştü. Okurlardan gelen hatırlatmalara bakıyorum da: Oturup düşünmemiz gerekmez mi eğer bu virüs ölümcül olsaydı ve insanlığın ortak hissiyatı buna inansaydı otobüs şoförleri, minibüs şoförleri, kargocular, kuryeler ve hatta sağlık personeli gözlerinin önünde kitlesel ölümlere tanık olsalardı hangi birini çalıştırabilirdik. Çöp toplayanlar bile sağlıklı. Bu şartlarda  insanları zorla evde tutmak için değil tam tersi mecburi görevlendirme kararları alırdık. Ölümün kol gezdiğini gören hiçbir insan evlerinden çıkmaz. Bugün bizim polis zoruyla dayattığımız kararları kendiliğinden uygulardı! Düşünün vebalı ve cüzzamlılara bakmak için iş ilanına çıkılırsa kaç kişi bu ilana başvururdu ve şunu düşünün içinde doktorların da olduğu birçok devlet memuru neden terör eylemlerinin fazla olduğu bölgelere tayinleri çıktığı zaman gitmekten imtina ettikleri için bu devlet mecburi hizmet adı altında bir uygulamaya gitti? Demek ki insan kendi menfaatlerini koruyabilen bir varlık. Siz bugün bu hastalığın ölümcül olduğuna insanları ikna etmek için istatistiki hilelerine sahte görüntülere yollarda düşüp ölme görüntüsü veren mizansenleri, tulumlu sağlıkçı görüntülerine ihtiyaç duyuyorsanız ve buna rağmen insanlığı birbiriyle sarılmaktan kucaklaşmaktan, toplamaktan bir araya gelmekten alıkoyamıyorsanız bilim adı altında almış olduğumuz tedbirleri uygulamak için kolluk kuvvetlerine ihtiyaç duyuyorsanız insanlığa sizi korumak için sizi kısıtlıyoruz hikayesini ne kadar anlatmaya çalışsanız da insanları inandıramıyorsanız artık bir yerde durmanız gerekmez mi? İnsanlık var olduğundan beri birlik ve beraberliğin uzlaşmanın dayanışmanın sembolü eldir. El dediğimiz organ sıradan bir organ değildir belki de gözden sonra insanın görmesini sağlayan en büyük duyu organıdır. Bugün birlik ve beraberlikten bahseden dayanışmadan bahseden bir konuşma yazın deseler en iyi metin yazarları dahi el ele verelim, omuz omuza verelim, kucaklaşalım, sarılalım, sırt sırta verelim, kol kola girelim cümlelerini defalarca kullanacaklardır. Bakın bu maske bulaşı artırdı, daha az oksijen almaya sebeb oldu. Psiko sosyal açıdan risk oluşturdu, korku ve strese sebeb oldu, buna rağmen sonuç bu.

Ve yine tebessüm, bir gülümseme halk edebiyatımıza bakın “bir gülüşüne dünyaları feda ederim” sözlerine her yerde rastlarsınız; peki biz bu sevdiklerimizin, dostlarımızın, ortaklarımızın gülüşünü görmeyeli ne kadar oldu! Bir düşünün iki kişi bir araya gelip bir konu üzerinde uzlaşmak istiyor fakat birbirlerine donuk gözlerle bakıyorlar çünkü yüzlerinde maske var ne o maskeden karşı tarafın üzüldüğünü, sevindiğini, ikna olup olmadığını anlamak mümkün değildir! Çok ortaklıklar bozuldu çok nişanlılar ayrıldı kurulması gereken ortaklıklar kurulamadı çünkü insanlar birbirlerine yüzlerini, tebessümlerini samimi duygularını gösteremeden konuştular. Ve şimdi okullar açılmasına açıldı da, küçücük çocukların yüzlerinde bezler, öğretmen şefkatine en çok ihtiyacı oldukları dönemde birbirlerinin tebessümüne ve gülüşüne en çok ihtiyaçları oldukları dönemde yüzlerinde bez maskeler öğretmenlerin yüzlerinde bez maskeler ve birbirine donuk donuk bakan çocuklar birbirlerine dönüp bakan öğretmenler öğrencisine şefkatini gösteremeyen öğretmenler. Ve daha ilginci bütün bu anlamsız uygulamaların takibi kolluk görevlerince yapılıyor İşkembecisini açan, restoranını açan bir kişi adeta terörist muamelesi görüyor. Kolluk güçleri artık suçluları takip etmeyi bırakmış addeta “bu kutsal savaş”ta kurallara uymayanları takip etmeye başlamış, yüzünde bez yoksa, bir dostuna sarılıyorsan, cenazede kucaklaşıyorsan, düğününde oynuyorsan bir suçlu muamelesi görüyorsun. Media da “dibek döğenin ‘hık’ deyicisi” rolünde. Şimdi insanın aklına gelmiyor değil bu olanların hangisinin halk sağlığıyla ilgisi var!. Sanki Burka yasağı karşısında maske şartı ile yüzünü örtmeye mecbur bırakan, sarılmayı yasaklayan bir araya gelmeyi yasaklayan, el sıkışmayı yasaklayan, elleri kutsal kimyasal suyla yıkamaya mecbur kılan, “MASKE, MESAFE, MUSLUK” bir teslis gibi tekrarlayan,  halkı körü körüne itaata zorlayan, birbirine düşüren ve bu şekilde yönetmeye çalışan uluslararası bir örgütün boyunduruğuna sokulmaya çalışılıyoruz gibi bir durum sözkonusu. Eski Mısır’daki veya Mezopotamya’daki pagan dinlerin bir tezahürü gibi gelmiyor mu size. 

Bugünlük de bu kadar. HES, Maske, Mesafe, Musluk! Sıkılanlara tavsiye, limon kolonyası kullanın ferahlarsınız!? Selâm ve dua ile. 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —