İNSAN HANGİ SUÇUNUN BEDELİ OLARAK AÇ, PEKİ YA GÖZÜ AÇ OLANLAR?

BU MÜSLÜMANLIKLA BURAYA KADAR!....

DÜNYA 24.01.2026 22:37:00 0
İNSAN HANGİ SUÇUNUN BEDELİ OLARAK AÇ, PEKİ YA GÖZÜ AÇ OLANLAR?
Tarih: 24.01.2026 23:05 Güncelleme: 24.01.2026 23:55

Suçumuz, günahımız çok büyük çoookk.

Dünya çok kötü bir noktaya eviriliyor.

İnsanlık bozuluyor.            

Yüz milyonlar mazlum, mağdur, aç, yoksul, perişanken, küçük bir azınlık olan vampirlerin aç gözlülüğü dünyayı felakete sürüklüyor.

Kötülerin, baronların kısaca bütün dünyayı yöneten 100 bin vampirin yüzünden yok olacağız.

Ya suçumuz yok, ya suçumuz çok, yâda her şeye seyirci kalmamızın yüzünden.

Aç insanların sayısındaki artış tahammül edilemez noktada.

Açlık sorununun yok edilmesi için ekonomik ve teknik olanaklar var, ancak açlığı sonsuza kadar yok etmek için eksik olan insanî iradedir. Eğer dünya bu yoksulluk ve özelde açlık sorununu çözmezse, sorunlar, şu ana kadar sümen altı edilen halk ayaklanmalarının önüne geçilemeyecek kadar büyüyerek katlanacak.

Önce insanın bencilliği ve hırsının dizginlenmesi ve bu yüzden doğan savaşların durması lazım.

Milyonlarca insan bu yüzden “yeryüzünün” sokaklarında aç dolaşıyor.

Yani “yasak ağaçlardan” (adam öldürmek, hırsızlık, yolsuzluk, fuhuş, tehdit, şantaj, tefecilik, mafyacılık, zulüm, işgal, şiddet, sömürü vb.) her haltı yediğiniz takdirde açlık, çıplaklık, susuzluk, yanma; ateş, kaos ve krizden kurtulamazsınız…

Bunlar olmadığı takdirde yeryüzü sizin için cennet aksi halde cehennem” olur…

Yeryüzünün cennete veya cehenneme çevrilmesi insanoğlunun kendi ellerimizle yaptıklarımızdan dolayıdır…

Her kim her sabah üzerine güneşin yeniden doğduğu, çiçeklerin açtığı, nehirlerin aktığı, kuzuların melediği, kuşların uçuştuğu, insanların cıvıldadığı bu yeryüzü cennetini “yasak ağaçlara” dokunarak cehenneme” çevirirse ettiğini bulacaktır. Her kim de cehenneme çevrilmiş yeryüzünü tekrar cennete dönüştürmek için çalışırsa karşılığını eksiksiz bulacaktır…

Yani, yeryüzünü bir ve bütün halinde kavrama, insanlığın bir ve bütün olduğuna; renk, ırk, kavmiyet, milliyet, cinsiyet, mülkiyet bakımından Allah’ın önünde eşit ve özgür olduğuna inanma…

Tüm insanlık bir aile olmak zorunda.

Bu nedenle tarih boyunca peygamberlerin, çek senet çetelerine, mafyalara, tefecilere, her türlü teröre karşı hep yoksulun, açın, çıplağın, susuzun, mazlumun sesi ve soluğu olarak ortaya çıktığını görüyoruz.

Resuller bizler için örnektir diyenler, sizler ne düşünüyorsunuz çokça konuşmanın ötesinde? 

Ne garip bir cilvedir ki yoksulların ve açların sesi olmak zorundayız diyenler bir kenara çekilmiş.

 Adalet özlemi ve eşitlik arayışı toplumu ayakta tutabilir. Aksi halde teker teker yıkılır ve teslim olur kuşaklar boyu düzelemeyiz.

Bu nedenlerledir ki yeryüzündeki açların yoksulların meselesi her şeyden önce “Allah” davası ile ilgilidir. 

Kur’an perspektifinden bakarsak bu tevhid-şirk konusuna girer. Çünkü Kur’an’da şirk kavramının geçtiği ilk yer “Bahçe sahipleri” kıssasıdır. “Keşke Rabbime şirk koşmasıydım” diyen Bahçe sahibi zengin dindarlık iddiasında ve fakat bahçesine (sermayesine/tarlasına/parasına/mülküne) tapmaktaydı.

Demek ki bugün peygamber gelse, 14 asır önce “Bu kız çocukları hangi suçundan dolayı öldürüldü?” diye çağa seslendiği gibi, bugün olsa milyonlarca insan hangi suçundan dolayı aç?” diye soracaktı.

Ama maalesef bugün resulü örnek alıyoruz diyenler soramıyor…!

Kur’an’ın bu husustaki buyruğunu dinlemiyor.

İnfağını bile vermeyen milyonlarca Müslüman var. Bırakın onu zengin Müslüman ülkelerin yardımıyla bile sadece yoksul Müslümanlar değil hiç aç ve yoksul kalmaz.

Demek bugünün dünyasında büyük mülk sahiplerinin, yani dünyayı parselleyenlerin kendilerini gözden geçirmesi lazım.

Çünkü çağımızın yerel ve küresel çapta “Bahçe sahipleri” bunlar ve bunların “zuhruf”una (altına, paraya, lükse, şatafata) özenen daha yüzlercesidir…

Zenginler, muktedirler, gücü elinde bulunduran zalimler bu yazımdan çok rahatsız olacaklar. 

Olsunlar zaten varlık sebebimiz kötüleri rahatsız etmektir.

Bunlara sorsan önceki çağlarda olduğu gibi “Mallarımız üzerinde dilediğimiz gibi hareket edemeyeceğimizi sana namazın mı emrediyor ey Şuayb?” (Hud; 87) diyecekler, “İsterse Allah’ın doyuracağı kimseleri mi biz mi doyuracağız?” (Yasin; 47) diye müstağnileşecekler, “Yanlarındaki ile eşit hale gelmekten” (Nahl;71) ödleri kopacak ve “Zenginliği kendi aralarında dönüp dolanan bir devlete” (Haşr; 7) dönüştürdükleri için onu korumak için her yola başvuracaklardır.

İşte çağın Müslüman misyonu bunların karşısına dikilip “Lehu’l-mülk” diyen söylemdir. Yani Mülk Allah’ın (herkesin/kamunun) dur. Allah’ın toprağı, suyu, merası, otlağı, bağı, bahçesi, doğalgazı, petrolü, alüminyumu insanlığın ortak mülküdür. Bunlar üzerinde tekel oluşturulamaz, adilce paylaşılmalıdır. Hiç kimse tek başına bunların baronu ve ağası olamamalıdır.

Dünyadaki gelir dağılımındaki adaletsizliğe bakar mısınız?

Yeryüzünde yüz milyonlar aç dolaşıyor, öte yandan bir adam tek başına bir kıtanın açlık sorununu çözecek servete sahip!

Bugün bütün peygamberler olsa bu duruma ne derdi? Resulleri örnek alanlar da aynısını yapmalı…!

Çünkü Kur’an’dan okuduğuma göre söylüyorum, Allah’ı en çok rahatsız eden konuların başında kendi yarattığı dünyası üzerinde “aç, çıplak, susuz insanların bulunmasıdır. Bu zulme seyirci kalan bizlerin hali ne olacak? Eyvah ki eyvah.

Zenginler ve yoksullar arasındaki uçurumun giderilmesi lazım.

Kurtarıcı beklemeye ne gerek var? Umudu ve arayışı diri tutmak, canlandırmak, yaymak ve örgütlemek Allah’ın gören gözü, işiten kulağı ve yürüyen ayağı olmak demek değil mi?

Ve bu hemen yanı başımızdan başlamalı değil mi?

Yüz milyonlarca insan hangi suçundan dolayı aç?” sorusu, bu nedenle çağın insanî ve ilahî sorusudur. “Bu kız çocukları hangi suçundan dolayı diri diri gömüldü?” sorusunun çağa tercümesidir.

“Yaşayan Kur’an” çağa bu soruyu sorar, peşine düşer, dava eder.

Ta ki son aç doyurulana, son çıplak giydirilene, son susuz suya kavuşana, son yangın söndürülene, her türlü zulüm bitene kadar… Ve bunlara neden olanlar alaşağı edilene kadar…

Bu Müslümanlıkla buraya kadar!....