"Gençlerin umutsuzluğu hepimizin mesuliyeti olmaktan çıkarılarak biz ve onlar ayrımına hapsedildi!"

Fatma Barbarosoğlu, Enes Kara'nın intiharı ardından yaşanan tartışmaları değerlendiriyor.
YAŞAM 14.01.2022 14:06:14 0

Fatma Barbarosoğlu, Enes Kara'nın intiharı ile başlayan tartışmaların Türkiye'nin kronik sorunlarını ortaya çıkarttığını vurguluyor. İntihar hadisesi üzerinden "tarikat cemaat düşmanlığı" yapmaya çalışan kesimler toplumun üstünde yük olan bir meselenin tartışılmasını imkansız hale getirdi. 

İntiharın ardındaki onlarca sebep siyasi argüman düzeyine indirgenerek ehemmiyetsizleştirildi. Netice olarak Enes Kara gelecek kaygısı ve toplumsal beklentiler arasındaki sıkışmışlıktan kurtulamayarak canına kıydı. Toplum ise bu konuyu doğru mecrada tartışamadı bile!


Fatma Barbarosoğlu / Yeni Şafak

Ölümlerden “ölüm beğenen”  Türkiye!

Olmakta olanın ne olduğu üzerine konuşmanın giderek imkansızlaştığı, her türlü şiddet haberinin tekrar tekrar döndürüldüğü, tıklanma uğruna haber sitelerinin her türlü duyarlılığı parantez içine aldığı bir vasatta yaşıyoruz. Takipçi arttırmak için her türlü kabalığı ve şiddeti kendine hak gören “takipçi kasma kabilesi” ile başımız ciddi olarak dertte. Her türlü cinayet, intihar haberi, haberin veriliş tarz ve muhtevasının etkisi hiç düşünülmeden pimi çekilmiş bomba gibi servis ediliyor.

Nitekim Türkiye Psikiyatri Derneği 5 Ocak 2022 tarihinde twitter hesabından şu uyarıda bulundu: “İntihar sonucu kaybettiğimiz kişilerle ilgili haber yapan tüm medya organlarını duyarlı olmaya, kullanılan haber dilini gözden geçirmeye davet ediyoruz.”

Uyarı, derneğin beklentilerinin aksine sosyal medyada pek de paylaşılmadı. Ama bu uyarıdan birkaç gün sonra gelen intihar tam da yapmayın denileni şevkle yapan bir dil üzerinden haberleştirildi. Müntehirin kimliği, intihar ettiği mekan, “elverişli öfke” için uygun bulundu.

Türkiye kamuoyu “ölümlerden ölüm beğenen” patolojik tutumunu bu defa Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara’nın intiharı üzerinden tecimselleştirdi. Enes Kara, hayatına neden kıydığını anlatan bir video bırakarak ölümün karanlığına adım attı.

Enes Kara’nın ölümünü, ardında bıraktığı mesajı ve bu mesaj üzerine kendi ideolojik öngörüsünü yükleyenleri ciddiyetle konuşalım. Ama önce, ilk gençlik yıllarından itibaren hayatını kendi eliyle sonlandırmamak için mücadele etmiş, bu mücadeleyi birlikte yürüttükleri en yakın arkadaşının, hayatının en başarılı olduğu dönemde hayatını noktalayışına tanık olmuş ve intihar üzerine bilimsel çalışmalar yapmış olan Kay Jamisson’un Erken Çöken Karanlık kitabından bir alıntı yapmak istiyorum:

“Tarih kendi kural ve yargıları içinde, en azından intiharın karmaşıklık derecesine ışık tuttu. Benlik aleyhine yapılan bir eylem olan intiharın, diğerlerinin yaşamı üstünde de yıkıcı etkisi vardır. İntihar genci öldürdüğünde akıl almaz, yaşlıyı öldürdüğünde korkunç, sağlıklı ya da başarılılarda açıklanamaz, hasta ya da başarısızlar söz konusu olduğunda ise çok kolay mazeret bulunabilen bir olgudur. İntihar hakkında ne basit teoriler vardır ne de önceden tahmin edilmeye yarayan değişmez algoritmalar; kesin olan şu ki şimdiye kadar hiç kimse o korkunç olaydan sonra geride kalanların acılarını dindirecek ya da sinirlerini yatıştıracak bir yol bulamamıştır. Öldüren bilmediklerimizdir.” (Kay Redfield Jamison, Erken Çöken Karanlık, s.32)

Bu alıntıda dikkat çeken husus, intihar edenin kimliğinin intihar hakkındaki konuşmamızın niteliğini değiştirmesi. “İntihar genci öldürdüğünde akıl almaz, yaşlıyı öldürdüğünde korkunç.” Hasta ya da başarısızlar için ölüm sebebine kolay mazeret bulunduğuna dikkat çekiyor Jamison ve “öldüren bilmediklerimizdir” diyor.

BİLMEDİKLERİMİZ.

Dolayısıyla Enes Kara’yı ölüme sürükleyen sebep, “başarısızlık”, “aidiyetsizlik” ya da “iman kaybı”dır demek o kadar kolay söylenebilecek bir şey değil. Her intihar, geride kalanların asla anlayamayacağı kadar bilinmezlerle dolu çok boyutlu bir muammadır. Toplumsal baskılar, ailevi iletişimsizlik, biyolojik ve psikolojik sıkıntılar, genetik yatkınlık, akran etkileşimi, alkol ve madde bağımlılığı, zamanın ruhu...

İntiharın sebepleri asla tek boyutlu değildir ama müntehirin ardında bıraktığı mesaj, onun geride kalanlarla kurmak istediği son diyalogdur. Enes ardında bıraktığı video ile giderayak kendi haleti ruhiyesini taşıyan yüzlerce gencin hislerine tercüman olma girişiminde bulunuyor. Özellikle kız kardeşleri için. Oysa onun ölümü en çok ailesine yük olacak.

Enes “Ben yaşama sevincimi kaybettim, ben gittikten sonra belki sesimi duyarsınız, benim sesim, sesini henüz duyuramamışları anlamanız için size gönlünüzü ve kulağınızı temizleme imkanı sunar” demek istedi ardında bıraktığı video ile...

Sunardı belki. Niyetimiz olsaydı. Niyetimiz var mı?

Genç ölümleri, gençlerin umutsuzluğu, Türkiye’nin meselesi olmaktan, hepimizin mesuliyeti olmaktan hızla çıkarılarak biz ve onlar ayrımına hapsedildi ve Enes Kara’nın sesi bastırıldı. Enes Kara’nın hayatına kıydığı umutsuzluk atmosferini konuşmak yerine Enes Kara’nın cemaat yurdunda zorlandığı hususları anlattığı cümlelere odaklanılarak “Cemaat yurtları kapatılsın!” kampanyası başlatıldı.

Her türlü sosyal ve siyasi konuda çocuksu bir tavır ile menekşe mendilim düşe bizden size kim düşe oyununu oynayan “sosyal ve siyasi aktörler”, her zaman olduğu gibi ortaya bir ip gererek gücünü test etti. İpin sol ucunu tutanlar olayın sorumlusu tarikat ve cemaatlerdir deyip derhal kapatılmasını istedi. İpin sağ ucunu tutanlar, çocuklarımız ateist oluyor, ateist oldukları için intihar ediyorlar, onların ateist olmasını engellememiz gerekiyor konulu söylevini tekrarladı.

Enes Kara’nın videosunda ortaya çıkan gelecek kaygısını, “zaman” üzerinden analiz etmemiz şart. Hayatının hiçbir safhasında Enes’in kendine ait özerk bir zamanı yok. Özerk bir zamanı olmadığı için hayattan tat alma duygusu tıkanmış. Tanpınar, hâlin geçmişi ve geleceği görmemizi sağlayan radar kulesi olduğunu söyler Mahur Beste’de. Enes Kara hâlin içindeki radar kulesinin kapısının önünde kalmış, kapıdan içeri girip yukarı çıkamamış. Barınma ihtiyacını karşıladığı yurtta ders çalışmak için zaman bulamamaktan dertli, tıbbiye eğitimine dair şevk ve heyecana sahip değil. Düşük not ortalaması ile mezun olması mümkün değil. İşte bu noktada mezun olsa bile hayatın ona kucak açmayacağına dair kaygıları dile geliyor. Çok başarılı olsa bile mobbinge uğramaktan, onca ağır tıp eğitiminden sonra kazancının istediği hayat standardını sağlamayacağından dertli. Eskilerin “Gün doğmadan neler doğar” sözü Enes’in kuşağı için uzak bir söylem. O daha ziyade sosyal medya üzerinden “Türkiye bir akademisyenini kaybetti, Avrupa bir kargocu kazandı” “paylaşımlarına” aşina. Ya da geleceğe dair umutsuzluğunu besleyen, görevi başında şımarık hastaların/hasta yakınlarının şiddetine uğrayan meslektaşlarıyla ilgili haberlere...

Enes’in “yarın kaygısı” ile ailesinin ve sosyal muhitinin “yarın kaygısı”nın aynı düzlemde olmaması Enes’in içe kapanıklığını arttıran bir yabancılaşma ortamı oluşturuyor. Kamuoyunda tartışıldığı gibi mesele sadece “barınma sorunu” değil.

İntihar ile hayatın anlamını yitiriş arasında doğru orantı vardır. Zor şartlar altında olmasına rağmen hayatına devam edenler ile dışarıdan bakıldığında özenilecek bir hayatı olanların hayatını sonlandırmasındaki dikkat çekici çelişki, hayatın anlamının varlığı ve yokluğu bahsinde düğümlenir.

2020 Mart ayından bu yana sosyal hayatı tekinsiz bir ortama dönüştüren COVID-19 salgını, ardından ekonomik istikrarsızlığın getirdiği korku ve kaygı, liyakatin öncelenmediği iş hayatı, gençlerin yaşama sevincine ağır bir darbe vurdu. Vurmaya devam ediyor.

Gençlerin duygu dünyasını bilmiyoruz. Hayattan beklentilerini, hayat karşısında hissettiklerini bilmiyoruz. Onları dinlemekten korkuyor ve fakat aralarından biri kendi hayatına kıydığında, kavgaya kaldığımız yerden devam etmek için, hem de onun hayatı üzerinden, onun ölümünü “ölümüne” beğeniyoruz.