Bediüzzaman'a göre; Türk Kürt ayrımının reçeteleri

İSLAM PAYDASINDA ÇÖZÜM
VAN 24.03.2015 10:47:42 0
 Barışın nasıl olacağı ile ilgili çok şeyler söyleniyor, yazılıyor, konuşuluyor, tartışılıyor ve planlanıyor... Elbette hepsi de olmalı ve daha fazlası da yapılabilmeli. Bediüzzaman'ın da bu konularla alakalı çok farklı kitaplarında önemli çözüm reçetelerini bulmak mümkün. 

Bediüzzaman düşüncesinin temelini iman kurtarma üzerine inşa ederken, medeniyet nosyonunu ihmal etmemiş ve bunun gereği olan hürriyetler ve ittihad konusunda hep açılımdan yana olmuştur.

İslam dinine göre insanlar arasındaki üstünlük ırka, soya-sopa, aşirete, asalete, siyahlığa, beyazlığa, kadınlığa, erkekliğe bağlı değil; ilim, marifet, itikat, inanç, fazilet, takva, ahlak ve terbiye gibi meziyetler ve özellikler noktasındadır.
İslamiyet başka kavimlere düşmanlığı, horlamayı, zulmü ve tarafgirliği meşru gören ve bundan beslenen ırkçılığı (asabiyet) veya menfi milliyetçiliği yasaklamıştır. As’lolan birlik ve beraberliktir. Bunu zedeleyen her türlü fiil ve düşünce şiddetle yasaklanmıştır.

Bu elbette bir milletin, kendi milliyetine bağlılık ve alaka duymaması, vatanını ve milli tarihi değerlerini yüceltmemesi anlamına gelmez ve gelmemeli.

Kürtler ve müslümanlık

Yaşadığımız coğrafyada -gerek Türkiye’de, gerekse İslam aleminde- dinin kabul etmeyeceği şeyler olmaktadır. Daha yalın bir ifadeyle söylersek: Kan akmaktadır. Hem de 30 küsür yıldır, 30.000’in üzerinde de cana mal olmuş bir bilançoyla.

Bu noktada barışın nasıl olacağı ile ilgili çok şeyler söyleniyor, yazılıyor, konuşuluyor, tartışılıyor ve planlanıyor... Elbette hepsi de olmalı ve daha fazlası da yapılabilmeli.

Bediüzzaman’ın bu konularla alakalı çok farklı kitaplarında önemli çözüm reçetelerini bulmak mümkün. Bunlardan ilki Kürk Milleti için: “Zulüm görmüş, kin bağlamış, af ve istirahat-ı umumiyeyi fikr-i intikamına yediremediğinden asabına dokunduran” şeklindeki elertirileri “kana kan, intikam” mantığıyla bir yere varılamayacağını dile getiriyor. Bir diğer ifadesinde; “Birisi birisinin kardeşini veya bir akrabasını öldürmüş. Bir dakika intikam lezzetiyle bir katl, milyonlar dakika hem kalbi sıkıntı, hem de hapis azabını çektirir.”

Ülkemizin yıllardır gündemini teşkil edin “Kürt Meselesi” ile ilgili Bediüzzaman 95 yıl öncesinde 17 Mart 1920 tarihli Sebilürreşad Dergisinde şöyle diyor: “Kürtleri Müslümanlıktan ayırmak isteyenler, esasat-ı İslamiyeye muhalif hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir? Bir, iki kulüpte toplanan beş-on kişiden ibaret. Hakiki Kürtler, kimseyi kendilerine vekil-i müdafi olarak kabul etmiyorlar.” Devamında ise şöyle der: “Kürdistan’a verilecek muhtariyetten bahsediyorlar, Kürtler ecnebi himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense ölümü tercih ederler.” Bu ifadeler bölünme ve bölücülük fitnesine karşı bir cevaptır.

Said Nursi’nin görüşlerine göre, her kavmin bekasının temel ve dayanağını oluşturan milli adetlerine, lisanına ve fikir yapısına uygun teşebbüslere girişmek Hükümetlerin öncelikli olarak yapması gereken işlerdir. Bu anlayış öyle bir şekilde uygulamaya konulmalıdır ki, asırlarca aynı merkeze sadakatle bağlı olarak yaşamış kavimler arasında medeniyet ve kalkınma makinesinin buharı hükmündeki müsabakayı netice verecek müspet ve yapıcı bir rekabet başlasın inancındadır. 

Diğer yandan çözümü, merkezdeki istibdadı (baskıyı) kaldırıp, idaresi altındaki her unsuru ve her bir ferdi sevgi ve şefkatle kucaklayan, kimseyi haksız şekilde kayırmayan ve kimseyi de dışlamayan / mağdur etmeyen bir hizmet devleti anlayışının hayata geçirilmesi; bu politikalar uygulamaya konulurken milli adet ve geleneklerin dikkate alınması, yerel dillerin ihmal edilmemesi; farklı mizaç ve psikolojilerin gözetilmesi gibi prensiplere dikkat ve hassasiyetle riayet edilmesinin altı çizilmektedir.Yani, tam ve eksiksiz bir demokrasiyi, hukuku, hizmetkar devlet anlayışını hakim kılmak gereklidir. 

Anadil Kürtlerin hakkıdır

Yıllardır İslam kardeşliği ortak paydasında iç içe yaşadığımız Kürtleri dışlayarak, itip kakarak, ezerek ihdas edilen “Kürt Meselesi”nin ortaya çıkmasında, Kürtçeyi aşağılayan ve Kürtçe konuşmayı suç sayan politikaların da çok büyük payı ve vebali vardır. Bu noktada Said Nursi şöyle der: “Milyonlarla efradı (bireyi) bulunan ve binler seneden beri milliyetini ve lisanını unutmayan ve Türklerin hakiki bir vatandaşı ve eskiden beri cihad arkadaşı olan Kürtlerin milliyetini kaldırıp onların dilini unutturma yanlıştır.”

Bu nedenle, gerek şarktaki medrese projesini anlatmak için İstanbul’a gelip Padişah’a iletmeye çalıştığı dilekçede, gerekse bilahere gazetelerde yayınlanan makalelerinde, Kürt çocuklarına eğitim verilirken anadillerinin ihmal edilmemesi gerektiğini ısrarla vurgular.

Bediüzzaman’a göre, her safhasında dini ilimlerle modern bilimleri kaynaştıran bir eğitimin, hem mahalli / yerel lisanda, hem de resmi Türkçe ile sunulması gerekiyor. Kurmayı planladığı Medresetüzzehra Üniversitesinde; “Lisan-ı Arabi vacip, Kürdi caiz, Türki lazım” demektedir.

Günümüz toplumundan insanlar, yaşadıkları ülkenin resmi dilini zaten öğrenim kullanmak durumundadırlar. Bu, kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bırakın, anadillerini de öğrensinler, konuşsunlar, geliştirsinler ve böylece, resmi dille zaten bağlı oldukları ülkeye olan gönüllü mensubiyet ve aidiyet duyguları daha da güçlensin. Yasaklayarak ve cezalandırarak varılan yer maalesef bugünkü olumsuz sonuçları doğurdu.

İslam paydasında çözüm

Said Nursi Kürtlere seslendiği bir makalesinde ise, muhafazası gereken üç cevheri ‘İslamiyet, İnsaniyet ve Milliyet’ olarak sıralamaktadır. Bunlara karşı üç düşmanı da ‘fakirlik, cehalet ve ihtilaf’ olarak belirtmektedir. Bu üç düşmanı kahretmek ve üç cevheri onların elinden kurtarmak için üç elmas kılıca ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır: “Birinci kılıcımız maarif (eğitim), ikinci ittifak (birleşmek) ve muhabbet-i milli, üçüncü de teşebbüs-ü şahsi ve sa’y-i nefsidir (şahsi girişim ve gayret) Son vasiyetim şudur: Okumak, yine okumak, yine okumak! Sonra birbirinizin elini sıkı tutmak, ittihad etmek, ittifak aleminde yaşamak!”

Bu önemli tavsiyeler bundan 100 sene öncesinde dile getirilmişti; gereğinin uyulmaması bizi bugünkü sıkıntalarla karşı karşıya bıraktı. Geçerlilik ve güncelliğini hala koruyan bu çok önemli mesajlar, hala samimiyetle kulak verilmeyi bekliyor. 

Bediüzzaman’ın İslam ortak paydasında Türk-Kürt kardeşliğine vurgu yapan kuvvetli ifadelerini, Türkleri ondan soğutma adına “Kürtlüğünün” nazara verildiği Eskişehir mahkemesindeki müdafaasında önemli ifadeler yer almaktadır: “Ben her şeyden evvel Müslümanım ve Kürdistan’da dünyaya geldim. Fakat Türklere hizmet ettim ve yüzde doksan dokuz menfaatli hizmetim Türklere olmuş ve en çok hayatım Türkler içinde geçmiş ve en sadık ve halis kardeşlerim Türklerden çıkmış. Ve İslamiyet ordularının en kahramanı Türkler olduğundan, meslek-i Kur’aniyem cihetiyle, her milleten ziyade Türkleri sevmek ve taraftan olmak kudsi hizmetimin muktezası olduğundan bana Kürt diyen ve kendini milliyetperver gösteren adamların her bini kadar Türk milletine hizmet ettiğimi, hakiki ve civanmerd bin Türk gençliğini şahid gösterebilirim..”

İşte bunun içindir ki, Said Nursi’nin bu dersleriyle yetişen Risale-i Nur Camiası ve talebeleri, Türklerin de, Kürtlerin de , başka etnik menşelerden gelenlerin de son derece fıtrı bir şekilde ve iman kardeşliği potasında kaynaşıp kucaklaştıkları, birbirlerine ‘Sen hangi etnik kökenden geliyorsun?’ diye sormadıkları ve bunu merak dahi etmedikleri örnek bir tablo oluşmuştur.

Bediüzamanın 55. vefat yıldönümünde, ardından gelen hizmetin ve mensuplarının ortaya koydukları bu tablodan alınması gereken çok önemli dersler vardır.

Mustafa Çalışan / İstanbul İlim ve Kültür Vakfı İcra Kurulu Başkan Yardımcısı / Star Açık Görüş