ABD, AB, Mısır, Suudi ve İran ekseni kuruluyor!

El-Jazeera Türk editörü Serdar Ataş'ın analizi:
VAN 6.06.2014 11:48:40 0

ABD, AB, Mısır, Suudi Arabistan ve İran’ı bölgesel sistemde aynı çatı altında toplayan sebepler ne?

 

Bölgesel statüko sürüm güncelliyor

Ülke tarihinde demokratik yollarla seçilen tek cumhurbaşkanı Muhammed Mursi yönetimindeki Mısır’ı “ne müttefik ne de düşman” olarak tanımlayan Beyaz Saray, Sisi seçildikten sonra “Stratejik ortaklığımızı derinleştirmek ve iki ülkenin paylaştığı ortak çıkarları geliştirmek için Sisi ile çalışmayı dört gözle bekliyoruz” şeklinde açıklamada bulundu. AB ise “seçimlerin hukuka uygun” olduğunu söyledi.

Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdulaziz, Sisi seçimi kazandıktan sonra Mısır’a mali yardım sağlanması için uluslararası bir konferans düzenlenmesi çağrısında bulundu. İlk destek bir diğer Körfez ülkesi Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) geldi.

İran’dan Mısır seçimlerine övgü

İran’ın seçim yorumu ise “seçimleri demokrasinin güçlendirilmesi yolunda atılan bir adım olarak benimsiyoruz” şeklinde.

Pazar günü darbe lideri Abdulfettah Sisi, Mısır’da cumhurbaşkanı olarak yemin edip resmen göreve başlayacak. Yemin töreni için birçok ülkeye davetiye gönderildi. Türkiye ve Katar davet edilenler listesinde yok. Mısır yönetimi asıl sürprizi, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi Sisi’nin yemin törenine davet etmekle yaptı. Siyasi kimliğini İran karşıtlığı üzerine kuran Suudi Arabistan’ın mutlak desteği ile darbe yapan, sonrasında yine aynı destekle cumhurbaşkanı olan Sisi, nasıl oluyor da İran’ı yemin törenine davet edebiliyor? ABD, AB, Mısır, Suudi Arabistan ve İran’ı bölgesel sistemde aynı çatı altında toplayan sebepler ne?

Türkiye ve Katar’a karşı “koalisyon”

Al Jazeera Türk’e konuşan Raiy El Yevm Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ünlü Arap gazeteci Abdülbari Atvan; Türkiye, Katar ve Müslüman Kardeşler’e karşı “savaş ilan etmiş”, Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Bahreyn’in başını çektiği bir koalisyonun oluştuğunu söylüyor. Atvan’a göre, Mısır’ın daveti İran’ın “rolünü netleştirmesi” bakımından önemli. İran şimdilik bu koalisyona dahil değil ama “yakın”.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Genel Direktörü Taha Özhan’a göre, söz konusu ülke ve blokların hepsi “bölgede statükoyu destekliyor”. Özhan, Mısır’ın davetinin ciddi fiili sonuçlar doğurmayacağı ama bu davetin temsil değerinin önemli olduğu görüşünde.

Mısır’ın Ruhani’ye yaptığı davet, Suudi Arabistan’ın “İran ile müzakereye hazır” olduğunu açıklaması ve İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’i ülkeye davet etmesinden kısa bir süre sonra gerçekleşti. İran, Suudi Arabistan’ın davetine “mutlu oluruz” açıklamasıyla cevap verdi.

İran ve Suudi Arabistan “endişeli”

2010 yılında Arap sokaklarında protestolar patlak verdiğinde İran, değişim isteyen hareketlerin yanında olduğunu ilan etti. Ancak protestolar Suriye’ye yayıldığında İran, kendi cephe hattının da sarsılmaya başladığını gördü. Protestolar 2011 Nisanı’nda ülke geneline yayılınca İran, “Suriye’ye karşı uluslararası bir komplo” kurulduğunu iddia ederek Suriye rejimine destek verdi. 2012’ye gelindiğinde Suriye’de muhalifler ülke genelinde hızla yayılırken, rejimin geleceği ince bir pamuk ipliğine bağlıydı. Hizbullah 2012 itibariyle Suriye ordusuna yardım etmek amacıyla Suriye topraklarına girdi. Nisan 2013’te Lübnan sınırındaki stratejik Kusayr kasabası Hizbullah’ın saldırısıyla muhaliflerden alınıp Suriye ordusuna teslim edilince, Hizbullah resmen Suriye’de var olduğunu ve savaş bitinceye kadar da çıkmayacağını ilan etti. Suriye’de değişim talebi İran ve Hizbullah’ın sert müdahalesine çarptı ve o tarihten itibaren sahadaki savaş dengesi Suriye rejimi lehine değişmeye başladı.

Mısır’daki politik değişimin ise en çok endişelendirdiği iki ülke Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri oldu. Al Jazeera Türk’e konuşan Mursi’nin basın danışmanı Ahmed Abdülaziz, Mısır’ın İran’ı davet etmesini ABD’nin isteği olarak görüyor. Abdülaziz’e göre burada eski yerleşik düzenin tekrar yerleşebilmesi için bölgede yeni “kuklalara” ihtiyaç var ve bu “kuklaları” bölgesel güçler statükoyu korumak için kullanıyor. Abdülaziz, Arap dünyasında ortaya çıkan değişim talebinin İran, Suudi Arabistan ve ABD’yi korkuttuğunu, bu korkunun onları bir araya getirdiğini söylüyor.

Sisi’ye ilk tebrikler Suudi Arabistan ve BAE’den

3 Temmuz 2013’te Mareşal Abdülfettah Sisi tarafından Mursi yönetimine darbe yapıldığında, ilk tebrik eden ülke Suudi Arabistan, ikincisi ise BAE oldu. İran’ın bölgedeki en önemli müttefiki Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ise darbeden birkaç saat sonra “Mısır’da olan şey siyasal İslam’ın çöküşüdür” açıklamasında bulundu. ABD ve AB ise “darbe” demekten kaçınarak, kaygılı olduklarını, demokratik sürecin devam etmesi gerektiğini ve ordunun siyasette kalmayacağı garantisini vermesini istediler. Darbe lideri Sisi, 2014 yılında askeri ünvanlarından istifa ederek “sivilleşti” ve cumhurbaşkanlığına aday oldu. Darbeden sonra Suudi Arabistan ve Mısır, Müslüman Kardeşleri “terörist” ilan etti ve her türlü faaliyetlerini yasakladı. İsrail işgaline karşı kurulan Hamas’ın bütün faaliyetleri de bu ülkelerde yasaklandı. Muhammed Mursi’nin bugün yargılandığı davalardan birisi de “devlet sırlarını Hamas ile paylaşmak”.

“Kusursuz” başkan

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) ve Beyrut Arap Üniversitesi’nde Ortadoğu analisti olarak çalışan Ali Bekir’e göre, Mısır’ın İran’a yaptığı davet kesinlikle Suudi Arabistan ve BAE’nin talebi üzerinden gerçekleşti. Bekir bu iki ülkenin Mısır üzerinden İran ile ilişkilerinin seyrini belirlemeye çalıştıklarını söylüyor. Bekir’e göre bu davet İran-Suudi Arabistan ve BAE ilişkilerinin geleceği açısından bir test ve Suudi Arabistan, İran’ın kendisi için bölgesel bir tehdit olmadığını göstermesini istiyor. Bekir, ABD’nin de Müslüman Kardeşler’in tasfiyesinden “mutlu” olduğunu, İsrail’in güvenliği ile ilgili garanti veren bir lider olarak, Sisi’nin ise ABD açısından “kusursuz” bir başkan olacağını söylüyor.

Eski müttefikler, yeni sürüm

Hamas’ın bölgesel dengede sıkıştırılmış olması açısından İsrail, Suriye’de rejimin devam etmesi bakımından İran, Mısır’da yerleşik sisteme yönelik en büyük tehdit olan Müslüman Kardeşler’in tasfiyesi yönünden Suudi Arabistan, “eski müttefikler” arasındaki bağların yeniden güçlenmesi için ise ABD ve AB’nin aynı çatı altında toplanması, SETA Dış Politika Direktörü Ufuk Ulutaş’a göre “İran, Körfez ülkeleri, ABD ve AB’nin çıkarlarının örtüşmesiyle” doğrudan ilişkili.

Suudi Arabistan’ın İran ile müzakereye hazır olduğunu açıklaması, hemen peşinden Kuveyt Emiri Sabah Ahmed Cabir Sabah’ın Körfez İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı sıfatıyla yanına beş bakanını alarak Tahran’a gitmesi ve “Suudi Arabistan ile İran arasında arabulucu olmaya hazırız” demesi, Mısır yönetiminin İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi Sisi’nin yemin törenine davet etmesi, bölgesel statükonun yeni bir sürümle kendisini güncellemesi olarak okunabilir mi? Ufuk Ulutaş “Bölgesel sistemin başat aktörleri bölgede yeniden statükoyu kuruyorlar. Adeta yeni bir Yalta Konferansı ile karşı karşıyayız. Bölgesel ve küresel güçler yeni bir nüfuz alanı paylaşımında bulunuyorlar” diyor. Ulutaş’a göre bu yeniden paylaşım Türkiye’nin Ortadoğu’daki alanını daraltabilir. Ancak SETA Direktörü Taha Özhan ortaya çıkan eksenin uzun vadede bir geleceğinin olmadığı, Ortadoğu sokaklarında karşılık bulamayacağı görüşünde. Özhan’a göre İran ve Suudi Arabistan bölgedeki halklar nezdinde ciddi bir meşruiyet krizi yaşıyor.