banner259

DELİ ALOŞ İSKELE CADDESİ ŞİPANA

                          DELİ ALOŞ    İSKELE CADDESİ  ŞİPANA  
                                                                                                          Sait Ebinç
         Bilenler bildi bu başlığı şimdilerde artık o şipanalı   evlerle birlikte bu kelimeler, insanlar mekanlar  gündelik yaşamın dilinden silinip gitti artık. O evleri yiyenler şimdilerde dört beş katlı çirkin ejderhalar oldu.
 
       Bir şehrin sokakları, evleri, bahçeleri her zaman bir musiki gibidir Zaten üstâd öyle dememiş mi? Mimari musikinin dondurulmuş halidir. Bir kentin evlerine sokaklarına baktığınızda evlerin size bakan yüzü gönül tellerinizi titretirse şehir o kadar şehirdir. İnsanla şehir arasında her zaman gizli bir dil, gizli bir yol vardır. Evlerin, sokakların size bakan yüzleri gülmüyorsa içinizde derin tedailer, izler uyandırmıyorsa o şehrin hallerinde bir hâl var demektir.
 
    İnsanın içinde yaşadığı devasa bir evdir şehir. Eğer bir evin düzensizliği içinde eşyanızı kaybedip bulamıyorsanız aynı şekilde insanın yaşadığı kent içinde  kendini bulamamaktan farkı yoktur düzensizliğin.
 
     Her şeyden önce düzendir şehir. Saygı, sorumluluk, emek, içtenliktir şehir. İnsanlar sadece şehirde oturmazlar şehirde insanların içinde oturur. Bir şeyin ismine sahip olmak onun aslına sahip olmak anlamına gelmez. O nedenle şehirler yasayla şehir olmaz şehir olduğu için şehirdir. Bir şehrin arkasında tarih  olacak, gelenek olacak sokağın geleneği, sorumluluğun geleneği, kurumların geleneği.    
 
       Aynı zamanda bu gelenekler uygarlık bilincini şehir bilincini oluşturan değerlerdir. Şehirler köylülerden çektiği zulümleri depremlerden, savaşlardan, yangınlardan çekmemiştir. Şehir yüzyılların emeğinin birikimidir. Şehirlilik bilinci, bir gönül işidir, bir meftun olma işidir. Ayrıca bir yaşama kültürüdür şehirlilik. Kuşaktan kuşağa aktarılan bir duyarlılık bilinci, bir saygı, bir hak bilinci, bir hukuk bilinci bir uygarlık bilincidir. Eğer bir şehirde ilişkiler kimsenin kimseyi adam yerine koymadığı bir ilişki biçimine dönüşmüşse şehirde adam yerine koyulmaz. Sokakta, çarşıda, pazarda, okulda, devlet kurumlarında, trafikte, herkesin herkese yaptığı her defasında “sen adam değilsin “ tavrı değil midir. İnsanlar adam yerine koyulmaya koyulmaya adam olmadıklarına belli bir süre sonra kendileri de inanmaktadırlar. Uygarlık bakıştadır tavırdadır. ilk görüşte onu hemen hissedersiniz.
 
      
       Eğer bir şehirde eski evler varsa içinde direnen mutlaka yaşlı bir nine ya da dede vardır. Onlar göçüp gittikten sonra evlerde onların peşi sıra giderler. Çünkü evlerin de dili vardır. Yeni neslin yaşamında yerleri olmaz. Yeni nesille muhabbetli bir dil tutturamazlar onlar ancak kendilerine emek verenlere aşinadırlar.
 
      Bugün artık onların nesli tükenmiş durumdadır. İki katlı kerpiç evlerden söz ediyorum. Yıllara meydan okumuş sararmış kadidi çıkmış tahta merdivenleriyle tarihin, bütün cefasını çekmiş bahçeler bağlar içindeki kerpiç evler, yoksulluk içinde estetik, yoksunluk içinde güzel. Duyarlı ellerden çıktığı belli olan patiskalara işlenmiş kaneviçeli perdeli cumbalarıyla her zaman sokağa gülümseyen o güzelim evler kendi dönemlerinin estetiğinin bütün konforunu çehresinde toplamış evlerden söz ediyorum.
       Sanatı ıskalayan köylü toplumlarda her türlü kabalık kendini sokağından evine mimarisinden müziğine kadar her yerde kendini gösterir. Sanatta öyle zannedildiği gibi çok da zenginlik ve refahla ilgili değildir. Bugünlerde Van’da insanların bu kadar para, bu kadar emek döküp bu kadar çirkin apartmanlara sahip olmaları sanatsal duyarsızlıktan başka neyle açıklanabilir. İnsanların bu kadar para harcayıpta bu kadar çirkin görünümlü binalara sahip oldukları başka bir şehir var mı dır.
 
      Örneğin kaba ve yoz bir zevkin eliyle çizildiği  her halinden belli, içinden minberi dışından minaresi eksik geometrik balkonlu, yuvarlak yeşil pencereli yeşil boyalı bir apartman size hangi şarkıyı çağrıştırır?
 
       Yine yanında mahzun eski günlerden kalmış pırıl pırıl camları silinmiş temizliğin imandan  olduğu bilinmiş iki katlı cumbalı  ev, sağ köşesinde mis gibi leylak ağacı, sol köşesinde gül ağacı önünde şakır şakır akan sular size hangi şarkıyı çağrıştırır. Birincisi sesi zatüryeye yakalanmış kötü arabesk bir şarkıyı, ikincisi yüzüne baktığınızda güftesi Yahya Kemal’e ait Şekip Mahmud Bey’in Nihavent sofyan şarkısını dinler gibi olursunuz
 
 Gönlümde oturdum da hüzünlendim o yerde
   Sen nerdesin ey sevgili yaz günleri nerde
   Dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde
   Sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde
 
 
           Bir evde üç tane zeytini bir kirli tabakta sofraya getirmekle aynı üç tane zeytini tertemiz bir tabakta üç dal maydanozla süsleyip sofraya getirmenin arasındaki fark ne farkıdır dersiniz Zenginlikli mi fakirlik mi bilemediniz. Sanat ve duyarlılık farkıdır. İşte sanat buralardan başlar.
 
       
 
       Modern dönemin tüketim kültürünün oluşmadığı günlerde Van’da insanların  bu kadar çöpü olmazdı o evdeki artan her rızktan bir canlıya pay düşerdi ekmek artıkları hiçbir zaman çöpe atılmaz her evin bahçesinde herkesin mutlaka üç beş tavuğu olurdu. Tek katlı bahçeli evlerde yaşarken çöplerimiz kokmazdı. Mahalleye belediye arabası uğramaz ama sokaklarımız yinede de ter temiz kalırdı.
 
       Hani sabahın ilk ışıklarıyla birlikte evin hanımları kızları önce içeriyi temizleyip sonra bahçeyi ve sokağı sulayıp süpürdükten sonra toprağın renkten renge giren alaca tonlu halleri neyi hatırlatır size.                                           Süpürüldükten sonra topraktan yayılan o koku hangi kokudur? Gül mü zambak mı, menekşemi. Bilemediniz İğde! Ve bir şehrin semaver kurulacak bahçeleri evleri kalmamışsa o şehirden göç etme vakti gelmiş demektir.      
    
        Bir şehrin Kanalları
 
       Sokaklardan geçen su kanalları yaz günlerinde dağların ovaların serinliğini taşırdı yüreğimize. Gece yatağında uyurken su sesinin o muhteşem nağmelerini hissetmeden uyuyan bir Van’lı varmıdır. Su sesleri ki Fuzuli’nin su kasidesi kadar güzeldi. Kanallar o dönemde biz çocukların yüzme kariyerinin ilk basamağıydı. İlk kaptanlık muhayilemiz. Tahtadan ağaçtan, gemiler yapıp çocukluk yaratıcılığımızı geliştirdiğimiz tersanelerimizdi. Bir gün deryalara açılacağımızın uzun ince serüveniydi kanallar. Kanallardan sözedipte çırpaşlardan sözetmemek olur mu? Çırpaşlar her zaman bu manzaranın istenmeyen bir parçası olmuştu biz çocuklar için. Çırpaşlar o dönemde biz çocuklara tek gözlü korsanlar gibi görünürdü her nedense. Her zaman ellerinde ortası oyuk bir demir asabi bir çehre bisikletli ya da motorla kanal boyunca turlar atar biz çocukların serinleme serüvenini inkıtaya uğratırlardı. Bizim kuşağın çocukları rüştünü ispatlayınca artık kanallar dar gelmeye başlar şamran serüvenimiz başlardı.
 
         Ve Kanalların Şahı Şamran
 
       Çok değil  yirmibeş  otuz yıl öncesine kadar Şamranda yüzdüğünü hatırlayan o dönemin çocukları şimdilerde çoluk çocuğa karışmıştır. Şamran ki bizim yüzme kariyerimizin ikinci basamağıydı. Şamran ki çocukluk lugâtımızın ilk yabancı sözcüğü. Babil’in o güzelliği dillere destan kraliçesi Semiramis’in göz yaşları kadar temizdi. Şamran ki üç bin yıllık yaşıyla yorgun ve hep muttasıl akan Semiramis’in kıvrım kıvrım saçlarıydı. Kim bilir hangi güzelliklere hangi aşklara uygarlıklara can vermişti. Hiç çağlamaz, hiddetlenmez üç bin yıllık yaşının bütün olgunluğunu taşıyan sakin haliyle durgun ve hep sessiz akardı. Şamran deyip geçmeyiniz. Suların en ketumudur Şamran. Tarihin en sessiz tanığı, ihanetlerin, ihtirasların, iktidarların, aşkların, savaşların.
 
        Ramazanın yaz aylarına denk geldiği günlerde çarşıya gitmenin en güzel en dingin en serin caddesi hangisiydi dersiniz? Rüzgarları yapraklarının arasına doldurup insana hârikulade tabiat manzaraları sunan gök kubbeyi yeşilin bin bir tonuyla kaplayan cadde hangisiydi? Ve yine cadde boyunca sağlı sollu bütün yolcularını nizami bir esas duruş içinde selamlayan o kavak ağaçların kol kola girdiği cadde hangisiydi dersiniz. Maraş mı, Sıhke mi bilemediniz. İskele! İskele ki aslında o yıllarda cadde bile sayılmazdı daha çok yayaların yoluydu motorlu araçların sınırlı sayıda olduğu o yıllarda Şöförler bey olarak çağrılırdı. İskele caddesi o yıllarda   şimdilerde tekavüt olan hacı muratların caddesiydi.
 
       İskele caddesinin denize yönelen ucu sonsuz maviliğe özgürlüğe açılan bir kapı gibiydi. Ama o kapının başında her zaman bizi bekleyen deli Dumrulların olduğunu bilirdik. Deli Dumrullar ki neredeyse iskeleyi kendilerine ait eski Yunandaki kent devletlerinin vatandaşlarının sahiplendiği bilinç içinde sahiplenen sınır nöbetçileriydi. İskelelilerden dayak yemeden denize ulaşmak pek mümkün olmazdı. Ama deniz biz çocukların muhayyilesinde dayağı göze alacak kadar da muhteşem bir şeydi. İskele caddesi denize akan bir nehir gibiydi . Bu yolun sonunun sonsuz bir maviliğe açıldığını biliyorduk ama o günlerde  biraz özlem birazda korku demekti iskele. Biz o çocuk yaşlarda o güzel şehrimizin meczubu Aloş gibi iskelelilerin dayağından kendimizi masum kılacak Ne vuruyorsunuz olum  bizde İranlıyığ yollu bir parolayı bilecek kadar daha rüşde ermemiştik.
    
      İskele caddesi. Şimdilerde o güzelim cadde artık sadece fotoğraflarda kaldı. İskele’de artık o eski iskele değil.
 
       
 
       
 
YORUM EKLE
YORUMLAR
ışıltı inşaat.
ışıltı inşaat. - 7 yıl Önce

sait bey çok güzel anlatmışsınız eski vanı
gerçekten benim yirmi küsür yılım gurbette
geçti ve ben böyle sahipsiz ve düzensiz bir
şehir görmedim.

Selim Bozdoğan
Selim Bozdoğan - 7 yıl Önce

yüreğinize sağlık sayın hocam. post-modern estetiğin acımasızlığı olsa gerek.

Kirve
Kirve - 7 yıl Önce

yazınızı okuduktan sonra çok az kalan kanallardan birinin sesine kulak kesildik eski fidanlık yolunda. ve bu yıl yine igde kokusunu duyumsadik azda olsa.ama göç zamanı coktan geldi hocam kalemine estetiğine saglık...

Sait
Sait - 7 yıl Önce

kirvem hallarımdan anlar aynı şehrin aynı bağın bahçenin sokağın ikliminde büyüdük dostluk bir dil bilgisi sorunudur seninde güzel gönlüne yüreğine sağlık kirvem

Cagri levent
Cagri levent - 7 yıl Önce

sait hocam yuregimizin diline yine ses oldunuz yine.

SAİT EBİNÇ
SAİT EBİNÇ - 7 yıl Önce

bu sitayişkar yorumlarınız için teşekkür ederim çağrı levent bey, selim bozdoğan ve ışıltı inşaatın temsilcisi hepinizin bayramını kutluyorum sağlık ve esenlik içinde kalın sait ebinç

ahmet   çilingiroğlu
ahmet çilingiroğlu - 7 yıl Önce

çok güzel gardaş kalemine sağlık

ugur durgun
ugur durgun - 4 yıl Önce

Hocam ellerinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş. Hakikaten okurken hey gidi günler diyor insan içinden. Güçlü kaleminiz ve estetik anlatiminizdan eski Van'ı yad etmek başka zevk veriyor özlem ile birlikte.


banner241

banner247

banner141

banner140

banner255