Abdulhalim Almalı

Tarih: 09.12.2016 09:29

NİYE GELMİYORSUN?

Facebook Twitter Linked-in

 NİYE GELMİYORSUN?

Genelde toplumda kabul gören 3 kesim var. Bunlar Para sahipleri, Makam sahipleri, birde bunlara yalakalık yapanlar var. Gündemi bunlar oluşturmaya çalışır, bunlar kendilerini her alanda merkezde olduklarını sanırlar.

Para sahiplerinin önemli bir kısmı, paranın vermiş olduğu rahatlıkla olayları kendilerince değerlendirmekte kendilerince fikirler üretmekte ve bunların toplumda karşılık bulmasını beklemektedir.

Bunların önemli bir kısmı, varoşlarda yaşayan insanların hayatlarını anlamaz çektikleri sıkıntıları bilmezler, görmezler. Dolayısıyla her şeyi tozpembe sanırlar. Bu kesim genelde baba mirası üzerinde konanlar, toprağı tabiri caizse saksıda tanıyanlardır. Korkaktırlar, korkak oldukları için paylaşımdan uzak yaşarlar. Sürekli ya kaybedersek endişesi taşırlar.

Para sahibi olup ancak her şeyin para olmadığını, paylaşımdan yana, kendileri dışında da insanların olduğunu onlarında hayallerinin düşüncelerinin olduğunu az da olsa düşünen para sahipleri de vardır. İşte bunlar ellerindekini toplumla paylaşmasını bilirler, fakir fukaraya el atıp sevindirmesini bilirler. Paranın vermiş olduğu rehavetliği ve şımarıklığa fırsat vermezler.

Makamlara gelince, bilindiği üzere insanoğlunun sosyal hayatının değişmezlerinden biri de, makamlardır. Ancak bu makamlar kişiden kişiye, toplumdan topluma, inançtan inanca değişmektedir. Kimileri vardır ki, makam ona hiçbir şey vermez bilakis makam onun sayesinde değer kazanır.  Kimileri ise ansızın yükselerek şöhret sahibi olurlar doğrusu bu tipler toplumda da pek beğenilirler!.. 

Fakat Onların durumları toprağa hızlı basıldığında hızla yükselen toz, saman ve tüylerin yükseldiği gibi olur. Makamın yükselttikleriyle, makamı yükseltenler gerek ahlaki gerekse erdemi yönden de ayrışırlar. İnanç, Düşünce ve manevi yönden zengin olan insanlar, makam ve mevkii sahibi olsalar bile değişmezler.

Bu gibilerin değerlerini ise aşağı yukarı şöyle sıralayabiliriz. Onlar, Halktan biri olurlar, alçak gönüllü, kapıları herkese ardına kadar açık, kendisini kimseden büyük görmez, halka tepeden bakmazlar.  Ötekilerinin aksine bilinen soğuk, mesafeli ve resmi tavırlara sahip olmazlar. Kimseyi kırmaz, gücendirmez, çalışken ve azimli olurlar.

Hayata sadece makam penceresinden bakanlara ibretlik bir kıssa var, Diyojen işitmişsiniz sanırım, üstüne başına önem vermez, dünya zevklerine aldırış etmez bir kimseydi. Üzerine bir şey giymez ve evde oturmazdı.

Bir gün İskender onu meclisine davet eder, elçiye İskender’e iletmesi için. “Seni bize gelmekten alıkoyan şey, bizi de sana gelmekten alıkoyuyor. Senin bize gelmeni engelleyen, saltanatınla kazandığın birde bize muhtaç olmama durumundur. Beni sana gelmekten alıkoyan şey ise, kanaatkârlığımla edindiğim ihtiyaçsızlığımdır.” Söyler.

Evet, her şeyi makamdan ibaret sananlar bunu iyi bilmeliler ki, insanlara gitmeden insanların kendilerine gitmelerini beklemeleri beyhudedir.

Para ve makam sahiplerinin olduğu yerde bir üçüncüsü yani onlara yalakalık yapanlar olmaz mı? Olur elbette. Bunlar para ve maka sahiplerine yaklaşır onları olmadıkları halde gösterir ve kendilerinin bulunmaz olduklarını sürekli telkin ederler.

Onlar telkin ettikçe, para ve makam sahibi olup ta kendilerini kontrol edemeyenler sürekli yiyen yedikçe şişen semiz inekleri gibi şiştikçe şişerler. Bu durum aynı zamanda bu zavallıları bunları (para-makam sahipleri) yücelterek erişilmez kılarak toplum dışına atarak kendilerine alan oluştururlar.

Bunların ömürleri çok sürmez çünkü kişiler ve makamlar değiştikçe sadece bu makamlarda bulunanların değişmesinde dolayı sadece isimler değişir. Fakat bu karakterde olanlar hiç değişmez onlar hep kalırlar.

Bunlara en güzel cevabı Yunus Emre şu şiirinde vermiştir. 'Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi. Mal da yalan mülkte yalan var birazda sen oyalan.'

Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —