Şüphesiz biz, geçirip tükettiğimiz günlere seviniyoruz. Oysa geçen her gün ömürden bir eksilme demektir. Zira geçen her an hiç şüphesiz bizim ömrümüzden geçmekte ve ecelimizden eksilmektedir.
Harcanılan vakitlere, mallara, mülklere ve insanlara ne de çok şahitlik ederiz. İnsanlar mallarının makamlarının kendisini ebedi kılacağını zanneder. Oysa ne de çok taze ölenlere tanıklık ederiz.
Hz. Peygamber (s.a.v); “Topraktan sakınınız, çünkü o sizi içinde taşıyan anneniz gibidir” der. Toprak iyilikleri de örter kötülükleri de. Uzmanlaşmış, azmanlaşmış aldanışlarımız var bizim. Toprak en sevdiğimizi de alır, sevmediğimizi de. Üzülürüz, seviniriz. “ İnsan neden yaratıldığına bir baksın! Dışa atılan koyu bir sudan(meniden) yaratıldı. O su, omurga kemikleri ve göğüs arasından çıkar. (Bu şekilde yaratılan bir insanı) elbette Allah, öldürdükten sonra diriltmeye kâdirdir. Gizlenenlerin ortaya döküldüğü hesap gününde insan için ne bir güç ne de bir yardımcı vardır.” (Tarık Sûresi 5-10. Ayetler)
Kalpler imtihan edilir, içinde bulunan inanç ve niyet anlaşılır. İyi ve kötünün birbirinden ayrıldığı gün, işte o zaman insan ne azabı kendisinden savabilir ne de yardımcı bulabilir. Dünyada hoşa gitmeyen şeyleri savmak insanın kendi gücü veya başkasının ona yardımı ile sağlanır. Yüce Allah Kıyamet günü bunu yok eder. Dolayısıyla insan ne kendinde bir güç bulabilir ne de Allah’a karşı ona yardım edecek kimsesi vardır. Her birimize bir mühlet verilmiş hazineler değerinde veya onun fevkinde bir sermaye: Ömür sermayemiz, asıl sermayemiz!
Asır suresinin tefsirinde geçen adamın hikayesi ne kadar ibret vericidir; “ Sermayesi erimekte olan bu adama yardım edin”. Sıcak ve güneşli bir günde pazarda buz satan adamın yardım feryadı aslında hepimizin imdat çığlığıdır. Ömür sermayemizi tüketip yolun sonuna geldiğimizde dönüp geçmişse bakarız. Belki de acıdan başka kıskanacak bir şeyimiz kalmamıştır. Bir zamanlar uğruna kendimizi heba ettiğimiz birçok şeyin geçip gittiğini boşuna bir çaba harcadığımızın farkına vardığımızda vakit epeyce geçmiştir. Yüzümüzde acı bir tebessüm yüreğimizde onarılmaz yaralar bırakan, zamanında gemlenmiş hırslarımız.
İnsanın iktidar olma hırsı, tükenmez dünya sevgisi, öne geçme sevdası asıl sermeyesi olan ömür sermayesini gün be gün bitirivermektedir. Yaşlı bir insanın ağzından dökülen şu ince söz koskoca bir sermayenin özetidir; “ Ah! Keşke gençliğim bana geri dönseydi de ihtiyarlığın bana neler ettiğini ona anlatsaydım”.
Modernleştikçe yalnızlaşan ömür sermayesini, betondan modern cezaevlerine çevirdiğimiz evlerimizde, iş yerlerimizde tüketiyoruz. Gittikçe yalnızlaşıyoruz. Doğrunun bir tane olduğunu bildiğimiz halde onlarca yanlışı onaylamışız. Yolun sonuna doğru adımlarımız istemsiz bir şekilde hızlıca atılırken, sayılı nefeslerin sahibine dönüşümüzde mahcubiyet sarıyor tüm bedenimizi. Keşkeler gelip gitmekte, pişmanlıklar hiçbir şeyi geri getirememekte.
Madem tek bir ömürlük sermayemiz var. Madem paradan, puldan, mevkiden, makamdan daha değerli olan asıl sermaye ömür sermayemiz var. O halde nasıl yaşamalı, nasıl sürüp götürmeli bu hayatı? Yeniden bir hayat bulmak için neler yapmalı? Saadeti yakalayamadığımız fani dünya hayatından öteki aleme geçişte, yüzlerin karardığı asıldığı o günde, Yüce Yaradan’ın Nebe sûresi 40.ayetinde sermayesini tüketen insanın özetini bizlere sunmaktayken, ne yapmalı?
“Şüphesiz biz sizi kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının ‘Keşke toprak olsaydım’ diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık”
Hak yol Rabbimizin yoludur. Ömür sermayesi de onun gösterdiği yolda tüketilir. Kişi Rabbinin rızasını gözeterek hangi işi yaparsa yapsın sonu mükafattır. Madem bu sermaye tükenecek o halde neden O’nun uğruna tükenmesin?
Necla ARPA GÜLAÇAR