'Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarındaydınız da O, sizi, oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.' (Al-i İmran 103)
Dünya çok acı çekiyor, her bir yanımız yanıyor, kanıyor, ölüyor. Hırsa güdümlü insanların çıkarları, menfaatleri bitip tükenmek bilmiyor. Parçalara, zerrelere böldüler bizleri. Oysa tarihte nice örnekler var. Neden gereken dersi alamadık. Eğer kalplerimiz birleşmiş olsaydı küffar bu kadar cüretkâr olabilir miydi? İslam’ın kalbinin attığı güzel belde Suudi Arabistan'dan ilk defa bir uyarı, yüksek sesle konuşan bir ses yükseldi. Başta Çin olmak üzere dünya devletleri irkildi. Gücünün, elinin altındaki hazinenin farkında olmayan, kurnaz güçlerin devletçiklere ayırdığı, Kâbe’nin ev sahibi, neden bu kadar geç kaldın? Bunca insan telef olduktan sonra sesini şimdi çıkarmanın sebeb-i hikmeti ne ola ki? Ve ey Müslüman topluluğu! Allah'ın ipi varken kimlerin ipiyle kuyuya indin? Sahi söyler misiniz, Hz.Peygamber (sav)'in mezhebi neydi? Şii miydi? Yoksa Sünni miydi? Veya Şiiliğin, Sünniliğin hangi kollarındandı? Tek olan Allah'a ve son peygamber Muhammed (sav)'a iman etmişsek, ibadetlerde ve muamelatta kolaylık olsun diye ortaya çıkmış mezhepler iman edenleri birbirine nasıl düşman edebilir?
Kürtlerin, Türklerin, Arapların, esmerlerin, sarışınların, beyazların bir arada bulunduğu coğrafyada doğmak hangi birimizin suçuydu? Bunlardan hangisi birbirimizi öldürmek için geçerli bir sebep olabilir? Mü’minlerin kardeş olduğu, küfrün ise tek millet olduğu, sadece duvarlarımıza astığımız bir yazıdan mı ibaret?
Suriye bir ateş çukuru... Hepimiz onun etrafındayız... Suriye de tıpkı Filistin gibi, iman edenlerin imtihanıdır. Birileri kan kaybeden bir ülkenin toprağından pay kapma derdindeyken, alnı secdeye giden birileri de onlara yardım derdinde. Birileri tarihe adını kahraman, şehid, ensar diye yazdıracak; birileri de alçak diye yazdıracak. Bosna'da Sırpların yaptığı zulmü, tecavüzü iman etmeyen, kâfir bir topluluk gerçekleştirmişti. Peki, Suriye'yi nasıl yorumlamalı? Müslüman olduğunu iddia eden Esed askerleri hangi inanç biçimiyle kadınlara, kızlara tecavüz eder? İltica eden Suriyeli kadınların anlattıklarını yazmaya hayâ ederim.
İktidarda kalma uğruna ülkesini yok etmeye yemin etmiş bir piyon. Piyonlar ne işe yarar? Menfaatperestlerin işine yaradıkları sürece varlar. İşleri bittiği an ülkenin orta yerinde alelacele bir mahkeme kurulur. Savaş suçlusu bulunur. Orantısız güç kullanma, çocukları, kadınları öldürme, kimyasal silah kullanma vs... Sonuç; bir idam sehpası, darağacında sallanan, yüzyıllardır oynanan oyunun en başrol oyuncusu, daha doğrusu en son piyon... figüranlar ise yine bizleriz. Alkış tutup, intikamımız alındı diye seviniriz...
Eyvah bize!
Aslında şunu dememiz gerekmiyor mu? Neden şimdi? Neden 5 yıl önce değil de şimdi? Bu savaş büyümeden, bunca masum ölmeden, bu ülkeler yok olmadan yapsaydınız ya yapacağınızı.
Ey kalbimizin attığı belde!
Ey ulemanın şehri Bağdat!
Ey Firavunlara bir türlü yenilmeyen Mısır!
Ey bilginin, irfanın çeşmesi Semerkand!
Ey orta Asya, Afrika! Avrupa!
Ve ey yeniden diriliş kapısını aralayan Türkiye! Gelin ümmet olalım. Acının yüzyılında kesilen, yaralanan azalarımızı saralım. Dua sığınağımızdır elbet. Ama kurtarıcı bekleyerek harcadığımız vakitler bizim acziyetimizdir. Şu ateş çukuruna düşmekte olan birbirimizi kurtaralım ki hesap gününde yüzümüz kızarmasın. Ve o kâfirler gibi 'keşke bir avuç toprak olsaydım' demeyelim.
Vesselâm...
Necla Arpa Gülaçar