admin admin

Tarih: 07.05.2012 22:43

SEVGİNİN DİLİ : MEVLANA

Facebook Twitter Linked-in

 
Gönül mimarlarımızdan biri o.Allah’ı yüceltenin Allahın da yücelttiği bir şahsiyet. Kitaplarında yazıp çizdikleri dikkate alınması üzerinde düşünülmesi gereken ahlak duvarının birer tuğlaları gibi adeta. Her yönüyle candan sarıyor insanı. Uçsuz bucaksız bir ummanı andırıyor. Vuruyor hala insanoğlunun gönül kıyısına. Ölümünün üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen ilim ehline tuttuğu ışık parlamakta ve çağırıyor hoşgörü ve merhamet çadırına tüm insanları.
                Sevgide güneş gibi ol.
                Dostluk ve kardeşlikte akan su gibi ol.
                Hataları örtmede gece gibi ol.
                 Tevazuda toprak gibi ol.
                Öfkede ölü gibi ol.
                 Her ne olursan ol;
                 Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.
         Gönül damlaları ile insanı dengeye davet ediyor ve sevgi insanı insanları sevgiye davet ediyor. Her şeyin ilacıdır sevgi. Her sorunun çözümüdür sevgi. Sevgi deryasına girmeyen onu ne bilsin? Sevgi affetmektir, sevgi tahammüldür. Sevgi geçmektir yardan, anadan serden…
Sevgi kavuşmaktır. Kavuşmak için gösterilen çaba; verilen emektir.
                 Sevgiden, bulanık sular arı- duru bir hale gelir.
                 Sevgiden, dertler şifa bulur.
            O dosta aşık olmanın adıdır Mevlana. Rabbine duyduğu aşkı dile getirir. Onun sevgisinde bulur kendini ve kaybolur.
                  Rabbe mensup olmak istiyorsan varlıkta, varlıktan yokluğa geri dön.
                  Bu yokluk gelir yeridir, ondan ürkme.
                 Hakkın yaratma iş alanı madem yokluktur,
                  Varlık dünyasında başta olandan başka kim vardır.
          İnsan beşerdir, rabbiyle değer kazanır ve insan olur ki Ahseni takvim derecesine ulaşır. Yoksa insan olarak kalır. İnsan onun rahmetiyle can bulur ve bu canı Allah’a satar.
          Mevlana’nın değindiği diğer bir konu da ilimdir. İnsan ile melek arasındaki en önemli fark budur. İlim erbabı olmak; kişinin kendisini bilgisiz görmesi ile başlar. Bu konuda ilim deryası Hz Ali şunu söyler:
                   Bilmediklerimi ayağımın altına koysaydım, başım göğe değerdi.
           Ve Mevlana konuyla ilgili derki;
                   Ay konuşmaksızın yol gösterici olunca, konuşursa ışık içinde ışık olur.
                  Madem sen o ilim şehrinin kapısısın; madem hilim sabırlık güneşinin ışınısın.
                   Ey kapı arayanlara açık ol. Kabuklar seninle öze kavuşsun.
 
          Hayatını da duaya dönüştürmüş Mevlana. Kendi insanına dua etmeyi öğütlemiş ve öğretmiş: 
                   Ey rabbimiz! Sen temiz su dök âlemin ateşi bütün nur olsun.
                   Denizin suyu bütün senin emrindedir.
                   Ey Allah’ım su ve ateş senindir.
                   Sen istersen ateş tatlı su olur. İstemezsen su da ateş olur.
                   Bizdeki bu istek de senin icadındandır.
                    Ey Allah’ım! Zulümden kurtulmak senin bağışındır.
            O her zaman sözün kısa ve öz olanını tercih etmişti. O zaman fazla söze hacet yok. Ölümünden yedi yüz yıl sonra insanlara ne olursan ol tövbeni bozmuş olsan da yine gel diyerek beşeri insan olmaya İslam’la insanlaşmaya çağırıyor.
                   Ben yaşadıkça Kur’an’ın bendesiyim. Ben Hz. Muhammed’in ayağının tozuyum.
                   Biri benden bundan başkasını naklederse ondan da bizarım. O sözden de bizarım.
Mevlana kendi ölümünü “Sevgiliye kavuşma anı” olarak nitelemiş ve sevenleri de onu her yıl düğün gecesi adı verilen “Şeb- i Aruz” ile anmaktadır.
 
                                                        Vesselam.

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —