İngiliz gazetelerinden birinin yıllar önce yaptırmış olduğu bir araştırmanın sonucu insanın batı medeniyeti nezdindeki konumunu ortaya koymaktadır. Yapılan araştırma kültür araştırması adı altında kendi insanlarının insanlığa karşı durumlarını ve tavırlarını ortaya koymuştur.
İngiliz halkı ile yapılan ankette İngiliz halkına şöyle bir soru yöneltilmiştir: farz edelim ki, çok meşhur, çok güzel, sahasında bir tane ve paha biçilemeyecek derecede kıymetli bir yunan heykeli, küçük bir çocukla beraber birlikte bir odadadırlar.
Bu esnada oda ateş alsa ve yangın tüm odayı kaplasa, yangının çıktığı odadan ancak ikisinden birini kurtarma imkânı olsa;
Heykeli mi?..
Çocuğu mu?..
Hangisini kurtarmak gerekli?
Bizlere insanı anlamda medeni olarak takdim edilen, kültürlü oldukları iddia edilen ve kültürel anlamda da dünyada önemli yerleri işgal eden bu kimselerden böylesi iğrenç bir soruya cevap verenlerin büyük çoğunluğu gazeteye göndermiş oldukları cevaplarında şunu söylemişlerdir.
“Önce heykel kurtarılmalı!..”
Çocuk ise mecburen ölüme terk edilmeli!!!...
İşte çağdaş batının insanı ve taşıdıkları zihniyetleri, bu gafillerin böyle bir tercihi yapmalarındaki gerekçeleri de şudur:
Günde milyonlarca bebek doğuyor, oysa bu heykelin yerini alabilecek yeni bir heykel yapmak mümkün değildir.
Çünkü “B u heykel büyük yunan kültürünün sanat eseridir!.”
İnsanlık için böylesi bir vahşetten ihanetten daha kötüsü var mıdır?
İnsan ve insanlığa yapılan bu ihanetten daha büyük ihanet olabilir mi?
Bir taş kurtarılacak, fakat güzel ve tatlı bir çocuk ise ateşe odun olmak üzere terk edilecek!..
Böylesi bir tercihte asıl utanç verici olan ve vurgulanmak istenen şudur: Güneşin, doğuşu ve batışı anındaki manzarasını becerikli bir şekilde aksettirecek veya ona yakın bir tarzda şekillendirecek bir tablonun ressamı, çizdiği resimden dolayı takdir ve taltife mazhar bir sanatkâr olarak takdim edilecek.
Öte yandan bu ressama bu manzarayı resimleştirecek aklı, zekâyı ve yeteneği veren yaratıcı unutulacak.
O manzaranın sahibi, tan yerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı vakit ölçüsü kılan bütün bunları kâğıt veya bez parçası üzerine dökme yeteneğini insana veren Allah unutuluyor, inkâr ediliyor, ona hiçbir şükür ifadesinde bulunulmuyor.
Herhangi bir sanatkâr bir taş parçasının yanına varıp onun üzerine insan resmi veya başka bir figür yapınca bu yaptığıyla büyük şahsiyet oluyor. Asıl olan insanın güzelliklerini ve vücut ifadelerini bir taşı yontarak putlaştırdığı anda büyüklüğü zirveye ulaşıyor.
Fakat bu basit ve bozuk medeniyetler insanın bizzat kendisini yaratan, hücrelerine hayat veren, zekâyı beyine yerleştiren, vücudundaki damarları kan mecrası kılan, sinirlerdeki hissi yaratan insanı dünyaya hareket ve üretim ile doldurması, dünyayı şekillendirmesi için serbest bırakan bu yüce yaratıcıya takdire yanaşmaktan uzak duruyor.
Yeryüzünün imarı, insanoğlunun hayatında rahat ve huzurlu yaşaması için uygun ortamların hazırlanması amacına yöneliktir. Bu ortamları oluşturacak olan hiç şüphesiz insanın kendisidir…
İnsan yaptığı, yapmakta olduğu ve yapacağı her şeyi kendisi için yapmaktadır. Kur-an birçok yerinde insanın yeryüzünde yüklendiği sorumluluk: ”Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yer ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalim, çok cahildir.(Ahzab:72)”
Bu sorumluluk üzerine evrende var olan her şeyi onun için onun istifadesine yaratıldığı açık bir şekilde belirtilmiştir. “Kendinden göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.(Casiye:13)”
Oysa batıcı pozitivist(olgucu) kökenli ülkelerde ise madde ön plana çıkmakta, insan ise geri plana itilmekte, İnsan tamamen kendi hizmetine sunulan maddenin esiri haline getirilmektedir.
İnsan-madde ilişkisinde insanın hâkim pozisyonunda olması lazımken, bu ilişkinin ters yüz edilmesiyle insan mahkûm durumuna düşürülmektedir.
Bu ortamda da ister istemez hayatı şekillendiren yönlendiren insanın değil madde olmakta ve insan yalnızca ona boyun eğen, kendi iradesini ve aklını devre dışı bırakan, maddenin bağımlılığında tamamen onun istediklerini yerine getiren pasif bir varlık haline düşmektedir.
Bu anlayışa göre hareket eden insan kendi dışındaki varlılara hâkim olması gerekirken kendi dışındaki varlıklara boyun eğmek zorundadır. İnsan medeni bir gelişmişliğin oluşturduğu alanın sahibi değil, sadece burada yer alan bir nesne konumuna düşmektedir.
Sözüm ona medeniyetin beşiği olan İngiltere halkının böylesi bir yaklaşımı onların nasıl maddeci bir bağımlılıkla yetiştirildiklerinin göstergesidir. Bir taş kurtarılacak, faka güzel, gelecekte dünyayı şekillendirecek akıl ve bilinçle donatılmış olarak büyüyecek olan tatlı bir bebek ateşe odun olarak terk edilecek!!!...
Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.