Siyaseten halkı yönetmek için, siyasetçiler tarafından yapılan siyaset savaşı iki türlüdür.
Bu savaş siyasi yapıdan beklentisi olanlarla, siyasi yapıya katkı sağlamak isteyenler arasında oluşmaktadır. Savaş diyorum çünkü siyasi mücadelede ahlak vardır bir takım kriterler vardır. Savaşın ahlakı olmadığı için diğer kriterleri beklemek doğru olmaz.
Dolayısıyla bu alanda(siyaset) bulunmak isteyenler önce kendilerine bir bakarlar ellerindeki güç neyse o alanda varlıklarını sürdürmek, kendilerini ispat ederek ortaya çıkarlar. Bunlardan biri sermayedir, diğeri ise bölgemize has yapı olan feodalitedir. Günümüzde feodalitenin yeni versiyonu yani 'NEO FEODALİTE' ideoloji olarak önümüze çıkmakta ve savaşlarını da halktan ziyade sözde halk adına ideolojilerin varlıkları için verirler.
Sermayeleriyle var olanlar siyasete soyunduklarında tek sermayeleri vardır ellerindeki mali imkân. Bunlar tıpkı toprağa hızlı basıldığında yükselen toz zerrecikleri gibidirler bir anlamda, yükseldikçe yok olup giderler, bu işin acı yönü ise yükselerek yok olan tipler ne hikmetse yok oluklarının farkında olmazlar taaki ellerindeki mevkii kaybedinceye kadar. Mevkii kaybedildikten sonra bunların hiçbirini halkın içinde bulamazsınız hepsi toz duman olup uçarlar, nerde oldukları bile pek bilinmez, zaten kimse de anmaz, çünkü anılmaya değer değillerdir.
Yeni 'NEO FEODALİTE' siyaseti yapanlar ise, hedeflerinde ideolojik başarı olduğu için halkı çok kaale almazlar. Önemli olan ses getirebilecek olayların yaşatılabilmesidir. Ne kadar insanın canı yanarsa bu anlayış hedefine o kadar ulaşır düşüncesindedirler.
Öte yandan halka siyasi yapıya katkı sağlamak isteyenler vardır ki, bunlar her zaman ve zeminde anılmaya değerdirler. Savunduğu ideolojisini 'NEO FEODALİTE' nin aksine halka anlatmak benimsetmek için ideolojik mücadelesini verenler ve siyasetlerini hizmet merkezli yapanlar da vardır. En azından yaptıkları işlerle çoğu zaman halkın gündeminde olurlar. Hatta bazen de, emsal olarak gösterilirler. Bunların sayıları oldukça az olsa bile anılmaya değerdirler.
Bir toplum kendisini yönetecek olan kadroları belirlemede etkin rol oynamıyorsa/oynayamıyorsa bu da toplum etkin olmadığı/olamadığı kanunlar-yönetmelikler-tüzükler nedeniyledir. Çünkü bunlar siyaset yapmak isteyende ilk şart olarak meziyetten ziyade güç olarak feodal yapıya dayalı aşiret faktörü ve sermaye aramaktadır.
Partilere gelince, partilerin politikalarına, propagandalarına, kullandıkları sloganlarına, toplum içerisinde nasıl bir duruş ve rota izlediklerine bakıldığında hemen hemen o partinin nerede durduğunu ve ne yapmak istediğini anlarsınız.
Bir partinin gücünü anlamak için o partinin her bölgede kendini kanıtlama taraftar bulma bakımından kullandığı argümanlarda da neyi ön plana çıkardığına bakınız. Kimisi lider portresini kendisine dayanak yapar siyasetini sürdürür. Kimisi seçim bölgesindeki argümanları kullanarak var olmaya çalışır. Kimisi ideolojik ırkçılığa dayalı bir düşünceyi ön palan çıkararak siyaset yapmaya çalışır.
İşte burada halkın genel anlamda hizmet bulması hizmet alması zor olmaktadır. Çünkü hizmet yapması için tercih edilen kişi veya ettirilen kişi, halka karşı değil kendisini oraya getiren mekanizmaya karşı sorumludur boynu büküktür.
Emirci, tercihçi, buyurcu mekanizmanın getirdiği sonuçta her siyasetçi milleti için var olduğunu, milletinin hak ve menfaatlerini kendi çıkarlarından önde tutacağını vaat etmeden oraya gelmesi mümkün olmuyor.
İşte burada toplumumuz tarafından sorgulanması gereken en can alıcı nokta gerçekten toplum adına (Hangi kesimden olursa olsun)siyaset yapmak isteyenlere mi geçit verilmelidir, Yoksa merkeziyetçi emrivakici, etnisite’ye ve ideolojik feodal yapıya dayalı siyaset anlayışının önüne koyduğu listelere hiç bir tepki koymadan kuzu, kuzu kabullenen anlayışa mı?..
Evet, bunlardan hangisine geçit verilmelidir.
Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.