‘’(Ey Peygamber!) Biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. – De ki: ‘’Bunun karşılığında sizden herhangi bir ücret istemiyorum, sadece Rabbine taraf bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanızı istiyorum)’’
Furkan 56-57
Ey insan! Çocukluğun oyunla, gençliğin sarhoşlukla, ihtiyarlığın tembellikle geçiyor. Ne zaman Rabbine yöneleceksin!
İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak mümin olduğunu iddia eden (kabul eden) her kişinin üzerine farzdır. Uyarıcı olmak ve bir ömür boyu bu doğrultuda hareket etmek herhangi bir ücret mevki ve makamı talep etmeden bunu yüce Allahın rızasını gözeterek toplumun yeni nesillerin ıslahını yapmak boynumuzun borcudur.
Kölesi olduğumuz çocuklarımız, ‘’benim yaşadığım zorlukları yaşamasın’’ dediğimiz, kıyamadığımız evlatlarımız... Doğru bir dille uyarmadığımız, televizyona, internete, aksiyon dolu oyunlara teslim ettiğimiz evlatlarımız, gençliğimiz, geleceğimiz... Eleştiren bir dille konuşmak, yazmak... Sonra bir köşeye çekilmek kolaydır. Önemli olan ne yaptığımız, hangi çözümleri sunduğumuzdur.Örnek olabiliyor muyuz? Gençliğe neler sunduğumuz, onlara ne yedirdiğimiz, ne giydirdiğimiz çok önemlidir. Ne ekiyorsak onu biçiyoruz.
Belki de çoğumuza göre önemsiz bir hikayedir başımdan geçen. Yıllar önce çocuklarını nasıl terbiye edeceğini bilmeyen, üç çocuklu, aralarındaki yaş farkı bir iki yaş olan genç bir anneydim. Çoğu zaman sordukları soruların cevabını bilmediğimden cevap veremiyordum. Ama sürekli peygamber hayatları ve Kur’an’ı Kerim okuyordum. Evlatlarım bazen kavga ediyor bağırıp çağırıyorlardı. Onların dikkatini başka yöne çekmek için daha yüksek sesle seslenirdim. “Oğlum-kızım bakar mısınız? Halıdaki çiçekleri gördünüz mü? Ne kadar güzeller... Şimdi çiçekleri ve yaprakları sayalım mı?” Böylelikle çocuklar kavgayı yaramazlığı unutup hem saymayı hem de renklerin güzelliğini keşfederlerdi. Yıllar geçti ve çocuklar genç oldu. Şimdi ara sıra evde tansiyon yükselse çocuklar ‘’Anne bak masa örtüsündeki çiçekler ne güzeller, acaba kaç çiçek var sayalım mı?’’ diyorlar. İşte bu komik anı, tansiyonu düşürür, güzel bir muhabbet ortamı oluşur. Zaten bütün mesele aile olabilmekte bitiyor. İyi aileler, çocuklarını güzel yetiştiriyor. Topluma, yaşadığı topraklara saygılı ve sahip çıkan insanlar oluveriyorlar.
Gençlik neden sokaklarda, neden yakıp yıkıyor? Neden herşeyin karşısında? Çünkü onlardan bir önceki nesil geçmişi gereği gibi anlatmadı. Allah’tan korkan veya Yaradan’ın sevgisini kaybetmemek için herhangi bir kaygıları yok. “Birinin canına malına zarar verirsen Allah hesabını sorar!” Şimdi kaç gencin yüreğinde böyle bir kaygı var? Gençlikte doyurulması gereken bir merak duygusu var. Deneme ve yanılma yoluyla öğrenme çabası var. Fakat her deneyişten maalesef ucuz kurtulamıyor. Bazen hayatına mal oluyor, bazen müebbet hapsine. Bazen sağlığındanoluyorbazen eğitiminden. Bunların akabinde körüklenen bir nefretle kendi zehirlendiği gibi onlarca kişinin zehirlenmesine de sebep oluyor.
Çocukların kalbî korunmasızlığı ve savunmasızlığı sadece ailelerin sorumsuzluğundan kaynaklanmıyor. Devletin yanlış müdahaleleri de en az ailelerin sorumsuzluğu kadar iğdiş ediyor zihinleri. Eğitim sisteminin pespayeliliği, medya eliyle işlenen popüler kültür, ekonomik eşitsizlik, nefret diliyle inşa edilen siyasi söylemler, toplumun her kademesindeki yozlaşma ve buna benzer bir çok olumsuzluk gençliğimizin zihin erezyonuna sebep oluyor.
Korku ve nefret kültürüyle yetişen bir nesil var. Herhangi bir örgütle hiç ilgisi olmayan genç sırf Kürt olduğu için otobüsten indirilip dövülüyor, hakarete uğruyorsa varın bu gencin içindeki öfkeyi ve kini sustururabilirseniz susturun.
İnsan onurlu yaratılmıştır. Onurunu kırarsanız bunun karşılığını farklı bir şekilde size ve topluma yansıtır. Özgürlük adına savaştığını iddia ettiğini söyleyen gençlik ne yazık ki kapitalist, emperyalist güçlerin elinde birer oyuncak olabiliyor. Dün oturduğum mahallede yola döşenen patlayıcı sebebiyle seyyar satıcılık yapan 18 yaşında bir genç, polise mukavemet gösterdiği için polisin tek kurşunuyla öldürüldü. Olayın analizini yaptığınızda suçluyu bulamıyorsunuz. Polis de ana evladı, kendini korumuş. 18 yaşındaki gencin suçu neydi? Yaşasın özgürlük de hangi özgürlük? Kim için öldü bu çocuk? Halkların özgürlüğü deniliyor. Devasa bir nefret oluşuyor alt tabakalarda. Nereye gittiğini bilmeden... Kime hizmet ettiğini bilmeden...
Bu minvalde bize ne düşüyor kardeşlerim! Kalkmak, dirilmek, uyarmak, iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak. Tıpkı 80’li 90’lı yıllarda olduğu gibi. Yakamızı sekülerizmden kurtararak ‘’kim var’’ demeyip, ‘’ben varım’’ demektir asıl olan. Akıbet ne mi olur, Allah bilir. Bize düşen ateşe su taşımak; odun taşımak değil.