Abdulhalim Almalı

Tarih: 17.01.2015 15:40

BATI NE EKTİYSE ONU BİÇİYOR/BİÇECEK!

Facebook Twitter Linked-in

Sadece batı değil, Müslümanlar da nasıl bir tarih yazdılarsa, yaşadılarsa onlarda onun eseri olan sömürgeciliği zaten yaşamaktadırlar dolayısıyla batı ne derse o mahkûmiyetinden çıkamıyorlar. Bunun tek kurtuluş yolu vardır kendi tarihlerini bırakıp İslam tarihine sarılmalardır.

Bilindiği üzere Müslümanların ağırlıkta olduğu coğrafyalarda kan ve gözyaşının, katliamların işkencelerin varlığı bir gerçektir. Sömürgeci devletler yer altı yer üstü zenginlikleriyle beraber mazlum hakların çocuklarını da köle olarak ülkelerine götürdüler ki bunların başında Afrika ülkeleri geliyor.

Aradan yıllar geçti bu kez köle olarak götürülen insanların çocukları varlık sahasında yerlerini aldılar, anladılar dünyayı dedelerine babalarına demokrasi havariliği yapan ülkelerin neler yaptıklarını nasıl işkence ettiklerini nasıl sömürgeleştirdiklerini birer birer öğrendiler.

Artık tepki verme sırası onlara geldi, nasıl tepki verecekler, sömürgeleştirenleri sömürmek isteseler de başaramazlar o halde can evlerinden vurmak lazım anlayışı gelişti. Batı dünyasının İslam'a ve kutsallarına saldırıları yeni değildi, ancak olgunlaşmamışlardı gençler, gençlerin direnme öç alma refleksleri yeni gelişti bundan sonra batının rahat edeceği yok, gelin biz ettik siz etmeyin deseler bile, sömürülen ezilen ailelerin çocukları vatandaşları oldukları batı toplumuna artık rahat yüzü vermeyecek.

Bu durum batılılar tarafından bilinmiyor değil biliniyor ve bekleniyor onun için buna bir kılıf bulmak lazım 'İslamifobia '. Bütün bunlar batılı devletlerin çok akıllı olmalarından kaynaklanıyor değil, esas mesele halkında Müslüman olan ülkelerin yöneticilerinin kendi halklarına ihanet etmeyi marifet bilmeleri onlara ihanet etmeleri ve ahmaklılıklarıdır.

Bütün bunlar ortadayken Müslümanlar ne yapmalı sorusunun tek cevabı vardır sömürüden kurtulma mücadelesi yerine sömürgeleştirilmişlikten kurtulmanın yollarını bulmalıyız. O da ancak Müslümanların değil İslam tarihinin yeniden öğrenilmesi için çalışmalar başlatılmalıdır.

Bunu Müslümanlar olarak öncelememiz gerekir. İlmin(Kur-an) ortadan kalkmasının acısını ümmet maalesef büyük ölçüde yaşamaktadır. 'üzerlerine yırtıcı hayvanların saldırdığı av' hadisinde verilen bütün ulusların İslam âlemine saldıracağı' haberine zihinlerinde sebep arayan sahabe bunun sayı azlığı nedeniyle olabileceğini düşünmüş ve sormuştu:

'O gün azlığımızdan dolayı mı saldıracaklar? Bunun üzerine Allah'ın Resulü(sav) 'hayır, bilakis çoksunuz ama selin üzerindeki köpük gibisiniz' diyerek sebebi sayı azlığına değil, insanları selin üzerindeki köpükler haline getiren başka bir şeye 'Vehn'e bağlamıştı. Vehn nedir sorusuna ise şöyle cevap vermişti 'dünya sevgisi ölüm korkusu'.

Kur-an'ı misyondan uzaklaşma, kendi tarihlerinde gafil olma maalesef şu andaki acı tabloyu ortaya çıkarmıştır. Şu anda örnek alınanlara bakıldığında buna gerçek İslam tarihi demek, isimleri Müslüman olsa da dilleri ve kalpleriyle İslam'ı ikrar etseler bile mesele bu tarihe Müslümanların tarihi demek meselesi değildir.

İslam tarihi İslam'ın insanlar tarafından düşüncede yaşayışta tavır alışta ve toplumsal düzenlemeler konusunda gerçek anlamıyla uygulanışın tarihidir. İslam sabit bir eksendir 'vahiydir' peygamberin(sav) lisanı hali ve sözleriyle insanlığa aktardıklarıdır.

Beşer hayatı özellikle ben Müslüman'ım diyenler belirli bir yörüngeyle onun etrafında deveran eder. Etmediği yerlerde ise insanın fıtratına ters olan ideolojiler devreye girer ki bu durum da başta Müslümanların ve insanlığın felaketine yol açmakta ve açtı.

Özellikle Müslümanların bu eksenden ayrılmalarıyla İnsanlar bu güzergâhtan ayrılır veya o eksenden uzaklaşırlarsa bunda kaybedecek olan İslam mı olur, Müslüman mı? Yaşanılan tablo bu sorunun en açık cevabı olarak ortadadır. Yaşanılanların fiil ve uygulamalarına bakıp İslamı mı yargılayacağız yoksa Müslümanların yaşadıklarının İslam olmadığını mı söyleyeceğiz. Veyahut İslam'ı bu uygulamalara bakarak mı yargılayacağız.

İslam nizamından çıkıp onu hayatlarında uygulamayanlara bunlar 'nasıl Müslüman'dır' diye yargılamaya devam mı ederek İslam düşmanlarının ekmeklerine yağ mı süreceğiz?..

Gerçek İslam tarihi ışığında kur-an merkezli Hz. Peygamber(sav) örnekliğindeki Müslümanlar ancak bu nizamı hayatlar içinde uyguladıkları için Müslümandırlar, yoksa ağızlarıyla 'biz Müslümanız' dedikleri için değil. Hayata yansıtılmadıktan sonra bunu ağızlarıyla itiraf etmeleri bir şey değiştirmedi ve değiştirmez.

Akıllı Müslümanlar, genelde Müslümanların İslami ilkelerin dışında izledikleri yolun bir tarih olmaması bakımından İslam'ın kendisi olamayacağını fark etmektedirler. Bizler uygulamada ortaya çıkan yanlışların İslamın yanlışına çıkarmak anlamına geldiğini düşünenlerin konumunda olmamalıyız. Dolayısıyla, İnsanlar yasa değildir, onlar ancak vahiy merkezli oluşturulacak yasalara boyun eğer onu keşfetmeye uygulamaya çalışır.

İnsan ne kadar büyük olursa olsun insan olmanın kendisini bağladığı sınırları aşamaz. Ne zaman bunun farkında olunursa işte o zaman sömürgelikten kurtulmakla kalmaz aynı zamanda da sömürgeleşmenin de belini kırmış oluruz. Yine başa dönecek olursak insanlık tarihi her zaman bu realiteyi ortaya koymuştur kötülük, kin, nefret, şiddet, adaletsizlik ekenlerin; iyilik, sevgi, barış, özgürlük, adalet biçtiklerini görmemiştir. Onlar ektiklerini biçmeye devam edecekler önemli olan Müslümanların İslam gibi ulvi bir dinin tarihiyle yüzleşerek değişime öncülük etmeleridir.

Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —