TÛL-İ EMEL
“And olsun ki sen Yahudileri (dünya hayatını) yaşama konusunda, insanların ve (hatta) müşriklerin en düşkünü olarak bulursun. Putperestlerden her biri bin sene yaşamayı arzu eder. Halbuki çok yaşamak hiç kimseyi azaptan kurtarmaz. Allah onların ne yaptıklarını hakkıyla görür.” (Bakara 96)
Tûl-i emel (uzun yaşama isteği) güç, kudret, mevki, makam, mal, para, kadınlar, erkekler, evlatlar; bunlara sahip olma arzusuyla yaşadığımız aleme ne pahasına olursa olsun verdiğimiz zararın haddi hesabı yok. Yüce kitap Kur’an-ı Kerim’in bir çok ayetinde uyarı mahiyetinde insanoğluna mesajlar verilmekte özellikle Yahudiler örnek verilmektedir.
Bin sene yaşasanız da ölüm var. Ne kadar uzun yaşarsan yaşa, hangi güce hangi krallığa sahip olursan ol, muhakkak hesap vereceksin. İsrailoğulları (Yahudiler) sırf Müslüman oldukları için 80 yıldır Filistin halkına zulmetmekte, Süleyman Mabedi’ni ortaya çıkarma bahanesiyle Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’yı yıkmaya cüret etmekte. Sonsuz bir güce sahip oldukları iddiasıyla, aslına köleleştirdikleri dünya Müslümanlarının sessizliği onlara güç veriyor. “Ne yaparsak yapalım, inandıkları Kitabı yakalım, namazgâhlarını postallarımızla ezelim, kadınlarını dövelim, çocuklarını öldürelim, bu Müslümanlar ümmet olup bize bir şey yapamazlar” düşüncesiyle zulümlerini artırıyorlar.
Mescid-i Aksa’yı korumak bir avuç kadına mı kaldı..? Nerede Muhammedler, Ebuzerler, Halidler? Seksen yıldır direnen bir avuç Filistinli! Sözün tükendiği noktadayım. Ezberlenmiş sözleri yazmaya utanıyorum!
İki yıl önce bir kitap fuarındaydım. Bir standta yayınevinin kitaplarını tanıtıyor, kendi kitaplarımı imzalıyordum. Yanıma bir adam yaklaştı: “ablacım sen yazar mısın?” dedi. Evet dedim. “Giyim tarzınız dikkatimi çekti. Yanlışlıkla bu fuar alanına girdim ama sizin imzalı kitabınızı almak isterim.” dedi. Anladığım kadarıyla kitaplarla arası fazla iyi olmayan bir adamdı. Birkaç dakikada hayat hikayesini anlattı. Sonrasında öyle bir cümle sarf etti ki; “Ablacım bana Filistin sorunu hakkında bir kitap verin fakat İsrail’in hakkını savunan bir kitap olsun” dedi. Çok sinirlendim, “Böyle bir kitap var mı ya da olmalı mı?” “Evet olmalı.” dedi. “Şimdiye kadar hep Filistin halkı mazlum dediniz, eğer Filistin haklı olsaydı, başta Suud olmak üzere bütün arap ülkeleri Filistin’e yardım eder, İsrail’i bitirirdi. Bunu yapmadıklarına göre demek ki İsrail’e hak veriyorlar.” diye sonlandırdı cümlelerini. İlk başlarda çok kızdım fakat baktım ki adam olaya yüzeysel bakıyor ve gerçekten haklı. Bizim sessizliğimiz, bizim korkaklığımız İsrail veya tüm emperyalist güçleri güçlendiriyor, haklı kılıyor.
Aslında emperyalizm ve kapitalizm köle ruhlu insanlardan beslenip güçleniyor. Hayvanın yularının elinde tuttuğun sürece hayvan senin kölendir. Bizi oyalayan oyuncaklarımızdan vazgeçemediğimiz için Yahudi’nin kölesiyiz. Her şeyin en iyisi, eşyaların en kalitelisi bizim olsun diye köleyiz. En kötüsü ise iki alemi de kaybetmek. Vazgeçemediklerimiz için kaybettiğimiz, dünyalık itibarımız. Alemlerimin Rabbine hesap veremediğimiz için kaybettiğimiz, ebedi mutluluk. Bir mehdiyi bekleyen zavallı yığınları, kurtarıcı gelecek diye zorbaların zulümlerine katlanmayı zühd sanan abidler…
Sürekli tokat yemek için yanak değiştiren insan severler, hayvan severler, çiçek severler, çevreciler ama ümmetsizler… Yeşil başörtülü bir kadının yüreği kadar yüreği olmayan yüreksizler… Biraz daha! Biraz daha uzun yaşayayım, biraz daha mal biriktireyim, bir dönem daha işin başında ben olayım, elbet bulunur bir kurtarıcı, ben burada faydalıyım çok insanın işini hallediyorum, nemelazımcılık… Al sana bir İsrail tokadı: tohumuyla oynanmış buğday yiyorsun, geçmiş olsun kansersin. Savaşmana gerek kalmadı, adamlar savaş meydanına çıkmaya bile tenezzül etmedi. Tûl-i emel hırsını fark edip kansız, silahsız, fark ettirmeden seni yok ettiler. Geçmiş olsun sana, bana ve ümmete.
neclagulacar@gmail.com Özgün İrade Dergisi