Fatma ERDEMCİ

Tarih: 15.04.2012 19:58

12 EYLÜL DARBECİLERİ DE DOKUNULMAZ DEĞİLMİŞ

Facebook Twitter Linked-in

12 EYLÜL DARBECİLERİ DE DOKUNULMAZ DEĞİLMİŞ
12 Eylül   darbecileri de dokunulmaz değilmiş.  Türkiye değişiyor . Bu değişimin en somut örneği geçtiğimiz hafta görülmeye başlanan 12 eylülü darbecilerinin yargılanma sürecidir . Tabi ki bunun önünü açan 12 Eylül 2010 referandumuydu. Referandum kampanyaları esnasında farklı tavırlar sergilenmişti ve   üç tavır  ön plana çıkmıştı; evet diyenler, hayır diyenler ve boykotçular.
   Evet diyenler iki kısma ayrıldılar. Bir kesim kayıtsız şartsız evet diyenler, bir kesim de beklentilerini ve gerekçelerini kamuoyuyla paylaşarak ‘yetmez ama evet’ diyenler. Hayır diyenlere gelince onlar da bilindiği gibi MHP, CHP ve onlarla aynı mantığı taşıyanlardı.  Bunlar statükocu, değişim ve gelişim karşıtı   iflas  etmiş ideolojiye dayalı siyaset anlayışı güdenlerdi. Her zaman olduğu gibi yine misyondan ve vizyondan yoksun tavırlarını sergilediler. Askeri anayasanın ve askeri vesayetin kendileri için vazgeçilmez olduğunu böylelikle kamuoyuna ilan etiler. O gün referandumla paralel gelişecek olan  ve halkın yılardır beklediği değişim ve özgürleşme özlemi onların umurunda değildi. Onun için hayır dediler. Ama ne ilginçtir ki toplumun bütün beklentilerine rağmen hayır diyenler bu gün davacı olarak davaya müdahil oldular.
12 Eylül 2010’daki referanduma yönelik üçüncü tavır da boykotçu tavırdı. Bu tavrın da vatandaşın talebi doğrultusunda geliştiğini kimse söyleyemez. Bu da ideolojik ve dayatmacı bir tavırdı. Bu tavrı güdenler de biliyorlardı ki halk kendi haline bırakılırsa 12 Eylül (1980) darbesinin ürünü olan, askeri vesayete evet diyen yasakçı, insan hakları ve inanç özgürlüğünü alabildiğince yasaklayan, kısıtlayan anayasaya hayır diyeceklerdi. Onun için boykot dediler ve halkın sandığa gitmesini istemediler. Biz de biliyoruz ki insanlara ideolojiler dayatılmasaydı evet diyeceklerdi. Bunu bizatihi gözlemledik. Mazlum-Der’in 2009da başlattığı sivil anayasa için imza kampanyası esnasında Van’da Kürt gençlerinin ilgisi görülmeye değerdi. Hatta 12 Eylül darbesine tanıklık eden yaşlılar ve seksen kuşağının da ilgisi yadsınamazdı.
04.04.2012’de başlayan 12 Eylül yargı süreci esnasında yaşanan manzaralar kayıtsız şartsız evet diyenleri, yetmez ama evet diyenleri, meydanlarda kıran kırana hayır kampanyaları yürütenleri, tabanın üzerinde psikolojik baskı kurarak sandığa gidilmemesi için çaba sarf edenleri bir arada gördük. Hepsi de darbe ve darbecilerin yargılanmasından bir hayli memnun görünüyorlardı. Düşündüm de acaba bu zihnimin bana bir oyunu muydu?. Referandumdan önce gırtlak gırtlağa gelenler aynı çatı altında aynı amaç için bir araya mı gelmişlerdi? Madem ki bir araya gelmek mümkündü o halde meydanlarda yaşanan neydi? Yine de diyorum ki zararın neresinden dönülürse kârdır. Çocukluğunda seksen darbesine tanıklık etmiş, gençliğini seksen darbesinin yasakçı ve zorba uygulamalarıyla iç içe yaşamış ve hala etkilerini yaşamaya devam eden biri olarak bu davanın seyrini çok önemsiyorum.
Evrensel ve toplumsal değerlerin özgürce yaşanabilmesi için engellerin kaldırılması yetmeyecek. Engel koyanların,  engel koymak için darbe yapanların, darbe yapabilmek için  darbe ortamı yaratanların da yargılanması ve hak ettikleri cezaları almaları gerekir. Benim ve toplumun pek çok kesiminin gözünde failler sadece Evren ve Şahinkaya’dan ibaret değildir. Bundan dolayı yargılama da sadece bu iki zatın şahsıyla sınırlı kalmamalı ve sembolik olmanın ötesine geçmelidir. Sonuçta amiriyle, memuruyla herkesin hesap vermesi şarttır. Yıllardır oğlunu aramaktan vazgeçmeyen Berfo Ana’nın şu sözleri çok manidar: “ Ben; tansiyon, şeker ve kalp hastasıyım ama buradayım. Evren ve Şahinkaya neredeler?” Berfo ana’nın bu sözleri gösteriyor ki o günleri unutmak zor. Evet, yaraların sarılması kolay olmayacak. Ama yeni yaraların açılmaması için yeni darbelerin ve darbe girişimlerine engel olmak açısından bu dava önemlidir. İşi ciddiye almayan ve alınmasından rahatsız olanlar askeri vesayeti meşru göstermek için silahlı kuvvetleri, sivil toplum kuruluşu olarak tanımlamaktan çekinmediler.  
Son günlerde 28 Şubat Post-Modern darbesinin faillerinin bir kısmının tutuklanmasına tanıklık ediyoruz. Bu da ülkemizin insan hakları ve evrensel değerlerin önündeki engellerin aşılması ve bu değerlerin toplumsal normlara dönüşmesi için önemli bir adım olarak görülmektedir.
 İnsanın, insan onuruna ve yaratılışına yaraşır şekilde yaşayacağı günler dileğiyle.

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —