admin admin
Tarih: 14.04.2012 12:03
SURİYE ÜZERİNE
SURİYE ÜZERİNE
Yıllarca önce, George Orwell’in 1984 adlı romanını okumuştum. Roman, 1949 yılında 1984 dünyasını tasvir ediyor ve devletlerin, büyük ağabeyin (big brother) toplumu basın, yayınla nasıl yönlendirdiğini anlatıyor. Öyle ki bu gün düşman kabul edilen bir komşu ülke, birkaç gün veya birkaç hafta sonra derinlerdeki ilişkiye bağlı olarak dost olarak topluma sunuluyor ve basının bombardımanı altında toplumun beyni birkaç gün içerisinde yıkanarak tertemiz hale döndürülüyor, yani big brother’ın istediği doğrultuda halk, yığınlar düşünmeye başlıyor. Aynı şekilde düşman kabul edilen bir komşu veya diğer devlet aynı yöntemle topluma birkaç günlük haber bombardımanı ile beyinler yıkanarak dost kabul ettiriliyor.
Bunun örneklerini ülkemizde sürekli yaşıyoruz. 1999 Marmara depremi ve 2011 Van depreminde basın aynı yöntemle halkımızı birkaç gün içerisinde halkımız açısından kadim düşman kabul ettirilen ülkeler en yakın dostlar olarak kabul ettirildi ve beyinlerimiz kısa zamanda büyük ağabeylerimizin istediği formata geldi. Hatırlarsanız 1999 Marmara depreminde Yunanistan’ın göndermiş olduğu birkaç çadır ve malzemeden dolayı en yakın dostumuz olarak düşünmeye başladık. Yine yakın zamandaki Van depreminde İsrail’in gönderdiği birkaç konteynır bizlere binlerce gönderilmiş gibi sunulmaya çalışıldı. Yeni denemelerinde halkımızın duyarlı olmasından dolayı gerçekleşmedi, yani en iyi dost devlet İsrail olmadı. İnanıyorum ki Van halkının ferasetli olması, bölgenin sürekli politik ve siyasi manevralar içinde halkın yoğrulmasından dolayı İsrail bizler açısından favori ülke olamadı.
Şimdilerde yeni düşman yaratma denemesi Suriye üzerinde yapılmaktadır. Hepimiz bu yoğun propaganda altında neredeyse Amerika’nın saldırmasını, kanı durdurmasını, barış güvercini gibi gelip zalim Esad’ı yok edip gitmesini arzuluyoruz ve hepimiz alkış tutmaya hazırız, Amerika’nın Suriye’ye müdahalesine. Enteresan tarafı İslamcılar en başı çekiyor bu işte. Ne kadar çabuk unuttuk Guatanamayı, ne kadar hızlı unuttuk Irak’takı Ebu Garip hapishanesindeki conilerin zulmünü? Nasıl unuttuk Kabildeki hapishanelerdeki insanları üst üste koyup, her türlü işkencelerini? Maalesef diğer yazarlarımız, kanaat önderlerimiz, ileri gelenlerimiz, ağabeylerimiz aynı şekilde düşünmeye başladılar ve Amerikayı alkışlamak için sıraya girmişler. Afganistan, Irak, Filistin, Bosna’daki Amerikan tutum ve davranış biçimini hepimiz iyi biliyoruz, ne kadar insancıl (!) olduğunu, barışçıl, demokratik olduğunu (!).
Yanlış bilgi pompalamasını Can Dündar bu gün köşesinde (12/04/2012) güzelce örneklendirmiş. “Esat” isminin çağrıştırdığı kültürel akrabalığı silmek için herhalde... Batı basınında da “kara propaganda” başladı.
CNN, “Suriye’deki özgürlük mücadelesinin genç temsilcisi” olarak tanıttığı Danny ile görüşmek için Humus’a bağlandı. Danny, silah sesleri arasında ve panik halinde, 200’den fazla ölü olduğunu anlattı. Sonra Suriye devlet televizyonunda gördük ki Danny yayın öncesi gayet sakin, etrafındakilere yayın sırasında efekt olsun diye ateşe hazır olmalarını söylüyor. Ortada
çatışma filan yok.
El Cezire’de muhalifler tarafından çekildiği söylenen bir görüntü: Yüzü sargılı bir
çocuk Esad zulmünü anlatıyor. Yine Suriye televizyonu “haberin” montajsız halini yayımlıyor: Çocuğun yüzüne yalandan bandaj saranlar, ne söyleyeceğini ezberletiyor. El Cezire’nin
Lübnan ofisi şefi, yayın politikasını eleştirerek istifa ediyor.
İşin gerçeği şu; Suriye Rusya ile Amerika arasındaki pazarlık sonucunda 1976 yılında Rusya’nın payına düşen kısımdır. Bu antlaşmaya bağlı olarak Rusya 2011 yazında uçak savaş gemilerini Lazkiye limanına gönderdi ve hala da orada beklemektedir. Rusya’nın Akdenize açılacak başka yeri yok, gemilerini çekeceği tek liman Suriye limanlarıdır, diğerleri Amerika’nın elindedir. Yoksa Esad bir yıldan fazladır direniyor ve gittikçede güç kazanıyor. Esad’ın gücü Kaddafi’nin yarısı bile değilken Kaddafi’yi 3 gün içerisinde, ne BM’leri nede NATO’yu toplayarak saldırdılar. Nasıl saldırdılar, Sarkozy kafası esti önce saldırdı, sonradan NATO’dan karar çıkarıldı. Yani bizim İstiklal Mahkemelerinde olduğu gibi; sanığın idamına, delilerin sonradan toplanmasına. Peki soruyorum Amerika ve batı bu kadar insancıl iseler neden Kaddafi’ye yaptıkları gibi Esad’a saldırmıyorlar, hep ipe un sererek, yok BM güvenlik konseyi, yok Kofi Annan görüşmeleri... Nedenini ben söyleyeyim, Esadın sahibi var, oda Rusya, ama garibim (!) Kaddafi sahipsiz kalmıştı, belki Berlusconi yardım edebilirdi, oda kendi derdine düşmüştü o ara, pardon Harem işleri (!). 1982 yılında baba Esad Hama’da 30000 insanın kanına girdiğinde ne Amerika ne Rusya ne de Avrupa ülkeleri gündemlerine aldılar. Neden çünkü onlar İhvana bağlı militanlar olarak lanse edildi ve ilgilenmedikleri gibi, baba Esad’ı alkışladılar. Bu gün ne olduda hepsi insancıl kesilmişler, ve Türkiye’yi kendi adlarına Suriye ile savaştırmak istiyorlar? Hepsi Büyük Ortadoğu projenin parçasıdır, aklımızı başımıza alalım, komşularımızla karışmayalım. Sonuç olarak bizler, büyük ağabeylerimiz savaştan yana olmamalıyız, başkaları için başımızı derde sokmamalıyız. Bir söz vardır; körle yatan şaşı kalkar. Suriye’ye silah göndererek yardımcı olamayız, sadece kalemle, yani diplomasi ile çözüm bulmalıyız.
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —