admin admin

Tarih: 09.04.2012 13:47

‘DARBE’NİN YARGILANMASI ve İDEOLOJİK KÖRLÜK

Facebook Twitter Linked-in

‘DARBE’NİN YARGILANMASI ve İDEOLOJİK KÖRLÜK
 
Darbe, Arapça bir kelime ve “vurma”, “vuruş” (Fransızca/İngilizce coup, İtalyanca colpo darbe, vurgun, argodaki “kolpa” da buradan gelir) anlamına gelmektedir. Türkçeye de aynı anlamla geçmiş ve neredeyse ‘Türkçeleşmiş’tir. Bu, dillerin doğası gereği ve etkileşim sonucu gayet olağan bir durumdur. Bugünlerde en çok kullanılan kavramların başında geliyor. Aslına bakılırsa ancak hukuk literatüründe aranacak bir ibare olması gerekirken, bu topraklarda ciddi bir siyasi gelenek ve onun ürettiği bir sosyolojisi olan bir devlet karakteri durumunda. Bunun da militer enstrümanlar marifetiyle gerçekleşmesi, bu topraklar için temel vurgu rengi olarak hep askerî olagelmiştir. Militarizmin ruh kökleri ve kültürel parametreleri; hem siyaset felsefesi, hem de siyaset biliminde dünya ölçeğinde üzerinde çalışılmış epey yekûn tutan önemli bir alan. Bu alanda üzerinde söz söylenmemiş teori kalmadı, dense abartı olmaz. Ne var ki bir laboratuar olamayacak kadar derinlikli ve her zaman kendine has bir takım gizemler içeren sosyal bilimler ve dolayısıyla onun “nesne”si olan toplumlar (konumuzla ilgisi dolayısıyla içinde yaşadığımız toplum), her zaman “fenomen” üzerinden algıla(tıl)maya ve aldatılmaya mütemayildir. Bu yüzdendir ki, yaşadıkları travmaları hep askerî bir ton ile algılamış, fotoğrafın arka-planındaki politik, yargısal, finansal ve diğer kültürel ögeleri gör(e)memiş ya da görmezden gelmişlerdir. Oysa sosyolojik ve siyasal hiçbir olay/olgu tek nedene angaje edilemez ve mutlaka bağlantılı oldukları karmaşık süreçler, zengin bir oyuncu kadrosu ve ekipman sözkonusudur. Tabii ki bu toprakların neredeyse “kader”i denecek boyutta kanıksatılan darbelerin de böyle süreçleri vardır ve temelde bu, sevgili Ayda KIVILCIM’ın yerinde ifadesiyle ‘darbe, devlet fiilidir’. Elbette ki darbe; ancak devlet adı verilen mekanizmanın gücü ve imkânlarının kullanılmasıyla etkin olabilen bir fiildir ve devlet söz konusu değilse bu absürt bir siyasal bahistir.
 
Bu konuda yeterince malumat var zaten piyasada.
 
12 Eylül Askerî Darbesi’nin yargıya taşınması ve darbecilerin yargılanması gibi tarihi bir süreç söz konusu. Oldukça normal olması gereken bu mahkeme, bu toprakların kültürel kodları ve sosyo/siyasal genetiği açısından bakıldığında “olağanüstü” tabirini hak eden bir durum. Çünkü olağan olmaması gereken yüzlerce yıllık bir ‘alt insan’ sendromu ile malul bir toplum ise söze konu olan, bu davanın taşıdığı anlam elbette ki neredeyse “mucize” gibi algılanacaktır. Ne var ki insan vicdanı ve onurunu son derece yaralayan ve bir mutant toplum üreten bu süreçlerin ve aktörlerinin ‘cezalandırılmaları’ herkes için aynı anlama gelmiyor maalesef.
 
İslamcısından sosyalistine, liberalinden milliyetçisine kadar bu ülkenin birçok fikir ve düşünce havzası için geçerli bir maraziyattan söz etmek gerekiyor ki yazımızın asıl konusunu bu oluşturuyor: İdeolojik saplantı ve dar kalıpları aşamama. Herkesin kendi zaviyesinden hayata ve olaylara anlam verme çabası içinde olması gayet doğal bir durum. Doğaya uymayan ve doğanın kabul etmediği ise, hayatı ve olayları kendi zaviyelerinden ibaret görmek. Hakikatin sahibi ve tek adresi olarak kendini görme hastalığı ve bu aşamama durumu, beraberinde temel çelişkileri ve bir yığın özcü dayatmaları getirdiğinden, sorular ve sorunlar giderek giriftleşerek bu kimseleri de kendi içine hapsediyor. Modern dünyanın buna bir katkısı da, hadiseleri; sebepleri üzerinden değil de daha çok sonuçları üzerinden algıla(t)ma. Yani her şeyi kazanç (kâr) kaygısı ile okuma itiyadı. Tabiidir ki bu birçok şeyin üstünün örtülmesine hizmet eden ve körelten, dahası adil olmayan bir bakış açısı.
 
Mesela Kürt Sorunu konusunda hemen hemen herkes, meselenin asgari çözüm koşullarını bilir ve bu noktada handiyse hem fikirdir. Ancak bunu deklere etmez. Zira kabul ettiği gerçekliğin ontolojik doğasını değil reel-politiğini hesaba katar. Yani sonuçları kendileri dışında birilerine yarıyorsa, o gerçeği ya reddetmeyi ya da gizlemeyi hatta manipüle etmeyi tercih eder. Zira meseleyi ahlaki zeminden değil pragmatik gözeneklerinden solumaktadır. Allah aşkına, bir hakikatın açığa çıkması, bir zulmün giderilmesi, bir hakkın yerini bulması -velev ki bunun sonuçları üzerinden bir takım kesimler faydalansın- düşman gördüğü zarar görsün/faydalanmasın diye, göze alınacak denli basit bir şey midir? Hakikat, bütün bunlardan daha değerli ve bütün bunlardan daha çok fedakârlığı hak etmiyor mu? Bu sorunun cevabı, eğer ibre hakikatten yana değilse maalesef bahsetmeye çalıştığımız hastalığa işaret ediyor. Yine maalesef ki politik ve kültürel iklimimiz Nietzche’nin o sarsıcı “Hakikat ile yüzleşmeye hazır mısın?”sorusu ile bile yüzleşecek erginlikte değil demektir ve Kur’an’ın ifadesiyle “başınıza gelen musibetler kendi ellerinizle yaptıklarınız sebebiyledir”.
 
Sözü meselenin aslına irca edelim: Darbenin ve darbecilerin yargılanması konusunda farklı bakış açılarının olması, aslında bu kimselerin aynı zamanda kendi gerçeklik ve değerlerine verdikleri anlam ile derinden ilişkili bir tutumdur. Darbe ciddi bir suçtur, çünkü dayanabileceği herhangi bir “hukuk” yoktur ve bu suç karşılıksız kalmamalıdır. Oysa bunu koşulsuz kabul etmeyenler, sonuçları üzerinden ve durdukları ideolojik körleşme örüntülerinden dolayı manipüle etmektedirler. Cezanın fiilen verilmesinden öte bunun sembolik değeri ve anlamı bütün bu çıkar hesaplarının üstünde olmalıdır. Darbenin ve darbecilerin yargılanması ideolojik öbeklerin politik çıkarları rağmına gerçekleşmeli ve bu hakikat -sonuçları itibariyle kime yarıyorsa yarasın- hiçbir ideolojik/politik cendereye kurban edilmemelidir. Bu topraklar ve onun rahminde yetişen insanımız/insanlık artık kendi onuru ve özgürlüğünü gölgeleyecek unsurlara müsamaha göstermemeli, bu değeri iyi kavramalıdır. Ki bu tarihi an gerçekleşmiştir ve bu, pazarlıksız ve koşulsuz desteklenmesi gereken bir durumdur. Kişi ve grupları, meseleler ile özdeşleştirmemek önemli  zihinsel ve ahlaki bir eşiktir. Birilerini sevmeyebilir, hatta savaşabilirsiniz. Ancak o, hakikati ifade ettiğinde siz, bunu sırf onun bir aracı olarak görürseniz bu aynı zamanda sizin durduğunuz ilmi ve ahlaki zemini de ibraz eder.
 
Darbe, ma’şeri haysiyete kasteden vahşi bir saldırı ve tecavüzdür. Buna cevaz verebilecek ne bir din, ne de başka bir insani/ahlakî doktrin yoktur. Darbelerin karşılıksız bırakılmaması bir insanlık, bir vicdan ve bir hukuk borcu/meselesidir. Bu, artık hepimizin gerçeğidir ve bu gerçekten kaçarak onu yok sayamayız.
 
Bir şey insanlığa faydalı ise ve hizmet ediyorsa hangi gerekçe ile buna karşı çıkılabilir?

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —