Mustafa AKMAN

Tarih: 28.01.2014 18:36

Yeni Dönemde İmam Hatip Liselerinde Vizyon ve Misyon Tanımlaması

Facebook Twitter Linked-in

Yeni Dönemde İmam Hatip Liselerinde Vizyon ve Misyon Tanımlaması


Yakın zamanda İstanbul/Pendik’teki bazı sivil kuruluşların desteğiyle bu ilçede bulunan İmam Hatip Liselerinde (İHL) görev yapan öğretmenlerden gönüllü olarak katılmak isteyenler, eşleriyle beraber Akçakoca’da bir otelde konuk edildi. Çok da isabet edildi. Zira bu camianın böylesi bol yıldızlı bir mekânda dinlenmeye, buluşup kaynaşmaya ihtiyacı vardı. Esasen bunu belki de periyotlar halinde bütün okul ve bölgelerde sürdürmek lazımdır. İyi düşünülmüş bir faaliyetti, emeği geçenleri kutlamak gerektir.
Burada dinlenmenin yanında önceden planlanmış seminer çerçevesinde Ak Parti’den katılan siyasilerin ve Pendik Belediye Başkanı’nın selamlama konuşmalarından sonra çeşitli tebliğler sunuldu. Bunlardan maada program kapsamında İletişimci Şaban Kızıldağ’ın da kendi üslubu ve anekdotlarıyla eğlendiren ama aynı zamanda düşündüren ve eğiten bir katkısıoldu.Kızıldağ şunu öğretiyordu: Her şeye rağmen; mazeret yok.
Anlaşıldığı kadarıyla kampın düzenlenmesinden amaç Pendik bölgesindeki İmam Hatiplerde çalışan öğretmenlere bir vizyon vermek ve bu doğrultuda bir misyon yüklemekti. Aslında bu da çok yerinde bir düşünceydi. Pendik’te Eğitim Bir Sen dâhil çevreye kendi çapında vaziyet eden bazı vakıf ve dernekler durumdan vazife çıkarmış, vaziyete el atmışlardı. Zira İHL’lerin önü açılmış ve hükûmet çok sayıda İmam Hatip açmıştı. Bu vesileyle buralara genel öğrenci kitlesinin hedeflenen yüzde onluk dilimine şimdiden ulaşılmıştı.Nitekim toplum da artık eskiden olduğu gibi çoğunlukla; üniversiteyi kazanamayacağına kesin gözüyle baktığı ‘haşarı’ veya ‘başarısız’ çocuklarını değil aynı zamanda uslu ve başarılı yavrularını da buralara göndermeye başlamıştı. Bunlar da dininidiyanetini bilsin; bu arada korunaklı bir ortamda fazladan ‘edep, terbiye’ öğrensinler ve buradan diledikleri bölümlere güven içerisinde gidebilsinler.
Kuşkusuz toplumun din eğitimi ihtiyacını örgün eğitim sisteminde karşılamak, devletin din eğitimi üzerindeki tekelini olduğu gibi kabul edip sürdürmek önemli bir tartışma konusudur. Çünkü çocuğun alacağı din eğitiminin içeriğini, süresini ve yöntemini laik devletin belirleme yetkisi ciddi bir mevzudur. Lakin bu tartışmanın yeri burası değildir. Keza devletin, bekasını ve tahakkümünü sağlamada eğitimsistem ve kurumlarını araç olarak kullanıp toplumu,her zaman vahim bir zorbalığı işaret etmiş olan ilke ve inkılâpfelsefesi ile biçimlemesinin dayattığı sorunlar saklı kalmak üzere İHL’lerinyaşatılması ve sayısının çoğaltılması elbette toplumun yararınadır.
Bu bakımdan buralarda meslek dersleri bağlamında verilen dinî eğitimin seviye ve çeşitliliğinin arttırılması gerekir. Hatta şuan verilen seviye ve miktarın diğer bütün liselere teşmili de lazımdır. Çünkü toplumun, (sistem içi) zorunlu eğitim sürecini tamamlayan diğer gençlerinin de mevcut seviye ve miktara ihtiyacı vardır. Nitekim ‘gezi darbesi’ teşebbüsü ve orada boy gösteren gençlik, bunun ivedilikle gerekliliğini göstermiştir. Bilindiği gibi küresel çapta bir organize darbe planının sergilendiği gezi parkında ekseriyetle imtiyazlarını kaybetmiş olmanın hırçınlığıyla da bütün özgürlük ve hak hukukun altına dinamit koymayı hedefleyen bir kitle toplanmıştı. Dolayısıyla konun ehemmiyeti idrak edilerek gerekli tedbirler alınmak durumundaydı.
Ne var ki İHL’lerinbina ve öğrenci açısından kemiyet olarak artmasıve buna son yıllarda -özellerin yanı sıra-hemen bütün devlet üniversitelerinde II. öğretimleriyle beraber açılan ilahiyat, din kültürü vb. bölümleri de eklediğimizde hele buralara düşük puanlarla girebilen öğrencilerin varlığı da düşünüldüğünde bu okullarda total kalite ve randımanın düştüğü de göz ardı edilmemelidir. Ancakyine de teknik sayılabilecek bu tür sorunların zamanla hallinin mümkün olduğu açıktır.
İHL’lerde esas önemli olan ve ‘İmam Hatip Şuuru’ demeye de gelen, anlayış ve tutum meselesidir. Yüzüncü kuruluş yıldönümünü idrak etmekte olduğumuz ve özellikle Cumhuriyet dönemindeki tarihinden bu yanadır bu okul mensuplarına empoze edilen din ve dünya tasavvuru meselesi:Milliyetçilik, ecdatçılık, vatanseverlik ve muhafazakârlık yoğunluklu mistik bir tasavvur. Bu okullar, özellikle Cumhuriyet dönemindeki yeniden kuruluş amacına münasip olarak mütemadiyen milliyetçi ve -ne yazık ki- bunu dindarlık sanan nesiller yetiştirmiştir. Üzücüdür ki bu süreç fiilen devam da etmekte vegenelde İmam Hatipli öğrenci ve mezunlar, adalet, hak -hukuk ve özgürlük mefhumlarıyla adeta tanışmadan millî ve bununla renklenmiş manevî değerlere sahip, gelenek göreneklerikutsayan, vatansever insanlar olmaktadırlar. Üstelik bu okullarda görev yapan öğretmenler de ekseriyetle bu zihniyete sahip kimseler olmaktadır. Bundan olacak ki toplum zihninde, ‘dinle boyanmış yaygın bir Türk milliyetçiliği’ mevcuttur. Bu milliyetçiliğe dair argüman ve ritüeller İslamî kaide kurallarmış gibi algılanmakta ve bu yapı ve algıya uymayan her tür yaklaşım veya yaşantı rahatlıkla din dışı olmakla nitelenip mahkûm edilebilmektedir. Keza toplumunkahir ekseriyeti de; İmam Hatip öğrenci ve mezunlarının ne/nasıl olursa olsun devlet(statüko) ve vatana bağlı bireyler olarak yetiştiğine inanmaktadır.
Aslında toplumun bu kanaati, realiteyi doğru bir okumadır ve işte zaten sorun da tam olarak burada başlamaktadır. Zira buralarda, görev yapan Meslek Dersi Öğretmenlerinin ekseriyeti ve çoğunlukla çeşitli cemaatlere mensup kimi kültür dersi hocalarının marifetiyle öğrenciler, ‘millî manevî’ denilen ve sonuçta şoven duygu ve düşüncelere(!) dönüşmüş milliyetçi mukaddesatçı değerlere sahip -artık nereden icap ediyorsa- vatanı önceleyen nesiller olarak yetiştirilmektedir. Çünkü bahsi geçen eğitmenler de okudukları ilahiyat fakülteleri ve mensubu oldukları -çoğu karanlık odaklarla (bunu devlet birimleri olarak okuyabilirsiniz. Ak Parti’den itibaren büyük oranda renk ve mahiyet değiştirmiş olsa da) ilişkili ve öylesi mihraklarca yönlendirmeli- cemaatlerde aynı ve hatta daha katı bir zihin eğitimine tabi tutulmuşlardır. Onlar buralarda aldıkları, millîlik boyutu maneviyatını gölgelemiş -ve hatta kimi yönleriyle karartmış- dolayısıyla ‘Türk Tipi Dindarlık Programı’ haline gelmiş formatı aynen İmam Hatip Nesli’ne atmaktadırlar. Bu eğitimciler eliyle biçimleme mekânları haline gelen İHL’lerde yetişen ve çoğunlukla zıllullah gördükleri ‘Merkez’e itaat eden bu ‘diyanetçi’ nesiller de buralarda aldıkları bu ‘bilinç’le bilahare aldıkları İmam Hatiplik ve vaizlik ‘memuriyet’leriyle toplumun dinî hayatına yön ve şekil vermeye başlamaktadırlar.Şüphesiz onlar böylece mensubu oldukları Sünnî çevrenin geçmişten gelen, statüko ve saltanatın yanında yer alma tarzındaki gelenek duvarını yıkamamış ve hatta dini ve dindarlığı böyle algılamış olmanın sırıtan resmini ızhar etmiş olmaktadırlar.
Bu arada 4+4+4 formülünün mümkün kıldığı açık liselere devam eden öğrenci kitlesini de unutmamak gerektir:Ekseriyeti mistik bir dünya görüşüne sahip klasik yapıdaki cemaat ve tarikat yurtlarında kalan ve ortaokuldan sonra zorunlu eğitim çerçevesinde yüz yüze eğitime gönderilen geniş bir kitle. İşte bunlarda da öncekilerden farksız ve hatta zamanla aynı yönde daha da fanatikleşen bir algı ve yaklaşım mevcuttur.
Beri tarafta toplumun -sağlıklı olsun olmasın- dinamikleri demeye gelen cemaatlerin,anlatılan atmosferi, tevarüs ettikleri kendilerine özel algı ve yaşam biçimlerini,oluşturdukları alternatif kurslarında daha radikalbir biçimde sergilediği de malumdur.Bu kursların kimisi diyanete bağlı olsa da buralarda cemaat felsefesi hâkim durumdadır. Cemaat/ler ise zaten müheyya olan duruş ve anlayışı ile otoriteninempoze ettiği,ülke menfaatlerini önceleyen milli, muhafazakâr anlayışa her zaman ram olmuşlardır.Hele bir de varlığının, oluşturduğu sermayesinin ve yayılmasının menfaatleri bunu icap ettirmiş ise. Cemaatlerde eğitimini tamamlayan nesiller buradan aldıkları bu ruhla kendilerini, vatan sathına yayılarak gelecek nesilleri bu minvalde yetiştirmeye adamışlardır.
Ancak yakın bir zamandan beridir bu cemaatlerden biri, dershaneler üzerinden bu bilinen profile hiç de uymayan bir tutum sergilemekte;savunduğu bilinen Nurculuk parametrelerine tamamen çelişik biçimde ve üstelik İsrail dâhil her tür otoriteye itaat şeklindeki akidesine taban tabana zıt bir şekildealenen siyaset yapmaktadır. Bugüne kadar Necmettin Erbakan dışında Devlet'i idare eden başta CHP’si olmak üzere her kadro ile daima ‘iyi’ geçinmesini bilmişbu cemaat, azılı din düşmanlarına kadar herkese gösterdiği müsamaha, hoşgörü ve diyalogu Milli Görüş ve diğer dinî gurupların hemen tamamından esirgemiş ve bunlara mesafe koymayı dinî bir vecibe bilmiştir. Her ne kadar lideri, Cebrail emir verse, ben siyasete yine girmem, demişse de böylece siyaset yaptığı apaçıktır. Oysa yapılmak istenen düzenleme bir tercih konusudur, siyasî iktidar tasarrufta bulunur, siz de bundan zarar görüyor veya bu projeyi tasvip etmiyorsanız desteklemez, oy vermezsiniz. Nitekim görünen o ki dershaneler vesilesiyle yapılmak istenen;‘taban’ın-nefret duygusuyla-, başörtüsüne meclisi dar eden kişinin partisine desteğe taşınacak olduğudur. Zaten Sayın ‘Hocaefendi’ şefaatini de ona yapacaktı. Artık o mevtanın şefaate ne ihtiyacı vardıysa. Öte yandan, birsini çıkarlarınıza göre yanlış yapmışsa,Firavuna benzetmek de ne oluyor?
FBI ile sıcak ilişkileri ve İsrail çıkarlarını gözeten uygulama ve söylemleri olduğu görülen cemaatin, Türkiye’de mevcut hükûmete yaklaşık oneminute haykırışından beridir örtük biçimde gösterdiği muhalefeti, eğitimdeki köklü değişim çerçevesinde dönüşümü düşünülen dershaneler üzerinden artık alenen yaman bir meydan muharebesine çevirdiğigözlenmektedir.
Görüldüğü kadarıyla bir Mossad operasyonu olarak icra edilen Gezi İsyanı’nda başarılamayanı, evet Gezi Çapulcuları’nın başaramadığını bu kez bir cemaat üstlenmiştir. Şüphesiz amaç, Ak Parti’nin tasfiyesi ve mümkünse Erdoğan’ın kellesidir. Değilse dershaneler sorununun çözüm tarzı asla bu değildir. Zaten hükumet, bütün devlet kaynak ve makamlarını onlara fazlasıyla sunmuş durumdadır. İlla velâkin bu yetmez, büyük güçler ipleri (otoriteyi) tamamen ellerine almak istiyorlar. Sahi internet sitesinin ismine; kâhininverdiği görevi yerine getirmek için, yok etmediği hedef ve öldürmediği canlı bırakmayan Yunan tanrısı Zeus’un oğlu Herkül'ün(herkul.org) adınınverilmiş olması, derinden derine güdülen böylesi bir amaca matuf olmasın mı?
Cemaatin Sayın 'Hocaefendi'si,Yahudi çocuklarının öldürülmesinden elem duymuş ve bunu beyan etmişti ama işgalci İsrail’inöldürdüğü Filistinli çocuklar için beyanı olmamıştı.Keza Şeyh AhmedYâsin’in İsrail rejimi tarafından öldürüldüğü günlerde, tepki yerine onu, emperyalistlerin kastettiği anlamda terörist olarak nitelemeyenleri cemaat çevresinden derhal uzaklaştırma yoluna gidilmişti.Hemen bütün yaklaşım ve uygulamalarıyla, emperyal güçlerin çıkarlarını zedelemeyecek sekülerleşmiş (ılımlı) bir İslam algısı oluşturmayı vebunun toplumsal zeminde meşruiyet kazanmasını sağlamayı vazife bildiği anlaşılan bu çevre muhtemelen bu anlayışı zedeleyici bulduğu içindir ki İHL'lerin ayakta kalma mücadelesi verdiği dönemde tabii ki bunlar kapatılabilir, demişti. Keza başörtüsü mağduriyetlerinin yaşandığı dönemde başörtüsüne ‘teferruat’nitelemesinde bulunarak bütün bir dindar camiaya sırt çevirmişti. Aynı 'Hocaefendi' uluslararasısularda saldırıya uğrayan Mavi Marmara’yı, İsrail ululemr'inden izin almadan bu harekete giriştiği için eleştirmişti. Ne ki kendisi hiçbir zaman böyle bir izinle de olsa Filistinlilere benzeri bir yardımı düşünmemişti. Buna karşın cemaatine verdiği talimatla Kürtlere et dağıtılmasını istemişti. Oysaki şeyhi Said Nursî’yi, sırf Kürt olduğu için ziyarete gönlü el vermemişti.
Bu vesileyle diyeceğim o ki herhangi bir cemaate; ‘güç bende’ vehmine kapılacak denli imkânlar sunulursa; bu cemaat, mensuplarına sadece kendi ezberini belletip başka yorum ve yaklaşımlardan uzak tutarsa ve bu mensuplar böylece üstten ayarlamaya müsait hale gelirse işte bugünkü gibi toplum nezdinde gayet masum görülebilecek dershaneler üzerinden esas amaç ve ilişkilerini gizleyerek yani arkadan rahatlıkla vurabilecektir.
Mamafih elbette toplumların cemaat veya envai çeşit sivil teşkilatlar bünyesinde kümelenmesi bizatihi olumsuzlukla nitelenmeyebilinir. Aksine kimi zaman bir avantaj olarak da görülebilir. Zira organize bir çevrede olmak fert için bir dinamik ve motivasyon kaynağı olabileceği gibi bu yapılar toplumun siyasal gücünü de temsil edecektir. Ancak cemaat türü yapılanmalar mensuplarına bir ‘bilinç’ vermekle kalmamakta yanı sıra ve daha bir önemsedikleri aidiyet ve bağlılık duygusunu da aşılamakta ve böylece taassup derecesinde bir cemaatçilik anlayışına da sürüklemiş olmaktadırlar. İşte dananın kuyruğu da burada kopmaktadır. Zira kısa bir süre sonra çeşitli ‘cemaatçi’ kimlikler peyda olmakta ve artık bunların birbirleriyle teması ve birbirlerini anlama çabası söz konusu olamamaktadır. Bunun yerine koyu bir taklit bataklığı oluşmakta ve insanlar artık her fırsatta kendi cemaat büyüklerini, yayınlarını, ilkelerini, dershanelerini ve beraberinde ritüellerini aşılamaya çalışmaktadırlar. Ötekilerini ise ne kadar suçlayıp karalayabilirlerse o kadar mevzi kazandığını düşünmektedirler. Böylelikle ihtilaflar başlamakta ve artık bir yerde, yan yana olmak anlamını yitirmekte ve İslam’ın, hinterlandında yaşayan bütün halkların adalet zemininde eşitliğini gerektiren, bütün insanî haklarda aynılığını icap ettiren ve bunu bir hassasiyet ve vebal noktası olarak tescil eden tevhidî ilkelerinin zihin dünyası ve yaşamsal alandan tardı söz konusu olmaktadır. Bu tevhidî ilkelerin, tasavvuf felsefesinin bütün gayrı İslamî renkleriyle boyanarak zemin kaymasına uğratılmış olması da cabası. Esasen bu ikincisinin, birinci pozisyonun arka bahçesi olduğu da ayrı bir realitedir.
Diğer bir ifade ile Türkiye’de cemaatlerin din söylemleri milliyetçilikle boyanmış durumdadır. Nitekim çözüm süreciyle hedeflenen önemli hususlardan biri de Kürtlerin adeta lütfen kabullenilen mahrumiyetlerini bir nebze de olsa gidermek adına toplumun geneline teşmil edilmiş bu ‘dine dönüştürülmüş milliyetçiliği’ -sadece belirtilen amaca yetecek derecede de olsa- terbiye etmekti(r). İşte geçen uzun sürede çoğalan böylesi bir anlayışa sahip İmam Hatip Nesli arasında zamanla oluşan ‘İHL Şuur ve Dayanışması’ ise bütün bu vaziyetin kemikleşmesini sağlamıştır. O kadar ki sırf bu durumun tespitini amaçlayan açıklama çabaları bile ihanet ve sapıklıkla eş değer kabul edilir olmuştur.
İşte tam da burada İmam Hatip Liselerinin önemi ortaya çıkmaktadır. Şüphesiz bu liseler toplumun farklı kesimlerinden, çeşitli cemaatlere mensup ailelerden gençlerin gittiği eğitim merkezleridir. Yaşamsal anlamda beraberliklerin söz konusu olduğu bu mekânlardanadiren çeşitli açı ve boyutlardan düşünsel temaslar da mümkün olabilmektedir. Nadiren çünkü mevcut konsepttekemikleşen cemaat önyargılarıyla öğrenciler, birbirlerinden ve farklı düşünen öğretmenlerinden istifade yoluna gitmemekte aksine ciddi bir direnç göstermektedirler. Bu da yetmemekte aynı bağnaz tutum, ne yazık ki yüksek öğrenimde (ilahiyat, din kültürü vb. bölümler) de sergilenmektedir. Buralarda öğretmen ve hocalardan istifade yerine düşüncelerinden önce, kendi cemaatinden olmadığı öğrenilen/ öğretilen fikir sahiplerine yaman bir muhalefet yapılmaktadır.İşte bunun ıslahı bir aciliyet gerektirmektedir.
Diğer bir açıdan İmam Hatipler aynı zamanda ilke inkılâp taciri Beyaz Türklerin zorbalığına karşı muhalefet bilincinin şekillendiği ve kimliğe/ kişiliğe dönüştüğü mekânlar da olmuştur. Dolayısıyla geçmişten bugüne İmam Hatiplere sahip çıkmak, bu halkın dinine diyanetine sahip çıkması ve zorbalara direnme noktasıanlamına gelmiştir. Nitekim uzun askerî vesayet dönemlerinde İmam-Hatipler, halk devlet zıtlaşmasında neredeyse yıllar boyu yegâne uzlaşma alanı olarak işlev gördü. Yine bu okullar sayesinde başka türlü tahsil imkânı bulamayan gençler, yönetimin üst katlarına tırmanma imkânı buldu.Ancak halk, hem sivil hayatta ve hem de ilke inkılâpların ilanını müteakip buralarda, dinî algı ve yaşam bağlamında Vahiy Kültürü’ne yabancılaşarak ‘TöreleşmişDin’e mahkûm kalmıştır.Bu itibarla yaşanan badirelerden sonra gelinen noktadakimi çevrelerin zor zamanlarda sahiplenmek yerine kapatılabileceği fetvaları vermelerine ve üstelik arka bahçe gibi kullanmalarına rağmen İmam Hatipleri ‘korumak’ ve ‘çoğaltmak’mühim bir faaliyettir.
Filhakika İmam Hatipleri korumak ve çoğaltmak yetmez zira aynı zamanda buralarda verilen din eğitimini de topyekûn yeniden yapılandırmak ve içeriğini sil baştan bir daha revize etmek de icap etmektedir.Evet bugün İmam Hatiplere yeni bir vizyon ve bu yeni konsepte göre de yeni bir misyon gerekmektedir. Bu çerçevede bir kere buraların ivedilikle, vatan-millet ve millî-manevî eksen ve anlayışlardan arındırılması icap etmektedir. Bu bağlamda mesela hep merak ederim; İmam Hatiplerde -hem de meslek dersleri arasında- neden ‘İnsan Hakları’ ve/ya İslam Hukuku’nun gerek mensupları gerekse mensubu olmayanlara ait haklarını ve bunun tarihimizdeki olumlu/ olumsuz örneklerini içeren bir ders olmaz? Keza bu okullarda neden sanata dair önemi hissedilecek tarzda dersler konmaz ve sanatsal faaliyetlere neden mesafeli olunur.
İmdiözellikle din eğitimi üzerindeki seküler laik devlet tekelinin kaldırılması ve hatta bunun tamamıyla halkın kendi çaba ve anlayışı doğrultusunda geliştireceği kurumlara terk edilmesi prensipte doğru olmakla beraber, sosyal yapımızda mevcut dinî anlayışın ve bunu yaşatacak dinî çevrelerin Kur’an kültürüne uzak oluşları ve dinamiklerini tevhidî ilkelerden çok,yoğun bir etnisiteyi(Türk milliyetçiliği) işaret edenve sonuna kadar giden mistikbir anlayışı gösteren özelliklerle donanmış dinîbir söyleme sahip olmaları dolayısıyla netameli olacağı da açıktır.
İmam Hatip Liseleri'nde verilen dinî eğitim artık toplumun ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Üstelik buralara gelen öğrencilerin ekseriyetinin mensup olduğu cemaatlerin de birçoğunun aynı kulvarda olmasına rağmen birbirlerine tahammüllerinin olmayışı ve mensuplarının la dini çevrelere gösterdiklerinin aksine ‘öteki’ cemaat mensuplarına yönelik hoşgörü/ tolerans ve müsamahadan uzak oluşları, birbirlerini anlamaya hevesli olmamaları ve çoğu zaman iftira ve karalamaları dahi esirgemedikleri malumdur.
Bu itibarlaİHL’lerin, Türkiye toplumuna hâkim mistik algı ve düşünce yerine Kur’an kültürünün öğrenildiği/ öğretildiği mekânlar olmaları gereği önemli bir ihtiyaçtır. İmam Hatipler herhangi bir ırkın üstünlüğü ve ayrıcalıklı oluşuna itibar etmeden toplumu oluşturan bütün unsurların beraberliğini sağlayan; taklide gömülmeden kültürel mirası değerlendiren geleceğe dönük bir kurum ve ruh haline getirilmelidir. Buralar bütün düşüncelerin, yaklaşımların, farklılıkların vs. kendilerini rahatlıkla ifade edebildiği ciddi birer platform olmalıdır. İşte eğer aklı ve vicdanı hür ‘dindar bir gençlik yetiştirmek’ istiyorsak bu böyle bir gençlik olmalıdır ve işte tam da bu gerekçeyle İmam Hatipler, işlevini tamamlamış ve dahi işi bitmiş değil aksine bahsedilen tarzda yeni bir misyon ve vizyonla yoluna güçlenerek devam eden kurumlar olmalıdır.
İmam Hatipli bir gelecek vizyonuda işte tam olarak burada tebellür edecektir. Bu misyonuntarifişöyle olsa gerektir:İmam Hatipler, İslam inanç ve kültür kaynaklarından hareketle, insan hakları zemininde çağın gereklerini dikkate alan modern eğitimin verildiği kurumlar ve İmam Hatipli ise referans çerçevesini Kur’an ve onun yaşamsal versiyonu olan Sünnet’in belirlediği, millî duygu ve alametlerden arınmış, adalet, özgürlüğü önemseyen ve insan haklarına saygılı, başkalarını ötekileştirmeden anlamaya çalışan, bu ruh ve şuura sahip nesil demek olmalıdır.
Bunun pratik anlamı, İHL mensup ve mezunlarının statükonun devamında bir sütun görevi ifa etmek yerine -mesela- Çözüm Süreci’nde, Türk insanının zihnine din olarak yerleşmiş millî argüman ve figürleri ayıklayıp reddeden vizyon ve misyon sahibi aktörler olmalarıdır.
Sözün özü artık muhafazakârlık, mukaddesatçılık, koyun psikolojisi vs. mahkûm edildiğimiz pozisyonları terk etme zamanı gelmiştir. Bu amaçla birlikte ve biz (Müslüman) olarak hayata devam etmek adına düşüncelerimizi, kurumlarımızı, davranış ve tutumlarımızı revize ederek yeniden yapılandırmalıyız. Bu bağlamda başka hak taleplerinin yanında ‘İmam Hatip Nesli ve İHL Şuur ve Dayanışması’nı da yeni bir misyon ve vizyonla tekrar canlandırıp geliştirmeyi ihmal etmemeliyiz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —