A. Baki KARACA

Tarih: 23.04.2013 13:31

KUTLU DOĞUM NEYE HİZMET EDİYOR?

Facebook Twitter Linked-in

KUTLU DOĞUM NEYE HİZMET EDİYOR?
Son yıllarda ülkemizde bir kutlu doğum furyasıdır tutturulmuş gidiyor. Peki, bu gündelik törenlerle kutlanan kutlu doğumun İslam’daki yeri nedir ya da İslam dininde yeri var mıdır? İlimiz Van’da da neredeyse bütün kurumlarda kutlanan kutlu doğum etkinliklerini görünce bu yazıyı yazmayı bir görev ve sorumluluk olarak gördüm. Açıkçası sözümü ilk başta söyleyeyim; Allahın dini bu kadar basite indirgenmemeli ve indirgenemez.
Allah bize kitabında dinini kemale erdirdiğini ve kullarına verdiği nimetlerini tamamladığını haber vermiştir.
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim ve size nimetimi tamamladım ve din olarak ta sizin için İslam’dan razı oldum.” (Maide:3)
Peki İslam’da olmayan bu kutlamalar neden o zaman?
Yaklaşık 20 yıldır iyi bir Kuranı Kerim okuyucusu olduğumu düşünüyorum. Ben Allahın kelamında böyle bir kutlu doğum vurgusuna rastlamadım. Kur’an’dan bağımsız ve Kur’an’sız bir peygamber ve dinden bahsediliyor olsa da benim kastettiğim bu değil. Peygamberi Allah’a resul yapan Kur’an’dır ve Kur’an ölçülerinden uzak bir peygamber de İslam’ın peygamberi olamaz.
Tevhid ve adalet, dinin iki kanadıdır. Bunlardan biri kırıldığında, diğeri işlevini ifa edemez. Bu da insanlara karşı sorumluluğun Allah’a karşı sorumluluktan ayrı düşünülemeyeceğini bize göstermektedir. Eğer kişi insanlara yönelik yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa Allah’a yaptığı ibadetler bir gösteriye dönüşür ki, bu da dinin adalet kanadının kırılması demektir.
Şimdi bu girişten sonra, Allah’a ibadette kimseye fırsat vermeyen bazı aklı evvellerin toplumdaki ifsadı engellemede nasıl da sessiz durduklarını ispat sadedinde toplumsal adaletsizliğin ilimizdeki yansımalarını, gördüklerim ve bildiklerim ile sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Tüm dünyada, ülkemizde ve özelde ilimizde, insanlığın hiçbir acısı ile ilgilenmeyen, dertleri ile dertlenmeyenlerce; Kur’an’ın ve Peygamberin demediğini, kendilerine göre uydurdukları ve neredeyse uydurulan yeni din haline gelen kutlu doğum seremonileriyle onbinlerce kişilik kitleleri de çocuğun beşikte uyutulduğu gibi vahiyden yoksun içi boş sözde peygamber sevgisiyle uyutulduğunu görmek, vicdan ve iman sahibi herkesi üzmeli ve rahatsız etmeli.
Toplumu kuşatan en tehlikeli olgulardan biri de kapitalist hayat tarzının tasallutudur. Tüketim kültürünün ve bireyciliğin, hazcılığın yaygınlaştırıldığı bir hayat tüm toplumu ve bizleri kuşatmaktadır. Eğer bir toplum Allah’ın dinine uyacağına, dini kendine uydurursa, ki görünen maalesef budur, işte asıl sorun da burada başlamaktadır.
Kutlu doğum adı altında yapılan göstermelik törenler, doğrusu kafamı karıştırıyor. Aynı zamanda kafamda birçok soru işaretini de beraberinde getiriyor. Buradaki maksat, amaç ne olabilir diye kendime sormadan da edemiyorum doğrusu. Ama bildiğim, sonuçlarını açık bir şekilde gördüğüm tek şey; aslı astarı olmayan, yani sahih olmayan hadislerle Kur’an’ın önüne geçmek ve Kur’an’ın anlaşılmasını engellemektir. Yeni kutsallar üretiliyor. Biliyorum bu yazdıklarımdan rahatsız olanlar olacak, ama lütfen tepki göstermeden önce başlarını önlerine eğsinler ve iyi düşünsünler. Sonra iyi okuyup, araştırsınlar ki İslam dininde ve İslam kültüründe böyle bir şeyin olmadığını görsünler.
Bunları dile getirirken amacım, İslam’ın referansı olan Kur’an’ın iyi anlaşılmasına hizmet etmek, vahyin gayesini samimi ve temiz vicdanlara doğru aktarmaktır. Allah’ın ve Kur’an’da isimleri geçen hiçbir peygamberin demediği, ama son zamanlarda içi boş peygamber figürleriyle yapılan kutlamalar hiç de hayra alamet değil. Yapılan kutlamalarda vahyin dışında rivayetlerle anlatılan bir peygamber anlayışının hiç kimseye örneklik teşkil etmeyeceğini de hatırlatmak isterim. Ve bu kutlu doğum törenlerini yapan arkadaşlara da hatırlatmayı bir görev biliyorum: Gelin, Allah’ın emretmediği, peygamberin ve sahabilerin hiçbirinin yapmadığı, böylesi kutlu doğum etkinliklerinden vazgeçin, Kur’an’ın bahsettiği tevhidden ödün vermeden peygamberi anlayın ve anlatın.
Sadece kutlu doğum mu? İslam dininin içini boşaltmak için sanki sistematik bir çalışma yapılmış, şimdi yapılan o çalışmaların meyvelerini alıyor din düşmaları. Ne acıdır ki bu yanlışa İslami mücadelenin içinde olan ya da olduğunu düşünen insanlar da alet oluyor.
İnsanları başta kutlu doğum adı altında “üç aylar” adına sünnet dışı ibadetlere ve hayır işlemeye davet edenler bir bakıma, Allah Rasulü (s.a.v.) adına yalan hadis uyduranların çizgisini ve geleneğini devam ettirmektedirler. Dikkat edilirse insanlar Hıristiyanlıktaki gibi, tamamen pasif olan ve müslümanı, Kur’anî görevinin dışındaki amelleri işlemeye teşvik etmişlerdir. Hatta dini olmayan laik rejimin bazı kurumları bile, bu adı geçen isimlerle bu geceleri kutlamaları, sanki İslam’ın emriymiş gibi, bunu toplum nezdinde canlı tutmaya çalışmaktadırlar.
Bu geceler için yapılan harcamalar israfa ve harama girmektedir. Hele günümüzde dine karşı kayıtsız olmasına rağmen milyonlarca insanın, kandiller, kutlu doğumlar gibi günlerde yılın çoğunda Allah için alınlarını hiç yere koymadıkları halde, bu geceler ve günlerde yüzlerce rekat namaz kılıp sabahlamaları, ilk bakışta insana iyimser bir duygu verebilir ve sevindirici vbir gelişme olarak kabul edilebilir. Ancak yılın belli dönemlerinde tatmin edilmeye çalışılan bu dindarlık tipi, kapitalizm ile birlikte üretilmeye çalışılan protestan bir dindarlığın topraklarımız ve kültürümüzde ne kadar etkin bir yer tuttuğunu, ibadetin zaman ve mekan gibi kayıtlarla sınırlandırılıp bir gaz alma, bir rahatlama ayinine dönüştürüldüğünü göstermesi açısından gerçekten içler acısı ve ağlanacak bir durumdur. Öte yandan farzlar inkâr edilircesine ihmal edilmekte, peygamberin amacı ve misyonu değil kişisel özellikleri merkeze alındığından, onun gönderiliş gayesi de böylece örtülmekte, gizli kalmaktadır. Din, insanların hevasına uydurulmakta, bunun ızdırabı ise çok az duyulmakta ya da yapılan bu şeyin dindarlık olduğu duygusu ile dinin bağlılarından istedikleri geri plana düşmektedir. Oysa peygamberin yaşamı bir ömür boyu hayatımızdan çıkmamalı, örnek olmalı, uygulanmalı, sadece yılda bir hafta gibi içi boş bir şekliyle olmamalı.
Ülkede milyonlarca insan sefil, aç, açık, mazlum konumdayken yüzmilyonlar belki de milyarlar harcayarak “kandil” (bir aydınlatma aletini kutsamak), kutlamalarını hangi İslami vicdan ve yürek, İslam adına yapılmış bir hareket olarak görebilir. Bunlar bazıları tarafından tıpkı bir günah çıkarma günleri olarak algılanmaktadır. Hatta pavyonlarda müslüman kızlarının ırzlarını ve vücutlarını satanlar dahi bu gecelerde, günlerde, bir Hıristiyan gibi günah çıkarmayı ihmal etmezler. Üzülerek ifade etmek gerekir ki cami ve mescidlerini kabir haline getirip, Kur’an’a hayatlarında sırt dönenlere, gaflet ve isyan içinde yaşayanlara, Kutlu Doğum, Kandiller, Mevlidler değil, Kur’an gerekir. Bu insanlar camilerin yönetimini ve ibadetlerin edasını, İslam’a hayat hakkı tanımayan bir sisteme teslim etmeye razı olduktan sonra, ne “kandiller” onları kurtarır ne Mevlidler ne de içi boş kutlu doğum törenleri. Aksine bu aldatmayı sürdürmek için kandil, mevlit ve bunun gibi gün ve geceler sistemi meşrulaştırmak için bir araç görevi görürler ve görmektedirler.
Dileğimiz, Mü’min kardeşlerimizin bu konudaki gerçekleri kaynaklarıyla tanıyıp, bu günlerde amellerini bu doğrultuda düzenlemelerine ‘Sünnet’i ihya babından küçük bir katkıda bulunmaktır. Zira hepimiz biliyoruz ki Sırat-ı Müstakim, Kitap ve Sünnet üzere amel etmektir. Bunun dışında hiç kimse dinde ne yeni bir namaz ve ne de yeni bir oruç veya amel ihdas edemez.
Bunu yapan kimseler Allah’ın Kitabı’na ve Rasulü’nün (s.a.v.) Sünnet’ine muhalefet etmişlerdir. Biliyoruz ki Allah böylelerini acı ve büyük bir azapla müjdelemiştir.
O’nun dinini yüceltip, uğrunda her zorluğa göğüs germe ve marufu emredip münkerden alıkoymak dini bir fariza iken, bunu bile istemeyenler ne diye ibadet (!) ederler ki?
Talebimizin asla şartların belirlediği bir İslam olmadığını; egemenlerin, imkânların, şartların elverdiği ölçüde yaşanan bir dinin, Kuran’ın bildirdiği ed-din olmayacağını, dolayısıyla şartlara tabi bir İslam’a değil, şartları belirleyen İslam’a talip olmamız gerektiğinin altını çizmek gerekir.
İslam din’i hayatın içinde, halkın ve her türlü sorunlarının yanında ve çözümünde olan bir dindir.
Eğer ilimiz Van’da yaşanan bunca sorunla ilgilenilmiyorsa, Allah’ın kitabını da peygamberini de rafa kaldırdığımızın resmidir.
 
 
 
 

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —