A. Baki KARACA

Tarih: 17.03.2013 18:28

HESAPLAŞMA MI, BAĞIRSAK TEMİZLEME OPERASYONU MU?

Facebook Twitter Linked-in

HESAPLAŞMA MI, BAĞIRSAK TEMİZLEME OPERASYONU MU?
Bu hafta yazmayı düşündüğüm ve kentin gündeminde olan dört önemli konu vardı. Ancak sıcak bir konu olduğu için ihale operasyonuna değinmeyi daha uygun buldum. 
Konu, geçen hafta ortalarında başlatılan operasyonla bir kısım müteahhidin gözaltına alınması meselesi. Müteahhitler meselesi, sadece Van’da gündeme gelen bir mesele değil. Bu sektörün temsilcileri Türkiye’nin her tarafında sıklıkla gündeme gelen, sürekli şüpheyle değerlendirilen kişiler oldular. Tamamı olmasa da bir kısım sektör temsilcisi ne yazık ki gündemi sürekli meşgul etmeye devam ediyor. Özellikle kamu ihalelerinde içine düştükleri ya da geliştirdikleri ilişki biçimi ile haksız rekabet ortamı yaratmak konusunda mahir hale gelmiş olduklarını da ifade edelim. Kısa zamanda parlak bir ekonomik potansiyele ulaşabilen bu kişiler, yerelde ya da genelde ya siyasi iktidarın gücü ve desteği ile iş kotarmakta ya da kurdukları haksız ilişki biçimi ile işlerini sürdürmekteler. Bu biçimiyle kısa zamanda büyüyen bu kişiler, hemen toplumun bütün kesimleri üzerinde egemenlik iddiasında bulunabiliyorlar. Hepimiz için tehlikeli olan durum, tam da burada kendisini dışa vuruyor.
Burada “herkesin günahı kendine” diyerek kendimizi duyarsız bir alana çekmenin vicdani ve ahlaki sorumluluğumuzla bağdaşmayacağı gibi bu meseleyi derinlemesine irdelemenin ayrıca mesleki bir zorunluluk olduğunu söylemek lazım.
Yapılan operasyonun adı “Q- 7”. Gözaltına alınanların 11 kişi olduğu bilgisi var. Bunlardan 6’sının resmi müteahhit firma sahibi olduğu, diğer 5 kişinin ise serbest ve kamu görevlisi olduğu yönünde ifade ediliyor. Çete; örgüt kurma, ihaleye fesat karıştırma, tehditle haksız kazanç sağlamak amacıyla kurulan bir çete. Gözaltına alınan isimlerden Hikmet Cibali, birçok kişi tarafından Ertuş Caner olarak bilinen ama asıl adı Abdülaziz Caner olan ve Ayhan Saraçoğlu’nun savcılık ifadelerinden sonra suça iştirak etmediği anlaşılarak serbest bırakılan bir isim. Mahmut Köroğlu (müteahhit), rahatsızlığından dolayı ifade vermediği için kararı ileriki günlerde verilecek biri. Serbest bırakılan ama denetimli serbestlik adı altında adli kontrol çerçevesinde haftalık imza verecek. Mahkemeleri devam eden diğer şahıslar ise şöyle: Abdullah Saruhan (Serbest Meslek), Cemal Bayram (Serbest Meslek), Fahrettin Beyazelma (Müteahhit), Yılmaz Kara (Müteahhit), Mehmet Kara (Müteahhit), Vefa Zeydanlı (Memur), Murat Sırma (İnşaat Mühendisi). Bu operasyon 3 ihaleye fesat karıştırmak iddiası ve telefon dinleme gerekçesiyle yapılmış. Tarih olarak biraz geçmişe dönüp bakarsak, yani 2000’lerden bu yana sağlıklı bir incelemeden geçilirse, dağın diğer tarafının da görüleceği kaçınılmaz.
Bitlis, Tatvan, Hakkâri, Başkale, Güzelsu, Muradiye, Gürpınar, Çaldıran ve Gevaş’ta yapılan karayolları ihalelerinin genelenin şaibeli olduğunu öğrenmek istiyorsanız, sağlıklı bir inceleme yaptığınız takdirde bunu çok net göreceksiniz. Özellikle ‘önyeterlilik’li işlerle yapılan ihalelerin ortalama hepsinde devlet zarara uğratılmış, halkın parası ihaleyi alan firmalara peşkeş çekilmiştir. Günümüz Türkiye’sinde bu yolla yapılan haksız kazançlarla, aç kalan yoksulların hakkını yemekten geri durmamışlardır. Ama ne yazık ki namuslu ve dürüst çalışan iş erbaplarının böylesi çete ve oluşumlar yüzünden ihalelere giremiyor olması, yaşadığımız çağa ne kadar ters düşen bir gerçektir. İnsanların bu nedenle mağdur olup iş alanı sağlayamadığı, toplumun bu nedenle fakirleştiği, alım gücünün azalmasıyla yoksulluk ve işsizliğin yükselmesine yol açan bir sistem bu. Bunun en büyük nedenlerinden birisi, bu tür çete yapılanmalarının hala etkin bir rol oynaması ve devlet mekanizmasının buna müsait bir yapısının var oluşudur.
Ayrıca bu konulara genişlik kazandırmak ve doğru bilgi almak için 18 kişinin de bilgisine başvurulacağını öğrendim. Umarım bu operasyonlarla yolsuzluğun aslına iner ve bu illetten toplumumuzu kurtarırılar, tabii ki bu 18 kişi de bu kötülüğe bulaşmamışsa. 
Eskiden müteahhitlerin toplumda bir saygınlığı vardı. Her alanda toplum önemserdi onları. Müteahhitler de birçok etkinlikte önemli işler yaparlardı. Ama şimdi müteahhitlerin toplumdaki saygınlığı yok denecek kadar az ve parası olanın saygı gördüğü bir süreç yaşıyoruz. Her gelen iktidar ihale yasasını kendine göre değiştirdiğinden, para babaları oldukça çoğalmış durumda. Müteahhitler neden bu duruma geldi, devlet mi çıkardığı birbirinden farklı ihale yasaları ile müteahhidi güvenilmez, ihaleye fesat karıştıran, çete kuran, tehdit, şanta,j yolsuzluk, baskı gibi çok çirkin işlerin içine soktu, yoksa müteahhit mi bu olumsuzluklara uygun bir yapı ve karaktere uygun olduğu için bu bataklığa girdi?
Deprem sonrası acı ama gerçek olan bir durumu daha size aktarayım. Yıkılan binaların çoğunun devletin, yani kamu kurumlarının binası olması birçok şeyi hatırlatmıyor mu ya da bizleri en çok düşündüren bir konu olması gerekmez mi? Bakın, Van Hükümet Konağı dediğimiz binanın dışında ayakta duran kaç devlet binası kaldı? Bu, açıkça gösteriyor ki devlet işlerinde yapılan ihaleler ve kırımlarda, her türlü dalavere dönüyor. Yaşanan depremde 650’yi aşkın insanımızı kaybettik, günah keçisi iki iş adamı seçildi, onlar yargılandı.
Bu, ne kadar adaletsiz bir durum olduğunu bizlere hala göstermiyorsa, bizler de her zamanki gibi kafamızı kuma gömmüşüz demektir. Yani bu kadar devlet binası yani yıkılmayan kurum binası kalmayacak, tek suçlu, dışarıdan iki iş adamı olacak ve bu durum da hiç kimseyi rahatsız etmeyecek? Neden, sanki dağ kanunları ile yönetiliyoruz. Baksanıza bu çağda hala tehdit, çete, fesat, baskı işleri ile iş yürüten adamlar var. Bu utanç insanlığa yeter bence. Korkaklığınızdan ötürü bir gün bu çeteler gelip sizi de bulacak ama siz yine korkaklığınızdan ses çıkaramayacaksınız. Bu arada emniyet mensuplarını da yaptığı başarılı operasyonundan dolayı da kutlamak istiyorum, başlatan ve sonlandıran herkesi. Araştırdım ve edindiğim bilgilere göre, yapılan operasyonda bir yanlış ve haksızlığın olmadığını öğrendim. Bu nedenle yapılan operasyonları hakkaniyet gözettiğinden ötürü kutlamak ayrı bir görev benim için. Ama bu iş sadece burada bitmemeli, bu işin bütün ayak oyunlarının -kime sıçrarsa sıçrasın- peşinin bırakılmamasını bekliyoruz kamuoyu olarak. Yukarıda da belirttiğim üzere önceki yıllardan bugüne kadar yapılan her türlü ihale, etraflıca araştırılmalıdır. Yani ayakçılardan ziyade babalara da dokunulması, işin sonunun getirilmesi anlamına gelecektir, benden hatırlatması.
Muteaahitler Derneği ve VATSO’nun, yani Van’ın ekonomisini belirleyen STK’lar ve etkenlerinin çıkıp bir açıklama yapması gerekmiyor muydu? Yanlış ya da doğru, haksızlık kimden ve nereden kaynaklanıyor diye kamuoyunu bilgilendirmesi gerekmiyor mu? Yapılan operasyonda gözaltına alınan müteahhitlerin, adli kontrol altında serbest bırakılanların ya VATSO’ya ya da Müteahhitler Odası’na üye oldukları bilinmektedir. İnsanın aklına şu geliyor; bu suçlara, bağlı oldukları odalar da mı ortak, neden çıkıp bir açıklama yapılmaz? Bir de aklıma şu geliyor, acaba 8 kişi günah keçisi mi oldu, bu arkalarındaki büyük patronların izlerini kaybetmek, üzerini örtmek için bir mizansen mi, diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Ne oldu şimdi, yakala-bırak, sonuç; elde hiç bir şey yok. Öyle mi?
Bu operasyonlarla neyin amaçlandığını elbette bütün içyüzü ile bilmemiz mümkün değil. Ancak görüntü itibariyle bir güven telkin ettiği ve yürek soğuttuğu ortada. Fakat kamuoyu olarak bunun bir hedef saptırma mı, yetimin, milletin malına sahip çıkma mı olduğu konusunda ikna edici izahlara, resmi beyanata ihtiyaç var. Tabii ki büyük balıkları ürkütmemek ve sürecin manipüle olmaması için sessiz kalınma gerekçelerini de hesaba katarak temkinle soruyorum. Yine de bunun bir hesaplaşma mı, lokal operasyon mu yoksa ciddi bir bağırsak temizleme operasyonu mu olduğu konusundaki şüphelerimi paylaşmadan da edemiyorum. “Sabah yakın değil mi?”
 
 
 

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —