A. Baki KARACA

Tarih: 09.12.2012 18:33

NASIL BİR GELECEK

Facebook Twitter Linked-in

NASIL BİR GELECEK
Yaşanan iki yıkıcı depremin üzerinden bir yılı hayli geçti. Hayat devam ediyor ve bizim geleceğe dair nasıl bir planlama yapacağımızı şimdiden düşünmemiz lazım. Tabii ki hayat devam ediyor ancak herkes için hayat maalesef aynı devam etmiyor.
Bir kere hepimiz, hayatımızın artık eskisi gibi olmayacağını aşağı yukarı biliyoruz. Bunu biraz fazla acı çekerek ve bedeller ödeyerek öğrenmiş bulunuyoruz. Bazı çevreler, bazı kurumlar ve anlayışlar depremi ”şöyle fırsata çevirdik, böyle değiştik, bu fırsatı yarattık, şu da oldu, bu da oldu” deseler de asıl resme şöyle bir baktığımızda yoksulluğun arttığını rahatlıkla belirtmemiz gerekir.
Ama o “fırsata çevirdik, çevirmeliyiz” diyenler de doğru söylüyor. Ne var ki onlar, bu fırsatı Van ve halkın lehine çevireceklerine, kendi lehlerine fırsata çevirdiler. Zaten ne acıdır ki ülkemizde her afet ve enkazı, krizleri kendi lehlerine fırsata çevirenler olmuştur. Yine ne acıdır ki bu pislikleri hep ülkesini ve halkını çok sevdiğini söyleyenler yapmıştır. Bir ülkenin, bir toplumun en zararlı ve en tehlikeli hali, yoksulluk halidir, bu asla unutulmamalıdır.
Hala yeşil kart sahibi insanlarımızın sayısı 550 bin, yani ilimizin yarısı yeşil kartlı. Sıralamadaki yerimiz 70’lerden 76’lara geriledi, milli gelirden aldığımız pay Marmara Bölgesinin 5’te biri civarında. Eğitimde dibe vurmuşuz. Sağlıkta deprem öncesi olanaklara sahip değiliz vs. vs. Bu ilde sorunları en aza indirdik diyenler, verilerle konuşurlarsa belki daha vicdanlı olacaklar, geleceğe dair daha doğru işler yapacaklar, ama doğru görür doğru açıklamalar yaparlarsa.
Şimdi ihtiyacımız olan şeyin elbette kamu desteği olduğunu söyleyebiliriz. Ama şöyle bir gerçek var ki; Van, ancak kendi küllerinden kendi değerleri ile yeniden var olacaktır, olmalıdır. Asıl ihtiyacımız olan da budur. Kendi gücümüzü ve enerjimizi ortaya çıkarmak gerekir. Bu potansiyelimiz vardır. En temel ihtiyacımız, kendi insan kaynağımızı çok iyi değerlendirmek. Ne kadar kaynak olursa olsun, en önemli sermaye insandır ve bizler ön yargılarımızı bir kenara bırakıp etkin ve verimli kullanacağımız insan kaynağını değerlendirmeliyiz. Bunun için de şapkamızı önümüze koyup düşünmek zorundayız.
Şu ana kadarki sürece baktığımızda, hayatımızı nasıl yaşayacağımızı, nasıl düşüneceğimizi ve geleceğimizi, hatta ölümümüzü bile başkaları yazdı. Bizler de sorgulamaksızın figüran olarak oynadık. Hiç olmazsa bundan sonra kendimiz olalım, kendimize gelelim. Bundan böyle şehrimiz yeni bir sürece başlamış bulunmaktadır. Şehrimizin tarihi deprem öncesi ve deprem sonrası olmak üzere yeniden yazılacaktır. Şimdi soru şu; bu tarihi biz mi yazmalıyız, yoksa başkaları mı yazacak?
Kendi tarihini yazamayanların, kahramanları her zaman başkaları olmuştur. Bizler kendi tarihimizi doğru yazmaktan aciz olmamalıyız. Köylü, kentli, esnaf, tüccar, sanayici, kadın, erkek, genç, ihtiyar bizler kendi tarihimizi kendi küllerimizden var ederek yazmaya muktediriz. Bunu başarabiliriz. Kendi insanlarımızla, kendi kalemimizle ‘bismillah’ diyerek doğru, liyakatli, onurlu bir gayretle yekinip şekillendirmeliyiz şehrimizin, çocuklarımızın, yani emanetimizin kaderini.
Deprem bizim miladımız olmalıdır. Bunu sahip olduğumuz insani değerlerle, kültürümüzle, gerçeğimizle, geçmişimizle yeniden inşa etmeliyiz. Önümüzde, ilimizin büyükşehir olarak yeniden yapılandırılması var. Meslek odalarının seçimleri, STK’ların yeniden dizaynı var. Eğer anlattıkları ortak yaşam alanı, demokrasi ise, o demokrasi anlatılanlar gibi uygulanacaksa, o demokrasi bizlere bu yeniden yapılanmada fırsatlar sunacaktır.
Seçimler olacak. Bu seçimler, kentimizin yeniden şekillenmesinde çok önemli adımlar olacak. İlgili olan herkes temsili olduğu kurumun, deprem sonrası yeniden yapılanmasında sorumluluk alma zamanı olduğunu bilmelidir. Herkesin temsil edildiği kurumun yapılanmasında eskinin üzerine perde çekerek, bütün ön yargılarından sıyrılarak karar vermesi gerekir. Bizlere düşen görev, bu süreçte insanların doğru tercihlerle tarihi görevlerini yerine getirmesi konusunda bilgilendirmektir.
Basının ve medyanın bu süreçte rolü çok önemlidir. Kentimizin kendi değerleri ve liyakati ile dönüşümü bu duyarlılıkla gerçekleştirmesi mümkündür. Kentimizin fotoğrafı bulanıktır. Bunu yeniden netleştirme ve kendi özgün rengiyle renklendirme zamanıdır. Her rengi, olması gereken yerde net bir resme dönüştürmek bizim elimizdedir. Van şehri, kadim bir şehirdir. Bizim yerimiz 76. sırada olmak değildir. Eğitimde sonlarda olmak, sağlık alanında sıkıntılarla boğuşmak, halkın yarısının yeşil kart gibi bir sosyal güvenceye tabi olması, hak ettiğimiz bir durum değildir.
Tarihimizi güçlü fırça darbeleri ve net renklerle yeniden tuvale dökme zamanı gelmiştir. Doğanın bizlere yaşattığı felaketi, bizler kendi gücümüz, kendi insan kaynağımızla fırsata çevirebiliriz. O zaman hayat bizim hayatımız olabilir.
Yoksa bizler hep başkalarının hayatını yaşamak durumunda kalırız. Böyle olmaması için; yakın zamanda ilimizde yapılacak oda ve belediye seçimlerine aday olacak insanların göz önünde bulundurması gereken hususlar var. Van’ın çok acil çözüm bekleyen önemli sorunlarını ben yıllardır dile getiriyorum, ama yine sorunları çözmesi gerekenler kendi bildiklerini okuyorlar. Bütün bunlara rağmen beni sevindiren bir gelişme yaşandı iki hafta önce. Yani bu ilin sorunlarını bilen ve çözümü noktasında aynı düşünen insanların çoğalması son derece önemli bir gelişme. Yani bilinçli bir toplumun ortaya koyacağı anlayış çok farklı olacaktır. Halkı bilinçli olan toplumlar, faydalı olanı seçme konusunda her zaman başkalarına daha az muhtaç olmuştur.
DAKA’dan Girişimcilik Kursu alan kursiyerler, Van`da eksik olan yönleri konuştular ve bu eksikliklerin giderilmesinde ortak bir karara vardılar. Ciddi adımlar atılmalı, idealist yöneticiler bu işe el atmalı dediler. ‘Van ile ilgili düşüncelerini öğrenmek ve Van’da yaşayanlar olarak tespit ettikleri eksikliklerin neler olabileceği’ sorusuna, katılımcı kursiyerlerin verdiği cevaplar ise takdire şayandı.

5 grup halinde yapılan çalışmada, Van’ın deprem öncesi ve sonrası tüm sorunları A’dan Z’ye tespit edilip ifade edildi. Belediyecilikten trafiğe, alt yapıdan üstyapı sorunlarına, çevreden kurumlara, mimariden yapılaşma sorunlarına, eğitimden kadastroya, elektrik, su, doğalgazdan kesinti ve yetersizliklere, ulaşımda raylı sistemden akıllı kart kullanımına, Vangölü ve çevresi ile ilgili sıkıntılardan Kürt Sorunu ile beraber siyasi sorunlara kadar ekonomik, siyasi, kültürel, eğitim, şehirleşme gibi birçok alanda göz dolduran tespit ve çalışmalardı bunlar.
Tüm bu sayılan ve eksik yönleriyle Van’ı değerlendiren yeni girişimciler, bu eksiklikleri giderecek kararlı bir yönetim ve iddialı bir belediyenin olmadığında ise hemfikir. Umarım bu ili yönetenler ve yönetimine her alanda talip olanlar, bu önemli tespitleri okur, bu sorunları alıp uygulamaya çalışır ve bu sorunları çözmeye talip olacaklarını kamuoyuna deklere ederler.
 İşte, düşünen insan gücümüzün ortaya koyduğu sorunlar böyle rahat tespit edilebiliyor ve bu sorunların çözüm yolları konusunda fırsat verilirse, bu düşüncelerle kısa zamanda kalkınabilmenin nasıl olabileceğine dair güzel bir çalışma ve umut. Yeterki biz kendimiz olalım ve potansiyelimizin, değerlerimizin farkına varalım.
Bir şehrin yeniden ayağa kalkabilmesi, hep birlikte elimizi taşın altına sokarak olabilecek bir şeydir ve bu, ancak bunu sahiplenip, bilincine varmakla mümkündür. Bu çalışmada böyle bir umut hissettim. Tabii bu bir başlangıç. Daha evvel de böyle umut vadeden çalışmaların start verdiğini ancak bize mutsuzluk ve umutsuzluk olarak geri döndüğünü iyi bilen biri olarak, bu tecrübemle birlikte bu umudumu korumak ve bu şansı iyi kullanmak konusunda ısrar ve çağrılarımı yinelemekten vazgeçmiyorum.
Çünkü başka bir Van daha yok. Başka Van yok.

 
 

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —