admin admin

Tarih: 08.12.2012 15:29

Çocuklar Arası Kıyaslamanın Dayanılmaz Ağırlığı

Facebook Twitter Linked-in

Çocuklar Arası Kıyaslamanın Dayanılmaz Ağırlığı
 
Önceki yazımızda her bir insanın yeryüzünde biricik olduğu ve asla bir diğerine benzemediğinden söz etmiştik. Bunu söylerken, biz insanların fizyolojik olarak birbirimize benzeyen birçok yönümüzün varlığının farkındayız; örneğin yeme, içme, sevme, sevilme, neslini devam ettirme vb. ihtiyaçlarımız tamamen aynıdır. Bizim sözünü ettiğimiz ise daha çok insanın yaşamış olduğu yaşamsal deneyimler, bununla birlikte gelişen düşünsel yapısı, öğrenme özellikleri, psikolojik yapısı vb. kişisel özellikleridir.
 
Bu yazımızda ise çoğunlukla anne babaların, zaman zaman da eğitimcilerin yaptığı çocukları kıyaslama “hastalığıyla” ilgili paylaşımlarda bulunmak istiyorum.
 
Genelde “filancanın oğlu/kızı okulda, sınıfta, ilde, ilçede ya da şu alanda dereceye girmiş haberin var mı? Peki, sen ne yapıyorsun? O bunu yapabiliyor sen neden yapamıyorsun? Keşke sen de onun gibi çalışsaydın?” gibi cümleler kullanarak yaptığımız kıyaslamaların çocuklarımız açısından dayanılamaz ağırlıkta psikolojik durumlara neden olduğu, bunun da beraberinde sorunlar getirdiği bir vakıa.
 
Çocuklarımız arasında kıyaslamalar yapmamız onları her zaman başarısızlıklarıyla baş başa bırakmamızı beraberinde getiriyor. Çünkü kıyaslama yaptığımızda genellikle daha başarılı birini öne sürer; çocuğa ona bakmasını ve o başarılı olurken kendisinin neden başarısız olduğunu sorarız.
 
Kıyaslama yaparken çoğu kez kendisinin neden başarısız olduğunun sorulması bile gerekmiyor, zaten çocuk kıyaslama yapıldığı andan itibaren kendi başarısızlığıyla yüzleştirilmiş oluyor.
 
Aynı zamanda kıyaslamaya adı karışanlar arasında kin, nefret ve düşmanlık duygularının gelişmesi gibi çok ciddi bir sorunla da karşı karşıya kalmış oluruz. Çünkü çocukların dünyası çok acımasız bir dünyadır. Dolayısıyla bu tür kıyaslamalar pek çok sorun davranışın da sebeplerinden biridir.
 
Kıyaslamada bulunduğumuz çocuklarımız, kendisiyle kıyaslama yaptığımız diğer kişilere karşı otomatikman ve en az bir adım geriden başlamış oluyorlar. Çünkü sözlerimizin altında yatan gizli mesaj “sen başaramazsın” mesajıdır.
 
Peki, çocuklarımız başarısız mı? Her çocuk parmak izi kadar farklı ise hepsinden aynı başarıyı beklemek haksızlık olmuyor mu?
 
Elbette haksızlık… Her bir insanın mutlaka daha iyi yapabildiği şeyler vardır. Bunları tespit etmek ve bunlardan yola çıkarak çocuklarımızı yönlendirmek hem eğitimcilerin hem de anne babaların en önemli sorumluluğudur. Bizler çocuklarımızın kendi geçmiş başarılarını, kendilerine örnek verirsek eminim daha fazla şeyi başarmalarını da sağlayabiliriz.
 
Örneğin çocuğumuz matematik dersinde çok iyi bir performans gösteriyor, diğer taraftan sosyal bilgiler dersinde aynı performansı gösteremiyor. İllaki bir kıyaslama yapacaksak kendisinin bu iki ders performansını kıyaslayarak; matematikteki performansını sağlayan şeyin ne olduğunu fark etmesini sağlamalıyız. Matematik çalışmalarında uyguladığı yöntem ve teknikleri sosyal bilgiler dersinde uygulamasını önerebiliriz. Böylelikle kendi yapabildiklerinden örneklem oluşturduğumuz için hem çocuğun psikolojisine zarar vermemiş, hem de yapabileceğine yönelik ipuçları vererek doğru yönlendirmelerde bulunmuş oluruz.
 
Aslında biz eğitimcilerin en önemli özelliği insan yetiştiriyor olmamızdır. Günümüzde yaygınlaşan ve adeta bir furya halini alan öğretmenleri değersizleştirme politikalarına, şiddet eylemlerine rağmen bizler biliyoruz ki gelecek bizlerin ellerinde. Her şeye rağmen bugünün çocukları ve geleceğimizin büyükleri olan yavrularımıza daha çok değer vermemiz onları önemsememiz gerekiyor. Bu da yetmez çocuklarımızın, bizlerin kendilerini ne denli önemsediğimizi ve bireysel performanslarına göre değerlendirdiğimizi bilmeleri gerekiyor.

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —