A. Baki KARACA

Tarih: 04.12.2012 16:45

İLİMİZDE YANDAŞ KADROLAŞMA, YÖNETİM VE SİSTEMLERİ

Facebook Twitter Linked-in

İLİMİZDE YANDAŞ KADROLAŞMA, YÖNETİM VE SİSTEMLERİ
Birçok yerde olduğu gibi ilimizde de ideolojik ya da yandaşlık denen bela ile alakalı sıkıntılar diz boyu, ancak arada o kadar çok fark var ki; anlatılması bile çok zor.
Bir kamu kuruluşunun, bir işletmenin, denetim veya yönlendirme işlerini gerçekleştirenler ve bunların taşıdığı ödev, yetki ve sorumlulukların hepsinde kadrolar vardır. Bu kadroların liyakat esasına göre mi, sosyal işlevlerine göre mi, yandaş esasına göre mi düzenlendiği oldukça karışık bir mevzu. Yani bizleri yönetenlerin Genel ve Katma Bütçeli Kurumlar, İl Özel İdareleri, Belediyeler, İl Özel İdareleri ve Belediyelerin kurdukları birlikler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kefalet sandıklarında yönetici vasfı ile çalışanların hangi esasa göre atandığına/atanacağına birlikte göz attığımızda resim biraz daha netleşmiş olur kanaatimce.
Mesela bir yakınınızın siyasetçi olması buna yetiyor mu? Evet, fazlasıyla yetiyor. Nasıl mı? Örneğin hiçbir özelliğiniz, ehliyetiniz, şartınız, niteliğiniz tutmasa da sakın üzülmeyin. Çünkü o siyasetçi yakınınız bu sayılanların hepsinin yerine geçmekte, aranan nitelikler onun nüfuz alanında sorulması bile abes olan aykırılıklar sınıfına girmektedir. Zorla bile olsa, atanacağınıza, ilerlemenize engel bir şeyin kalmayacağına ve kadronuzda yükseleceğinize emin olun.
İlimiz bunun örnekleri ile doludur. Bu hem herkesin şikâyetçi olup, feveran ettiği bir konu, hem de tanık olduğu, hatta kendilerinin ve yakınlarının da içinden geçtiği bir çarkın dişlileri gibi olan bu durum çelişkileri ile birlikte hayatımızın gerçeği olarak orta yerde duruyor. “Olsun da, Van’ın evladı olsun” diyeniniz çoktur, Vanlı olmayıp ama uzun yıllar Van’da yaşamış olanlarınız ise “neden bizler de olamayız” der gibisiniz. Haklısınız…
Bir makama atanmış olan evlatlarımıza bakınca sıkıldığımız, yüzümüzün kızardığı anlar nedense mesela bu konulardan açılınca kimsenin akına gelmez. Elbette ki bu herkes için söylenebilecek bir durum değil. Hakkını veren de var, hakkını ver(e)meyen de… Verilen emanete riayet eden, başarılı olmak için çalışan kaç nefer var… Sayamıyoruz değil mi? Acemi birliği ilimiz Van’a gelip ilimizi bir merdiven gibi kullanarak yükselip gidenler var. Bunun da sayısını parmaklarımızla bulmak mümkün. Buna yeni mezun olmuş tecrübesiz yöneticileri katarsak veya ilimize gelişini ‘sürgün edilmiş’ olarak görenleri de ilave edersek, işte o zaman içinden çıkılmaz hallerle başbaşa kaldığımızı görmek gerekiyor. Madem büyükşehir olduk, başımızda artık tecrübeli, liyakat sahibi, emanete ihanet etmeyecek, halk için o makamın hakkını verecek kimseleri istiyoruz. Adaletsizliği, haksızlığı, hukuksuzluğu görmezden gelmeyecek, cesaretli, samimi, Allah korkusu taşıyanların varlığını görmek istiyoruz.
Bakan, Milletvekili ya da Üst Düzey Birinin Yakını Olmak Ayrıcalık mı?
Liyakati esas almadan yapılan atamalar, ihale pazarlıkları gibi, şu senin bu benim misali anlaşmaları doğuruyor. Tıpkı yıllardır siyasiler arasında yapılan şu kurum benim bu kurum senin paylaşmaları gibi, herkes kendi yakınını, adamını, taksimatta kendisine düşen kurumlara getiriyor. Makama getiriyorlar yetmiyor, ehliyeti yetmemesine rağmen daha ötesini istiyor, bir üst makamı hak ettiğini düşünerek oraya gelmek istiyor.
Duyduğuma göre bu aralar yine bir milletvekili yakınını bir kuruma getirme çabaları olmuş, diğer milletvekilleri de karşı çıkmış bu atamaya. Ama karşı çıkarken ehliyeti, liyakati yeterli mi değil mi, değerlendirmesi yapılmamış. ‘Senin birinci dereceden yakının olduğu için, olmaz’ demişler. Anlaşılan çoktan gizli gizli uç veren anlaşmazlıklar, yavaş yavaş dışa vuruyor. Yakında birbirlerinin yaptığı kirli işleri de dolaylı yollarla açığa vuracaklar.
Şimdi, bir siyasetçinin yakını önemli yerlere gelemez mi? Elbette gelebilir, ama liyakatli, ehliyetli ise. Ama bizde, hiçbir özelliği olmayan insanlar önemli kurumları meşgul ettiler şu ana kadar. Yapılan atamalardaki akrabalık, ahbap-çavuş ilişkisinden dolayı şimdi doğru atama da yapılsa, akıllara kötü şeyler geliyor. Ama bu işe bir çift sözüm olacak; günü ve durumu kurtarmak için yapılmak istenen bu atama, onlara birey olarak kâr getirecektir ama, sonu hüsran olacak hikayelerinin de başlangıcı olacaktır. Sonrası malum… Bence onlar daha iyi biliyorlar… Kendilerine yazık etmesinler diyeceğim ama, sanırım ok yaydan çıkmış bir kere.
Adama, yakınlığa, yandaşlığa, yalakalığa göre atama olmamalı. Bu onların kamu yararına değil kendi yararına çalışmalar yapmasına, sorumsuzluk sergilemelerine, baştan savma iş yapmalarına, görevi savsaklamalarına sebep olur. Atamalarda kamu hizmetleri makamlarına girmeyi, buralarda ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkânlarla herkese uygulanmasında devletin çok yararı olacaktır. Bahsettiğimiz bu ahlaki ilkelere göre atananların, kanunları milletin hizmetinde, tarafsız ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağını düşünüyorum.
İktidar, ancak onu eğilip alabilme cesaretini gösterenlere verilir ya da verilmeli.
Bizi yönetme hakkını iktidara verdiğimizde, tüm yönleriyle adil ve eşit olmasını taleplerimiz olarak sunar ve buna uyulmasını bekleriz. Vekilimiz olarak tayin ettiklerimiz ise, düzene uyarladıkları,’minareyi çalan kılıfını da hazırlar’’ sözünü doğrularcasına, istenenlerin tam tersini yapmaktan hiç kaçınmazlar. Hiç şüphesiz sonrasında ise adam kayırma, evrakta sahtecilik, ihalelerde ayrımcılık, kayırmacılık, haraç, diz boyu hilekarlık, yolsuzluk, yasadışı bir çok işe karışma, kendisine ve yakınlarına haksız kazanç elde ederek günlerini gün etmeye devam edip giderler.
657’ye tabi devlet memurları için bir madde derki: “Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar; görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar.” Buna içten inananlarda var, tek tip insan istiyorsunuz diye yanlış bulanlar da. Tabii ki 657’nin tartışmalı, eksikleri ile birlikte güzel yönleri de var, ancak bizde her gelen iktidar, memurunu kanunda maddesi olmayan ancak de-facto olarak yıllardır yürüyen kendi sistemlerine göre uyarlayıp dizayn ediyorlar. O da zaten ayrı bir sorun.
Siyasi partiye üye olamaz, ama siyasilerin önünde el pençe olurlar. Herhangi bir kişiye değil, yalnızca akrabalarına her türlü çıkarı sağlarlar. Uçak indiğinde, apronda hizaya girmişleri görünce, asıl sırrın ne olduğu rahatlıkla çözülür, kimin kumaşı neden yapılmıştır orada görülür. Sadece çok komik… Ancak bu komedi beni güldürmüyor, çünkü çok utanç verici buluyor, tiksiniyor ve bundan acı duyuyorum.
Bu yüzden onlara dair beklentilerimiz; ataması yapılan Vanlıların, resmi sıfatlarının gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını, hizmet içindeki ve dışındaki davranışlarıyla göstermeleridir. İşte bu kadro ve atanmışlar içerisinde en önemli mevkie sahip olan Valinin; kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarının neşir ve ilanını ve uygulanmasını sağlamak ve Bakanlıkların talimat ve emirlerini yürütmekle görevli olduğunu, aynı zamanda bu işlerin gerçekleştirilmesi için gereken bütün tedbirleri almaya yetkili olduğunu bildiğimizden, bu görev ve yetkilerle sınırlandığını da ifade etmemiz gerekiyor.
Van’a atandığından beri her kesimin büyük bir ilgi gösterdiği ve çok beklentiler içerisine girdiği Vali bu bekleneni karşılayabildi mi buna da bir bakalım: Kimi şehir efsanelerine göre Başbakanın teyzesinin oğlu, kimilerine göre bir devlet bakanının köylüsü, diğer bir kesime göre ise bu ile özellikle atanmış, başbakanlığa yakın, Kocaeli’nde yaptığı Genel sekreterlik görevinden sonra başarılı olmuş mükâfat olarak da ilimize atanmış bir isim. Asıl kafaları karıştıran düşünce ise; o dönemlerde Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in bertaraf edilmesi için özel olarak gönderilmiş bir mülki amir olduğu yönündeki rivayetler. Valinin hangi sebepten burada olduğunun tartısı bana düşmez, bunun takdirini sizlere bırakıyorum.
Göreve başladığı günden beri takip ettiğimiz Vali; bu görevini layıkıyla yapmaya devem ederken büyük bir sınav olan depremde hayli aktif çaba sarf etmiş ve hatta ili hiç terk etmemiştir. Bunlar yetiyor mu başarılı bir sonuç için, bence hayır. Çünkü geçtiğimiz hafta ulusal basında Emre Uslu’nun yazmış olduğu suçlama ile karşı karşıya gelmiş, iddia edildiği öne sürülen İhale usulsüzlükleri ile alakalı yazıları tekzip etmediği gibi cevap verememiş, bu da kafalarda soru işaretlerinin oluşmasına sebep olmuştur. Yoksa ildeki hâkimiyeti başka yerlerde yok mudur da bu sessizlik içerisine girilmiştir sorusu da akla gelmiyor değil.
En azından iddiaya konu edilen kurumlar buna çok iyi hazırlanıp cevap haklarını kullanabilirlerdi. İşte burada sihir bozuldu mu sorusu aklımıza geliyor. Şahsi kanaatim; Valimizin böyle bir ihale yolsuzluğu içerisinde olmayacağına inanmakla birlikte, Uslu’nun iddialarına ikna edici, belgelere dayalı ve bizleri, kamuoyunu rahatlatacak açıklamalar yapacağını bekliyorduk. Bu beklenti artınca Vali’ye başka bir pencereden bakmaya başladık. Sanki Vali’nin gitme vakti geldi. Kalması demek, bundan böyle olacak tüm olumsuzlukların sahibi gibi gösterilmesi anlamını taşıyacaktır. Vakıflar, dernekler, esnaf odaları, meslek odaları, en önemlisi halk, basın kuruluşları Vali’ye gösterilmesi gerekli tüm sevgi ve saygıyı göstermiştir.
Bir de; Vali Yardımcılarının birçoğu çok genç. Vali Yardımcılığı için yeterince tecrübe sahibi olmamış olmaları Valiye düşen işin daha çok olmasına sebep olmuş. Bu ise ‘tek adam’ görüntüsü sergilemesine de yol açmıştır. Reklam ve kendini gösterme çabaları da, işin cabası olmalı. Burada kadro sahiplerinin değil Van’ın, Van’lının kazanması için adaleti, hukuku, eşitliği uygulayacak; kayırmacılık yapmadan, yağcılık ve yalaka esaslarına göre birilerini el üstünde tutmadan yaşam sürmeliyiz.
  
 

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —