admin admin

Tarih: 31.03.2012 17:11

İDEOLOJİK TERÖR

Facebook Twitter Linked-in

İDEOLOJİK TERÖR
 
 
İçersinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli niteliklerinden biri olarak ideolojik terörizmi anmamız ve anlamamız gerekiyor. Terör, Fransızca bir kavram (terreur) ve “bir biçimde korkutup yıldırmak” demek. Yani düşman ve/veya rakip olarak belirlediğiniz unsuru, herhangi bir biçimde korkutup yıldırdığınız zaman terör uygulamış oluyorsunuz. Rakibinizi ve/veya düşmanınızı fiziksel şiddet uygulayarak korkutup yıldırmaktan ibaret değil terör ve dahası, düşman ve/veya rakibinizi “korkutup yıldırmaya” dayalı bir ifade. Günümüz dünyasında terörü sadece Fransız kültürü içersinde oluşmuş bulunan anlamı ile anlamlandırmamız mümkün değil. Çünkü terör kavramı her şeyden önce reel siyasetin gerekleri ya da ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiş bir kavramdır. Bu gerçeği göz önüne almaksızın yapacağımız her değerlendirmenin eksik veya yetersiz kalacağını bilmemiz gerekiyor.
 
İdeolojik terör dediğimiz şey, küresel çapta popüler olan kültür havzalarının, diğer kültür havzalarını bir biçimde yıldırmasından başka bir şey değildir. İnsanlara bir vitrinde oldukları hissini veren ortamların doğasında saklı olan ideolojik terörün, tüm dünya sakinlerini bir tür çözülmeye sürüklediğini görmemek için hiçbir sebep yok. Vitrinde olunduğu ve dolayısıyla beğenilmek gerektiğini, beğenilmediği takdirde yaşam hakkını kaybedeceği korkusuyla yaşayan insanların çoklukla maruz kalacağı durumun adıdır, ideolojik terör.
 
İdeolojik terörün en önemli sonucu, insanların ihtiyaca binaen değil, tepkileri hesaplayarak yaşamak zorunda bırakılmasıdır. Tepkileri hesaplayarak yaşamak demek, olmadığı gibi olmaktan başka bir şey demek değildir ki, bu durum, insanların topluca yalana sürüklenmesidir. Samimiyet dediğimiz şey, gerçekten amaçladığımız şey ile kendi dışımıza amaçladığımızı gösterdiğimiz şey arasındaki mesafenin ya da farkın yok edilmesidir. Kısacası samimiyet dediğimiz şeyi, iç ile dış arasında hiçbir zıtlığı fark etmediğimiz zaman görebiliyoruz. Korku ve menfaatin yalanın iki önemli sebebi olduğunu biliyoruz. Günümüz dünyasında menfaat ve korkunun iç içe geçmiş ve rafineleşmiş o kadar çeşitli halleriyle karşılaşıyoruz ki, söz konusu durumu anlamlandırabilmek için sahip olduğumuz düşünsel uzamımızı daha esnek kılmamız gerektiğini her gün yeniden anlıyoruz. Düşünce mensubu her insanın kendini bir vitrinde hissettiği günümüz dünyası, hayat hakkımızı elimizden alma tehdidiyle üzerimize yürümektedir. Oysa düşünce mensubu her insanın sahip olması gereken en önemli vasıflardan biri de taassuptur. İntikam almayı, taassup sahibi olmayı, aslolana sadakat göstermeyi ha bire olumsuzlayan bir eğitimin çarklarından geçebilmemiz için elinden gelen hiçbir şeyi ardına bırakmayan bir dünyadayız. Modern dünyada intikamdan vazgeçmek demek çoklukla “olan oldu” diyerek haksızlığa geçit vermekten başka bir şey değil oysa. Taassup sahibi olmayı, kör kütük sarhoş bir körlükle tanımlayanlar, ümitlerimizden, ideallerimizden vazgeçmemizi isteyenlerden başkası değil. Vitrinde olunduğu hissine kapılan her insan, vitrine beğenilmek üzere konduğunu değil, değiştirilmek üzere vitrine tıkıldığını fark etmelidir. Modern dünya, her bir kadını ve her bir erkeği, birbirlerini kıyasıya eleştirmeleri ve mümkünse yok etmeye çalışmalarına rağmen her birini bir diğerine benzetmektedir.
 
Beğenilmek ya da hayatta kalabilmek kaygısını durmadan pompalayan ideolojik terör, tüm insanlık mirasının içeriğini boşaltmaktadır. Bu sürecin en çok göze çarpan görünümlerinden biri de her bir düşünce mensubunun “kendine Müslüman”, “kendine Feminist”, “kendine Demokrat”, “kendine Sosyalist” olmasıdır. “Kendine Müslüman” olan insan, kendini, “kendine Demokrat’a” beğendirmek için İslam’ın içini boşaltır, “kendine Sosyalist” olan kendini “kendine Müslüman” olana beğendirmek için de Sosyalizmin içeriğini boşaltır ve bu biçimde dünya yüzeyinde olan her kültür havzası kendi kaynaklarından kopartılarak sistemin hizmetine sunulur.  Bu gerçekler doğrultusunda görebileceğimiz en yalın gerçek, her kültür havzasının bir tür eklektizme mahkûm kılınmasıdır. Eklektizm, çünkü ancak ve ancak eklektik yapılanmalar, sürekli değişen bir sistemin ihtiyaçlarını karşılayabilir.
 
Şu gerçeği hiçbir zaman unutmamak gerekiyor:
 
Bütün insanlar aynı fikirde dahi olsalar, bu durum, o insanların haklı olduğunun kanıtı olmayabilir.
 
Çoğunluk ya da popüler olanın içersinde yer alamamaktan dolayı korkuya kapılmamızı ya da komplekslere saplanmamızı sağlayan her ortamın, bizleri kullanılmak üzere devşirmeye çalıştığını görmemiz gerekiyor.
 
 
                                                              aydakivilcim@gmail.com
 

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —