admin admin

Tarih: 26.09.2012 18:04

HER ALANDA EŞİTLİK MÜMKÜN MÜDÜR?

Facebook Twitter Linked-in

HER ALANDA EŞİTLİK MÜMKÜN MÜDÜR?
 
“İstanbul İslamcılığı Kürdistan’ın neresine düşer?” başlıklı yazımda İstanbul İslamcılığını eleştirirken; “Kürtler Türklerle her alanda tamamen eşit oluncaya ya da Kürtler bu tarihsel boyunduruk altından tamamen kurtuluncaya kadar bu konuyu gündemde tutmaya devam edeceğiz.” şeklinde bir cümle kurmuş ve dipnotta da; “Bu arada her alanda eşitlik ihtimalini sıfır olarak gördüğümü buradan açıkça belirteyim. Bu konu da belki başlı başına bir makalenin konusu olabilir.” demiştim. Bu yazıda Kürtlerle Türklerin her alanda eşit olmasının mümkün olup olamayacağını tartışmaya çalışacağım.
 
Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti devleti “genç cumhuriyetin” kuruluşundan beri “Türkler”indir. Hatta bu vurgu yıllar boyunca en çok satan “yarı resmi bir gazetenin” (hatta bu gazete son tiraj ölçümlerinde yine en çok satan gazetelerden biri olmaktadır) logosunda yer almaktaydı. 90 yıldan beri yetişen nesil şöyle ya da böyle Türk olarak yetişmiş, bütün etnik kesimleri Türk olarak kabul etmiştir. Son 10 yıldır yaşanan göreli değişimlerin ise yeterli olmadığı herkesçe görülmekte ve kabul edilmektedir. Burada çok uzatmadan söylemek istediğim şey şudur: 90 yıldır diğer etnik grupları inkar eden ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkesi Türk kabul eden bir nesil yetişmiştir. Bu algı halen çok güçlü bir şekilde sürmekte olup değişmesi çok zordur.
 
Konumuza gelecek olursak; aslında PKK’nin silahlı mücadeleye başlaması ile birlikte eski devlet şekillenmesi yukarıda sözünü ettiğimiz paradigma çerçevesinde yeniden ve çok güçlü bir şekillenme sürecine girmiş bulunmaktadır. Bu şekillenme hem bürokratik hem de askeri bir şekillenme olmuştur. Geleneğe uygun olarak silahlı kalkışma “şakilik”[1] olarak tavsif edilmiş ve sonrasında ise çağa uygun olarak terörizm tavsifine mazhar olmuştur. Bürokrasi ise tutumunu buna uygun olarak belirlemiştir.
 
Şimdi yaşanan bu (özellikle bürokratik şekillenme) doğrultusunda Türklerle Kürtlerin her alanda eşit olmasının ne kadar mümkün olup olamayacağını irdelemeye çalışalım. Bu değerlendirmeyi fazla sayıda kurum üzerinden değil; askeriye, polis teşkilatı, yargı ve MİT olmak üzere 4 ayrı kurum üzerinden ele alarak yapmaya çalışalım. (Diyanet İşleri başkanlığı, İç İşleri Bakanlığı, Dış işleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı gibi kurumları ise hiç değerlendirmeye bile almıyorum.)
 
Bu 4 kurumun genelde yüzyıllardır özelde ise son 28 yıldır varlık nedenleri adeta PKK karşıtlığı üzerinden şekillenmiş bulunmaktadır. Asıl vurgulamak istediğim konu ise şudur: Farz edelim ki PKK ile devlet arasında bir ateşkes ve sonrasında ise bir barış sağlandı. Bu durumda PKK’lilerin bu kurumlara eşit bir şekilde yerleşmeleri ne kadar imkân dâhilinde olacaktır? Esasında bu “eşitlik”i duyar duymaz “Yahu sen ne demek istiyorsun? Bunca ölümden sonra bir de kalkıp devletin göz bebeğini oluşturan bu kurumlara PKK’li teröristlerimi yerleştireceksiniz?” şeklindeki düşünceleri buradan okumak hiç de zor değildir.
 
Kürt sorununun çözümünün bireysel haklar alanındaki düzenlemelerle çözümünün imkânsız olduğunu bunun ancak kolektif haklar alanında yapılacak olan düzenlemelerle mümkün olduğu genel kabul gören bir yaklaşımdır. Sorunun çözümü için iktidar mevcut düzenlemeleri yeterli kabul etmekte, hâkim siyasi hareket demokratik özerklik talebinde bulunmakta bunun yanında Kürt cenahında yelpaze bağımsızlık ve en azından federasyon talebine kadar uzanmaktadır.
 
Devletin bireysel haklar ile sınırlı tutmaya çalıştığı yaklaşımın çözüm olmayacağını artık herkes görmektedir. Bu durumda en “makul ve kabul edilebilir”[2] çözüm önerisi olan demokratik özerklik açısından “her alanda eşitlik” ilkesini değerlendirmeye aldığınızda zorunlu olarak PKK ile devletin bir anlaşmaya varması gerekmektedir. Diyelim ki bir anlaşmaya varıldı ve PKK silah bırakarak “topluma karıştı”. Bu durumda her alanda eşitlik nasıl mümkün olacaktır? Şimdi bu hususu irdelemeye başlayabiliriz.
 
Askeriyenin yönetimi (kurmay kademesi) bugüne kadar ağırlıklı olarak seküler Türklere açık, Kürtlere ve muhafazakar müslümanlara kapalı bir kurum olarak yapılanmıştır. Ak Parti iktidarı ile bundan sonraki askeri yönetimin muhafazakar Müslüman Türklere ve Türklere itaat etmeye hazır “devşirme” diğer etnik unsurlara geçeceği söylenebilir. Peki dağdan inerek gelen PKK’li Kürtler ya da onların çocukları ya da onlar gibi düşünenler ya da bu örgütün sempatizanları örneğin harp okullarına girebilecek midir? Girebilecekse nereye kadar yükselebilecektir? Yükselebilecek olanların ordu içindeki oranı ne olacaktır? Bütün bu sorulara şimdilik olumlu cevap versek bile en can alıcı soruyu burada şu şekilde sormak gerekmektedir? Bu paylaşmanın/kaynaşmanın garantisi var mıdır? Yani Türkiye Cumhuriyeti bin yıllık geleneğini terk ederek böyle bir anlaşmadan sonra devleti Kürtlerin ve Türklerin ortak devleti olarak kabul edecek midir?  
 
Polis teşkilatı, yargı ve MİT te ve hemen tüm kurumlarda durum aynıdır. Bunun Türkleri ve Kürtleri tatmin edecek makul, mantıklı ve kabul edilebilir bir yöntemini, usulünü ortaya koyabiliyorsak o zaman her alanda eşitliğin mümkün olduğunu söyleyebiliriz. Bunu söyleyemiyorsak o zaman ortada çok ciddi bir sorun var demektir.
 
Samimi düşünen bazı Kürt entelektüellerinin birlikte yaşamak adına şu örneği verdiklerine şahit olmaktayız. Kürtler yoğurt Türkler ise su gibidir. İkisini birbirine karıştırdığınız zaman ortaya çıkacak olan şey ne su olacaktır ne de yoğurt. Yeni oluşacak olan şeyin ismi ayrandır. Ancak öz itibariyle yeni ortaya çıkan şeyin içinde hem su hem de yoğurt bulunduğundan esasında karışımlar da asıl özelliklerini yitirmemiş olacaklardır.
 
Eşit şartlarda birlikte yaşamak şimdilik kaydıyla bence de tercih edilmesi gereken bir şeydir. Ancak bunun için Kürt tarafından ziyade Türk tarafının ve iktidarın çok büyük bir çaba harcaması gerekmektedir. Çünkü hakları gasp edilen taraf Kürtlerdir. Gasıbın gasp edilen hakları iade etme hususunda daha istekli ve gayretli olması gerekmektedir. Bu, eşyanın da tabiatına daha uygundur. Hak talebine karşılık tarihsel iktidar kibri, lütufkâr tutum ve ayak oyunlarıyla yaklaşıldıkça Kürt tarafında birlikte yaşama umudunun gittikçe yok olmaya başladığını da görmek gerekmektedir.


[1] PKK’nin ilk eylemlerini gerçekleştirdiği1984 yılında 16 yaşında bir lise öğrencisi idim ve zamanın başbakanı Turgut Özal’ın üç-beş eşkıya şeklindeki tanımlamasını çok iyi hatırlıyorum. Kayıtlardan da çok rahat bulunabilir.
[2] Bağımsızlık ve Federasyon talebinde bulunan azımsanmayacak sayıda Kürt bulunduğu vakidir. Ancak devasa gücüne rağmen PKK’nin demokratik özerklik talebinin dahi karşılanamadığı böyle bir ortamda bağımsızlık ve federasyon gibi taleplerin en azından şimdilik makul talepler olmadığını var saymak gerekmektedir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —