banner259

1950 Lİ YILLARDA VAN’DAN BİR KESİT

 
                   1950 Lİ YILLARDA VAN’DAN BİR KESİT        
 
 
                                                                                                         
          Efendim yıl 1953 Şehr-i dilâranın bir yaz ikindisi. Kehriz sularının bütün berrâklığıyla yol kenarlarında aktığı. Salkım söğütlerin altından, güneşin parlak ışıkları arasından en güzel mûskînin nağmelerini sese söze   kâlb ettiği yıllardan söz ediyorum.
         Güneşin, sesin toprağın ve âşkın şehnâz-ı nevâ makamında su gibi aktığı yıllar. İki katlı kerpiç evlerin önlerinden her daim su sesinin gürül gürül aktığı, bağları bahçeleri bir gülşene dönüştürdüğü yıllardır bahsettiğim. Evin hanımlarının ve kızlarının sabahın ilk ışıklarıyla evlerin önünü sulayıp süpürdükten sonra toprağın renkten renge giren tonlarının lâtif bin manzaraya dönüştüğü yıllar. Haziran ortalarında başlayıp kısa bir saltanat süren iğde kokularının gözlere gönüllere sinerek ruhları tutuşturup, kamaştıran o mis gibi kokularının sokakları kapladığı yıllar.
         Ereğin başı yine dumanlı. Zirvesini yine derin bir efkâr sarmış, Hafif bir rüzgar esiyor. İskele caddesinin kavakları henüz dikilmiş. İskele o harikulade güzelliğine daha kavuşmamış. Beste beste güneşin, sesin, toprağın, aşkın, emeğin, içli ve ince bir şarkı gibi aktığı yıllardır o yıllar
         Demokrat Partili yıllar. Menderes’in “her sokaktan bir milyoner çıkaracağız” dediği milyoner çıkardığı fakat müteşebbis çıkaramadığı yıllar. Kentimizde o dönemde Ermenilerden kalan mal ve mülkler üzerinden emval-i metruke zenginliğiyle mâruf bir şahsın oteline ait kuyuda soluksuz ve cansız gözleri kuyunun kenarlarına asılı kalmış üç Kenkân.
        Ve Kankânlar iş başında. Kenkânlar ki suyun yaşamın emekçileri. Uygarlığın muttâsıl emekçileri. Kenkanlar ki Menua’nın gururu, Salmanaser’in ışığı. Semiramis’in göz bebekleri. Kenkânlar ki yüksek deniz ülkesinin unutulmuş öksüz çocukları. Kenkânlar güneş ülkesinin karanlık kuyularında soluksuz kalmış üç insan! Agâh, Sıddık ve Ramazan. Kenkânlar, Ken’an kuyusunda. Kenkânlar yaşamın kıyısında. Acem Haço mahallesinde bir eve akşamüstü şivân düşecek. Havar! diyecek üç kadın, aman havar! havar! havar! Erek dağının eflatundan mora dönüşen rengi bir salkım söğüdün yaprakları arasından yüksek deniz ülkesini selamlayan o kentte fırtınalar koparacak.
       Vakitlerden ikindidir bütün kuşlar gökyüzünün alacakaranlığında yuvalarına dönmekte. Erek Dağı’ın hallerinde bir hal var. Erek efkârlı. Erek mağrur. Eteklerindeki uygarlığı bin yıllardan beri besleyen Erek Dağı’nın göğsüne tutunmuş Şuşanıs köyünde elleri nasır tutmuş bir kadının pişirdiği ekmek kadar kutsal ezgidir Kenkânların öyküsü.
 
  
          Şinar ülkesinin kadim dağı Ereğin göğsüne yaslanmış köyün ortasından zirvesine doğru yükselen duman, kızarıp kehribara dönmüş ekmeğin ve aşkın kokusudur. Keşiş gölü kenarında bir çobanın heybesindeki ekmek kadar temiz, emek kadar saf yüreklerin ağıtları derinden derine Aykesdan’da bir gülnihale dönüşmüştür. Ve bir haziran ortasında dağın zirvesinden kentin düzüne bütün çığları harekete geçirecek kadar titrek bir yüreğin çığılığıdır Agâh!
          Ve kadınlar! Güneş ülkesinin kadınları.
          Fransız Devriminde kadınlar Bastill’e yürürken şöyle haykırıyordu Robespiere “Açlığı herkesten çok kadınlar duyar.” Agâh’ın ölümü bir grub vakti Dere mahalllesine ulaşacak. Jeanne d’ Arc’ı kavuran ateş şimdi bu üç kadının yüreğini yakacak.
         Kenkân şimdilerde zihnimizin eşiğinde kurumuş bir kelâmdır artık. Kuruyan bahçelerimiz gibi, kuruyan gâzeller gibi hafızalarımızdan süpürülmekte. Güzel bahçelerimiz güzel evlerimizle birlikte göçüp gitti artık. İyi insanlar iyi atlara binip gittiler artık.
 
     Bahçelerinde sabah kahvaltısı yaptığımız semaver tutuşturduğumuz bahçeler gülşenler gülnihâller yok artık. Agâhın yaşamı gibi mesleği de yarım asır sonra yaşamdan hafızalardan silinmeye yüz tutmuştur. Ermeniler Aykesdan demiş yani Bahçekent sur dışında kalan şu andaki kent merkezi möhreli duvarlarla örülmüş bahçeler ve bağlarında envai türlü meyvenin, çiçeğin, gülün, gülnihalin her evin önünü gülşene çevirdiğini 19. Yüzyılın Avrupalı Seyyahları anlatmakla bitirememektedirler .
     
     Agâh dere mahallesinde mûkim bir gârip, Sıddık Ereğin tam göğsündeki Şuşanıs köyünde meskun. Ekmek kavgasında üç insan. Emek kavgasında üç gârip. Agâh, Sıddık, Ramazan. Agâh son kez yaşama tutunmak ister, ellerini kuyunun kenarına uzatıp yaşama tutunmak ister ama gevşer kolları, toprak Agâh’ın ellerinin içinde kalır. Agâh’ta toprağın içinde. Agâhı kurtarmak için kendini kuyuya atan Sıddık ve daha sonra kalabalığı görünce arkadaşlarını kurtarmak için yaşamını feda eden Ramazan, Ramazan bir ramazan günü nefesini verir o kuyuda. Agâh, Sıddık ve Ramazan üç yağız delikanlı. Üç yürek, son kez ellerini o güzelim şehrin kehrizlerinde değil musâlla taşında yıkarlar Agâh’ ve arkadaşlarınının romanı bir gün yazılır mı bilmiyorum ama Agâh’ın Van’ın emek tarihinde önemli bir yerinin olduğunu hatırlatmayı bir vefâ borcu bildim. Agâhın ve arkadaşlarının ölümünün üzerinden tam yarım asır geçmiş. Agâh! Bizim güzel hemşerimiz. Agâh’ın trajedisine gazeteleri tararken rastladım. İçim acıdı elli üç yıl önce yaşanmış bir olay nedense benim için yeni yaşanmış gibi geldi. Agâh benim ismi şiir gibi güzel hemşehrim. Elli üç yıl önce yaşanmış bir trajedinin günümüzde ne anlama geldiğini kentin ekonomik ve toplumsal tarihi açısından değerlendirmekte yarar vardır.
      Agâh’ın ahına hangi ezgiler, yakıldıysa o kentin bir yerlerinde için için yaşıyordur. Agâhın ahı için yakılan türküyü dinlemek isterdim. Agâh’ın ahıyla yakılan ağıdın o şehrin toplumsal hafızasının bir yerlerinde yer etmiş olmalı. Acep Agâh ve Arkadaşlarını hatırlayan olacak mı?
 
 
YORUM EKLE
YORUMLAR
Cagri Levent
Cagri Levent - 7 yıl Önce

bir van'li olarak; bu hikayeyi ilk defa duyuyorm. cok tesekkur ederim sayin hocam. van'in sizin gibi aydinlara cok ihtiyaci var!

Cagri Levent
Cagri Levent - 7 yıl Önce

arti sunu da eklemek isterim cok dokunakli!

Şafak Geyik
Şafak Geyik - 7 yıl Önce

kaleminize sağlık hocam. van ve bu hikaye ancak bu kadar güzel yazılabilirdi. olayı bilmiyorum fakat en kısa zamanda öğreniriz sizden. saygılar.

mahmut aldı
mahmut aldı - 3 yıl Önce

Çocukluğumuzda kenkan topal kaso vardı kendisini görmüştüm keriz kuyularını temizlerdiler acaba agah o muydu mekanları cennet olsun

banner241

banner247

banner141

banner140

banner255