banner194

banner197

banner151

banner140

banner200

banner148

banner141

banner161

banner203

banner204

banner207
21 Ocak 2018 Pazar

TEPETAKLAK DÜŞECEK MİYİZ?

YATILI OKUL -2

25 Aralık 2017, 23:34
YATILI OKUL -2
SABRİ YALÇINKAYA
 YATILI OKUL -2
Bizleri üç ayrı sınıfa bölüştürüyorlar. Ben 1-A sınıfına düşüyorum. Akabinde yatakhane dedikleri bir yere götürüyorlar. Demirden yapılmış iki katlı ranzalar, yanlarında ise sacdan yapılmış dolaplar var. Her koğuşta en az otuz kişi yatabilir. Yataklarımız ve dolaplarımız gösteriliyor. Eşyalarımızı dolaba yerleştiriyoruz. Sınıfa geçip oturuyoruz. Orda irili ufaklı birçok öğrenci var.
Zil çalıyor bütün çocuklar dışarı çıkıp başka bir binaya doğru koşuyorlar. Onları takip ediyoruz. Yemekhane dedikleri yere varıyoruz. Birçok masa var. Üzerlerine yemek ve ekmek konmuş. Ben de boş bir yere oturuyorum. Nohut yemeği, bulgur pilavı ve beyaz helva var. Göz ucuyla çocukları izliyorum. Onların yaptığı gibi, bir kaşık alıp yemek yiyiyorum. Yemekten sonra köylü arkadaşlarımı telaşla arıyorum. Neyse ki hasretle görüşüyoruz. 
Akşam olunca elektrik dedikleri çok fazla ışık çıkaran lambalar yanıyor. İlk defa elektriği görüyorum. Bizim gaz lambalarına hiç benzemiyor. Hayretle bakıyorum. Meğerse köyümüzden geceleri görünen ışıklar bunlarmış…
Yatağıma giriyorum. Ailemden ayrı ilk gece, battaniyeyi başıma çekiyorum, hasret depreşiyor. Sanki boğazıma bir şey takılıyor, dokunsalar ağlayacağım. Kendimi frenliyorum. Uykuya dalmışım…
Soğuk bir demir çınlamasıyla bütün koğuş bir anda ayaklanıyor. Çocukların cin gibi korktukları yatakhaneci elindeki sopayla ranzanın demirine vuruyor. Çocuklar aceleyle yataklarını düzeltiyor, elbiselerini giyiyorlar. Ben de onlara ayak uyduruyorum. İşini bitiren kendisini dışarı atıyor. Çünkü sonunda çıkan bacaklarına sopayı yiyecek!
Kahvaltıdayız; peynir, zeytin, reçel ve ekmek var. Şekerli çay demir bardaklarla bize veriliyor. Dudağımı yakıyorum!
Öğretmenimiz bizleri alıp tıraşa götürüyor. Saç tıraşı olacağız. Üç kişi devamlı hızlıca öğrencileri tıraş ediyor. Bir sandalyeye oturtuyorlar. Makine hızla saçlarıma dalıyor. Bazen çekip acıtıyor. Kimin umurunda…
Yatakhane görevlisi bizleri hamama götürüyor. Soyunup içeri giriyoruz. Yeni gördüğüm bir şey; musluklardan soğuk ve sıcak sular akıyor. Herkes gibi ben de hızlıca yıkanıyorum. Derken yatakhaneci elindeki sopayla hamam tasına vurarak ortalığı çınlatıyor. Herkes temizlenip temizlenmediğine bakmaksızın can havliyle kendisini dışarı atmaya çalışıyor.
Okul iki sene önce açılmış. Yaş haddine bakmaksızın öğrencileri almışlar. Küçük çocuklar olduğu gibi sakal tıraşı olanlar bile var. Haliyle öğrenciler arası şiddet kaçınılmaz oluyor. Üstüne üstlük bazı pedagojiden anlamaz cahil personeller öğrencilere kan kusturuyorlar. Burada personel içinde iyi insanlarında olduğunu da zikretmek gerekir. Öğretmenler ise genellikle seviyelidirler. Ancak onların da sınırsız yetkileri var…
Öğretmen ve öğrencilerde bir yarış var. Dersler dolu dolu geçiyor. Türkçeyi çat pat konuşmaya başlıyoruz. Yatakhanede yataklarımıza girmişiz. Nöbetçi öğretmen içeri giriyor. “Ayaklar dışarı” diyiyor. Ayaklarımı battaniyenin altından çıkarıyorum. Sağ ayağım yaralı olduğu için yıkayamamışım. 
-Oğlum neden ayağını yıkamamışsın.
-Öğretmenim bu şuştidir, (yıkanmış) buda hastadır. 
Okulda bir heyecan var, sinemaya gidilecek. Her birimiz bir tane tabure alarak sinema salonuna gidip oturuyoruz. Bütün okul oturmuş. Işıklar kapanıyor, içerisi karanlık, ürkek ve merakla bekliyoruz. Güçlü bir ışık karşımızdaki perdeye yansıyor; isimler geçiyor, yüksek bir müzik sesi ve film başlıyor. İlk seyrettiğim film “Üç Silahşörler”   Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz... Dışarıdayız üst sınıftan bir abi diğerine:
-Cüneyt Arkın, Yılmaz Güney, Kartal Tibet vay be dünyada kimse bizi yenemez.
-Onlar bir şey mi? Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni çok daha güçlüdürler.
Kışın ortasındayız. En sevdiğimiz yerler kalorifer yanları… Hasretle beklediğimiz. 15 tatil nihayet geldi. Birkaç köylümüz gelip bizleri alıyorlar. Yaya gidiyoruz. Murat nehri buz tutmuş, üzerinden geçiyoruz. Köye doğru ilerliyoruz. Çok kar var. Tek sıra halinde ilerliyoruz nihayet köydeyiz. Meraklı bakışlarla bizleri karşılıyorlar. Elbiselerimiz aynı tip, bize özenenler var. Ne var ki iç çamaşırlarımız Bit’lerin istilasına uğramış. Annem bitlerden arındırmak için bütün elbiselerimi suda kaynatıyor. Bazı iç çamaşırları ise yakmak zorunda kalıyor.
Tatil çabuk bitiyor. Dönüşte bavullarımıza; Çörek, kızartılmış tavuk gibi yiyecekler bırakılmış. Bir müddet onları yiyeceğiz. 
Yemekhane nöbetçisiyiz. Bize verilen işleri yapıyoruz. Küçük bir oda genişliğinde bir kömür ocağı var. Üzerinde birkaç tane kocaman tencere, yemekler yapılıyor. Aşçı ve yanındaki birkaç kişi etlerin en güzel kısımlarını ayırıp, ocağın içindeki fırına atıyorlar. Nar gibi kızarmış olan etleri aralarına alıp sohbet ve kahkahalar eşliğinde yiyiyorlar. Nöbetçilik yapan çocuklar umurlarında değil…
Kimse anne, baba özellikle kız kardeşlerinin isminin bilinmesini istemiyor. Çünkü isim anıp küfür edenler olabiliyor. Kahvaltılarda sarı renkli çok güzel bir kaşar peyniri çıkıyor. Bu peynirin domuz yağından yapıldığına dair bir söylenti yayılıyor ve o güzelim peynir yenmeden çöpe…
Fırıncı üçgen çörekler yapıyor. Çok lezzetli, o çöreklere hiç doyamadım. Bazı muzip arkadaşlar çöreklerin lezzetinin sırrını fırıncı Özmen abi’nin sürekli akan burnuna bağlıyorlar.
Zaman akıp gidiyor. Baskıcı bir ortam var. Ancak kaliteli bir eğitim veriliyor. Gittikçe kendimizi daha iyi koruyacak duruma geliyoruz. Paramızı ve eşyamızı çaldırmamayı da öğreniyoruz. Nihayet 5 yıl olan okul bitiyor. 13 kişinin Tatvan Yatılı Bölge Orta Okulunu kazandığı söyleniyor. İçlerinde ben de varım. “Bunlar hayatlarını kurtardılar.” deniyor…
 Gel zaman git zaman bir yatılı okula Müdür olarak atanıyorum; Hatıralarım canlanıyor, şefkat ve merhamet duygularım depreşiyor. Bilhassa küçük öğrencilerle çok ilgileniyorum. Yemekhane, yatakhane ve sınıfları fıldır fıldır dolaşıp onlara faydalı olmaya çalışıyorum. Öğrenciler sırayla yemeklerini alıyorlar, çatal kaşık sesleri yükseliyor. Sonra bende aralarında yemeğimi… Aramızda bir gönül bağı oluşuyor. Beni gördüklerinde etrafıma toplanıyorlar…
Yaşadığım tecrübelerden dolayı; yatılı ilkokula hep karşı olmuşumdur. Çünkü küçük yaşlarda acil bir ihtiyaç olan sevgi ve şefkat ancak ailede temin edilebilir. Bu atmosferde yetişen çocuklar; ruhen, bedenen daha sağlıklı ve daha başarılı olurlar. Beynimiz mutlu olduğumuz zamanlarda daha verimli çalışmaktadır. 
İlköğretim 2. Kademe ve Lise yatılı olabilir. Ancak bu okullardaki Öğretmen ve personeller bilinçli ve merhametli olmalı, bu sağlanmalıdır. Maddi alanda ilerleten manevi alanda yücelten bir eğitimi mutlaka sağlamalıyız.
SEVGİ DAİMA KİN ve NEFRETTEN DAHA GÜÇLÜDÜR.

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 6 yorum mevcut

    • Sabri Yalçınkaya @otomotivci 2 gün önce yorumlandı

      tahminim doğrumu? uğur bey siz misiniz?

    • Abdurrahman Sarıkaya 1 hafta önce yorumlandı

      gercekten bizi o eski günlere götürdünüz. mükemmel bir yazı. tebrikler!

    • hamit 2 hafta önce yorumlandı

      harikasın hocam

    • Güney 3 hafta önce yorumlandı

      Eski lere gittik yasadiklarimiz Yaşayaçaklarimıza bir bedel ile yol gösterir. Oldu.

    • otomotivci 3 hafta önce yorumlandı

      sayın hocam yine okurken burnumun direğinin sızladığı bir yazı olmuş, bu yoğun hayat temposunda yazılarınız çınar gölgesinde dinlenmek gibi...
      kaleminize o temiz yüreğinize sağlık

    • kerem 4 hafta önce yorumlandı

      yüreğine kalemine sağlık hocam çocukluğuma götürdün beni

    TÜM YORUMLAR
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    e-gazete
    • Haber Sistemi DEMO v5 - 08 Ekim 2011Manşeti
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV