banner151

banner140

sikiş izle sex hikaye bedava sikiş beylikdüzü escort ataşehir escort pendik escort mecidiyeköy escort bakırköy escort

banner141

banner161

banner203

banner204

banner207
16 Kasım 2018 Cuma

NE BEKLİYORSUNUZ?

Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği

Serpil Çevikcan

22 Mart 2017 Çarşamba 10:07
 Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği
banner76
 Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği

Türkiye, dünya üzerindeki devlet geleneği en güçlü ülkelerden biri.

Selçuklulardan Osmanlılara, oradan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan asırlar boyunca, dünyanın atlattığı her türlü badirenin tanığı, Anadolu’yu tüm bu çağlar boyunca yurt etmiş bir devletin geleneğinden söz ediyoruz.

Avrupa ile yakın dönemde yaşanan, yankıları süreceğe benzeyen derin görüş ayrılıklarına bu çerçeveden bakmakta fayda var.

Avrupa ülkelerinin büyük bölümü de tüm bu çağlar boyunca ayaktaydı.

Özellikle Avrupa’nın yönetim geleneklerini temsil eden büyük ülkeler.

Bu ülkeler, ABD ile birlikte bugün dünyanın içinde bulunduğu açmazların da sorumlusu aynı zamanda.

Almanya’nın 1. ve 2. dünya savaşlarındaki rolü malum.

Sömürgecilik yarışında geri kaldığı düşüncesiyle başlattığı militarist ve radikal milliyetçi yaklaşımlar, bütün Avrupa’nın, sonrasında da dünyanın birbiriyle savaşmasına, milyonlarca kişinin ölümüne yol açtı.

Sömürgecilik, Avrupa’nın Fransız Devrimi’nden sonra büyük hızla geliştirdiği insan odaklı evrensel kurallara ve iki dünya savaşına rağmen bitmedi.

20. yüzyılın başından itibaren Ortadoğu’yu “enerji” savaşları üzerinden şekillendiren Batı, Afrika’yı da sömürmeyi bırakmadı.

Batı ülkeleri bir yandan Afrika toplumuna yardım adı altında evrensel kampanyalar yürütürken, diğer yandan kıtanın en değerli varlıklarını kullanmayı sürdürdü.

Halen birçok Afrika ülkesinde, enerji piyasası, ekonomi piyasaları, altın başta olmak üzere yeraltı madenlerinin işletmeciliği Batı ülkelerinin elinde.

Göçmen krizleri

Batı dünyaya tüm bunları yaparken, kendi insanına da sürekli refah ve daha yüksek insani standartlar vaadinde bulundu.

Sömürülen ülkeler savaşlarla yok olup giderken, Avrupa daha da zenginleşti.

Göçmen krizlerinin altında bu tablo var.

Ülkeleri yok olan insanlar, doğdukları, büyüdükleri toprakları sadece macera istedikleri için bırakmıyorlar.

Yaşamak, ailelerini hayatta tutmak için oradan oraya savruluyorlar.

Sömürgeciliğin maliyeti, Avrupa’nın bugün içinden çıkamadığı tablonun da nedeni aynı zamanda.

2. Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi, standartlarını paylaşmak istemeyen Avrupa halkı arasında yükselen milliyetçilik, terör tehdidi ve ekonomik tabloların kötü seyriyle boyutlanıp devasa bir dalgaya dönüşmüş durumda.

Erdoğan boşuna konuşmuyor

Türkiye-AB ilişkisine de bu çerçeveden bakmak, sorunun bazı yükümlülüklerin yerine getirilmesi ya da getirilmemesinden daha derin olduğunu anlamayı kolaylaştırıyor.

Devlet geleneği, sömürgeciliği ve mandayı kabul etmeyen toplum yapısı, Türkiye’nin Batı karşısındaki konumunu sürekli tartışmalı kılıyor.

Türkiye, ne doğrudan sömürülebilecek bir Ortadoğu ya da Afrika ülkesi ne de sadece pazar olmayı kabul edebilecek bir azgelişmiş ülke.

Evrensel standartları uygulama kararlılığı olan, vatandaşlarının refahını önceleyen, diğer Müslüman ülkelerden farklı olarak demokrasiyi, bütün tartışılabilecek uygulamalara rağmen, içselleştirmiş bir ülke Türkiye.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Batı’yı, özellikle de AB’yi referandum sürecinden önce başlayan, referandum sürecinde de boyutlanan bir sertlikte eleştirmesinde böyle bir art alan var.

Türkiye’nin standartlara uyma çabasına gözünü kapayan, göçmen krizlerinin baş nedeni olmalarına rağmen insani yükümlülüklerini yerine getirmeyen AB ülkelerinin ikircikli tutumu Türkiye’yi de bir yol ayrımına getirmiş durumda.

Erdoğan’ın dünkü konuşmasındaki, “AB üyelik süreciymiş, geri kabul anlaşmasıymış, şuymuş, buymuş, artık hiçbiriyle bizi tehdit edemeyecekler. Bitti o işler. Biz Çanakkale’de olduğu gibi yedi düvelin en modern ordularına boyun eğmemiş, 15 Temmuz’da olduğu gibi içimizdeki ihanet çetelerine meydanı bırakmamış bir milletiz. Hele 16 Nisan’da şu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne bir geçelim, ondan sonra çok daha farklı bir Türkiye doğacak, bunu bilelim” sözleri de bu nedenle sanıldığı gibi referandum propagandasıyla sınırlı değil, bundan çok daha derin anlamlar içeriyor.

Referandumdan nasıl bir sonuç çıkarsa çıksın, Türkiye, AB ile kapsamlı bir hesaplaşma sürecine girecek.

Bu hesaplaşma sürecinde AB’nin Türkiye’ye yönelteceği eleştiriler de olacaktır.

Ancak Türkiye’nin söyleyeceklerinin çok daha fazla olacağı ortada.

Mühim olan, bu süreçte Türkiye’nin demokrasi standartlarını yükseltmek, bu eğilimden vazgeçmemek, tüm bu çabanın AB için değil Türk halkı için yapıldığını açıkça ortaya koyabilmek.

15 Temmuz darbe girişimini ve travmalarını atlattıktan sonra önümüzde bu konuda büyük bir fırsat var.

AB ile hesaplaşma sürecinin bir kopuşla sonuçlanmayacağını da söylemek lazım.

Avrupa ülkeleriyle büyük bir ticari ve diplomatik bağı olan Türkiye’nin AB ya da AB ülkeleriyle bağı elbette kopmaz.

Ancak Avrupa’nın da dünyanın geldiği bu son durumda, Türkiye’siz bir medeniyet projesinin başarıya ulaşamayacağını tekrar tekrar itiraf etmesi gerekiyor.

MİLLİYET

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    e-gazete
    • Haber Sistemi DEMO v5 - 08 Ekim 2011Manşeti
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV